|
 |
|
|
"İnsanları en serbest, en rahat oldukları yerde, sokaklarda çekiyorum"
Şakir Eczacıbaşı 40 yıl boyunca çektiği fotoğraflardan 40 tanesini seçti, bir sergide topladı. Yıllardır Anadolu'yu ve İstanbul'u sokak sokak dolaşan Eczacıbaşı "Benim konum insanlar. İnsanların en iyi karelerini yakaladığınız yerler de sokaklar" diyor
ASLI ÇAKIR
aslicak@milliyet.com.tr
İşadamlığı kadar sanata merakı, katkıları ve fotoğrafçılığıyla tanınan Şakir Eczacıbaşı'nın yeni sergisi 1 Haziran'da başlıyor. Eczacıbaşı'nın 1965-2005 yılları arasında çektiklerinden yani 40 yıldan seçtiği 40 fotoğraf var bu sergide. Şimdiye kadar yurtiçinde 13, yurtdışında 25 sergi açan Eczacıbaşı "Bir Seçki" ismini verdiği sergisi için "Bu bir retrospektif sergi değil. Binlerce fotoğraf arasından beğendiklerimi sonra da birbirleriyle örtüşen fotoğrafları seçtim. Tabii aralarında ünlü olmuş fotoğraflarım da bulunuyor" diyor.
Çetin Altan onun için "Şakir aslında fotoğraf çekmiyor, içinin renklerine boyuyor dünyayı..." diyor. Abidin Dino "Şakir Eczacıbaşı fotoğrafçı mı, ressam mı yoksa kalem yerine fotoğraf kullanan bir yazar mı?" diye soruyor. Ya da İsmail Cem'in dediği gibi "Türkiye'nin gerçekten başarılı ve nitelikli fotoğraf sanatında önemli yeri olan" 76 yaşındaki Şakir Eczacıbaşı'nın fotoğrafçılığı için birçok şey söyleniyor. 18 Haziran'a kadar devam edecek serginin kataloğunda bunları da bulabileceksiniz.
Eczacıbaşı röportajın sonunda bu sergiden sonra 100 sanatçının portrelerinden oluşacak "Yüzler'ce" isimli bir sergisinin olacağını da haber veriyor.
"Çok düzenliyimdir. Bir fotoğrafımı 1,5-2 dakika içinde bulurum"
Binlerce fotoğrafınız arasından sadece 40 tanesini nasıl seçtiniz? Çok uzun sürdü mü bu seçim aşaması?
Hayır. Aşağı yukarı 10 gün sürdü. Aslında bir 40 daha, bir 40 daha olabilir.
Herhalde çok düzenli bir insansınız ki hemen seçebildiniz aradan.
Evet çok düzenliyimdir. Ben bir fotoğrafımı 1,5-2 dakika içinde bulurum. Yoksa işin içinden çıkamazsınız.
Fotoğrafçılığa Ara Güler'le aranızda geçen bir iddialaşma sonucunda başlamışsınız, değil mi?
Şöyle oldu. Ben Tıpta Yenilikler dergisini çıkarıyordum. Yaşlılık üzerine bir sayıydı. Ara'dan hoş, yaşlı portreleri istedim. Çekip getirdi, beğenmedim. Sinirlendi, "O kadar biliyorsan git kendin çek" diye cevap verdi. "Elbette çekerim" deyip ertesi gün bir Leica fotoğraf makinesi aldım ve çekmeye başladım.
Çektiğiniz kişinin duygularını yansıtabilmeniz için ilk şartınız ne?
Fotoğrafçının onunla yaşaması, önceden hazırlanması gerek. "Bu adam nasıl çekilirse yansıtılır?" diye düşünmesi lazım. Çekmek istediğiniz insanı rahatlatmalısınız. Tabii siz de öyle rahat olacaksınız. Çekilen kadar çekenin de durumu önemli. Ben sokakları çekiyorum. Çünkü insanların en özgür oldukları, en serbest davrandıkları yerler sokaklardır.
Siz nasıl çalışırsınız?
Sokaklara çıkarım, ne çekeceğime dair bir ön kararım yoktur. "Dur bakalım, kimlerle karşılaşacağız, beni neler coşturacak?" diye başlarım. Bazen de tek bir kare bile çekmeden dönerim.
İstanbul'un fotoğraf açısından nesi sizi çekiyor?
İstanbul öyle bir diyar ki... Dünyada en çok resmi yapılmış, üstüne en çok şiir yazılmış kenttir. İstanbul'un sonsuz, ilginç sokaklarını, Boğaz'ın yalılarını, kıyılarını, o kıyılarda yaşayan insanları, göç edenlerin burada adeta köyde yaşıyormuş gibi kurdukları alanları... Mimar Sinan'ın yapıtlarını, Bizans kültürünün getirdiği anıları... Yüzlerce fotoğraf çekseniz yine de yansıtamazsınız İstanbul'u. Bir de renkleri var... Bu sergide bir Haliç fotoğrafım var, altın rengi. İşte bütün dünya Altın Boynuz demiş oraya.
Fotoğraflarınız çok renkli. Bir yaşlı adam çekiyorsunuz ama onu da ya bir yeşilliğin önünde ya da kırmızılı, mavili bir kamyonetin önünde çekiyorsunuz.
Çünkü renkli fotoğraf çekiyoruz. Çünkü dünya çok renkli.
Yanınızda sürekli bir fotoğraf makinesi olur mu?
Çalışma odamda, arabamda hep fotoğraf makinesi bulunur.
"Toplantıdayken camdan bakıp, fotoğraf çekmeye gitmek istediğim oldu"
1996 yılında iş yaşamından ayrıldınız. Ama iş hayatındayken de "Uff şu işleri bıraksam, sadece fotoğrafla uğraşsam" dediğiniz zamanlar olmadı mı?
Bu dedikleriniz herkesin içinden geçer, yalnız sanatçıların değil. Benim de içimden geçti ama bir yandan da yapmak istediğimi yaptığım için bu düşünceler hiçbir zaman beni bunalıma sokmadı.
Belki ilk serginizi açtığınızda kimileri "Eh, tabii Eczacıbaşı. Onun sergisine evet demeyecekler de kime diyecekler?" diye düşünmüş olabilir.
Demiş olabilirler. Yalnız 1953'te, daha 22-23 yaşlarındayken Tunç Yalman'la birlikte Vatan gazetesinin Sanat Yaprağı'nı çıkarıyorduk. Hep yayıncılıkla, sanatla ilgileniyordum. Sonra 1955'te Eczacıbaşı'na girdim. O yıllarda Sabahattin Eyuboğlu ile birlikte Anadolu kültürü üstüne belgesel film yaptık. Arkadaşlarla Milliyet Sanat dergisini çıkardık. Yani beni tanıyanlar benim her zaman sanatla ilgim olduğunu da bilirlerdi.
Hiç, bir toplantı sırasında camdan bakıp "Işığa bak, aman ne güzel kare" deyip toplantıyı terk ettiğiniz ya da cama çıkıp fotoğraf çektiğiniz oldu mu?
Olmaz olur mu? Çok resmi toplantılarda olmaz tabii.
Zaten Abidin Dino da sizin için onun hobisi iş yaşamı, işi fotoğrafçılık demiş. Öyle mi?
Güzel bir tanımlama diyebiliriz.
"Kör Agop 'Şakir sen böyle mi yaşıyorsun, vah vah' diyerek bana acımıştı"
İş ve fotoğraf dışında nasıl yaşarsınız? Nasıl eğlenir, nerelere gidersiniz?
Rahat, kendim olabildiğim, herkesin maske takmadığı yerlerde eğlenirim. Resmi partiler, balolar beni çok sıkar. Elbette işim gereği onlara da katıldım ama bunu en az yapanlardan biriyim herhalde. Size bir anımı anlatayım. Kör Agop vardı. Biz onun meyhanesine giderdik. Bir gün karısı hastalanmış. O da gelmiş kapıya "Şakir'in yengesi hastalanmıştır" demiş. Kapıdakiler şaşırmış, "Nereden yengesi oluyor bunun karısı!" demişler ama beni yakından tanıyan bir odacı "Şakir bey belki de görmek ister" demiş, içeri almış. Agop oturmuş, beni bekliyor. Ben o sırada yönetim kurulu toplantısındayım. Çıkarken birden beni görünce dedi ki "Şakir sen böyle mi yaşıyorsun? Vah vah çok acıdım!" Çünkü benim öbür yanımı hiç görmemiş. Buradan çıkarın işte iş dışında nasıl yaşadığımı.
Festivaller ondan soruluyor
Şakir Eczacıbaşı 1993 yılından beri İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın yönetim kurulu başkanlığını yapıyor. İKSV her yıl nisan ayında Uluslararası İstanbul Film Festivali'ni, mayısta Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali'ni, haziran-temmuz aylarında Uluslararası İstanbul Müzik Festivali'ni, temmuz ayında Uluslararası İstanbul Caz Festivali'ni ve her iki yılda bir ekim-kasım aylarında Uluslararası İstanbul Bienali'ni düzenliyor. Şimdi sırada 6 Haziran'da başlayacak ve 2 Temmuz'a kadar sürecek olan 33. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali var. Şakir Eczacıbaşı ayrıca 1968'de başlayan "Eczacıbaşı Renkli Fotoğraf Yıllıkları"yla birebir ilgileniyor. Her yıl bir konu belirlenip duyuruluyor. Ve her yıl gelen 5-6 bin fotoğraftan yıllık için seçilecekleri arkadaşlarıyla beraber belirliyor. Yurtdışına da giden bu yıllıklar Türkiye'nin tanıtımına katkıda bulunuyor.
"Politikaya girmeyeceğimize dair babamıza söz vermiştik"
Size politikaya girme teklifi gelmiştir herhalde.
Çok değil ama evet, geldi. Babamızın bize bir tek nasihatı oldu: "İstediğinizi yapın karışmam ama bana söz verin, politikacı olmayacaksınız." Babamın çok haklı olduğunu da gördüm sonra. "Yurdunuza hizmet etmek istiyorsanız politika dışında yapılacak çok şey var. Onlarla uğraşın" derdi.
|
|
|

|