|
 |
|
|
Kader birliği
Bugün Fransız halkı Avrupa Anayasası'nı oylayacak. İşin ilginç yanı, bu oylama Türkiye üzerinden Avrupa Birliği'nin kaderini çizecek
MİNE G. KIRIKKANAT // paris
Bugün Fransız halkı, Avrupa Birliği'nin kaderini çiziyor. İşin kötüsü, halkın bir bölümü Türkiye'yi düşünerek çiziyor söz konusu kaderi. Kimisi Türkiye'yi AB'de görmek istemediği için "hayır" oyu verecek, daha da kötüsü, bazıları Türkiye'nin üyeliğini anayasanın daha da zorlaştıracağını sandığı için "evet" oyu atacak referandum sandığına. Garip ama gerçek, aslında Avrupa yüzyıllardır Türkiye'ye göre çiziyor bir ölçüde, kaderini.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yayılmacı döneminde, Türkleri Avrupa'dan söküp atmak üzerine kurdular politikalarını. İmparatorluk yıkılırken, paylaşmak için birleştiler. Şimdi de Türkiye'yi aralarına almamak için direnip örgütleniyorlar.
Politikacıların dilinde tüy bitti, aylardır AB Anayasası ile AB'nin Türkiye sorunsalını birbirinden ayırmaya çalıştılar, başaramadılar. Yalnız Fransa'da değil, pek çok Avrupa ülkesinde halk, "kendisine danışılmadan" postkomünist ülkeleri bağrına basan ve
25 üyeye genişleyen AB projesinin siyasal mühendislerinden, yani yöneticilerinden hesap sormak için AB Anayasası referandumunu fırsat bildi, inşaatı durdurmaya hazırlanıyor.
İnşaat durur mu gerçekten? Evet, bir süre için durur. Fransa, Almanya ile birlikte AB'nin kurucusu ve motoru olduğu gibi, ruhunun da yarısı. Eğer Fransa AB Anayasası'nı reddederse, birliğin yapısı, amacı, en önemlisi geleceği, yani Türkiye'ye genişlemesi tartışmaya açılır.
Ama son toplamda, AB bitmez ve AB'nin kaderi Türkiye, Türkiye'nin kaderi AB'dir.
Ne var ki durum tatsız, eğer AB duraksarsa, zaten zorla gireceğimizi çok iyi bildiğimiz kapının açılması epeyce gecikeceğe benziyor.
Bugün Fransız halkı son sözünü sandıkta söyleyecek, belki "evet" der, proje devam eder. Ama bugüne değin ağır basan "hayır"cı eğilim, kimi "Evropa uzmanı" Türkler tarafından, "Aman Fransızlar zaten her şeye hayır demeyi sever" diye değerlendirilemeyecek kadar karmaşık bir yapı gösteriyor. Günah keçisi ilan edilen Türkiye, istemedikleri halde üye yazılan, ceplerindeki paraya ortak ve işlerine rakip olan postkomünist ülkelere duyulan tepkide, "bardağı taşıran son damla" sayılıyor. Sonra euro sorunsalı var. Halk, yine kendisine sorulmadan cebinden çekilen ulusal parasının yerine konulan ve hayat pahalılığını ikiye katlayan euro'ya hınçlı. İşsizliğe hınçlı, ekonomik durgunluğa hınçlı, özelleştirmelere hınçlı ve bütün bunlara çare olamayan politikacılarına hınçlı. Başına bir de koskoca ve beslenmeyi bekleyen Türkiye'yi çıkaran, müzakereleri başlatan Chirac'ı cezalandırmaya hazırlanıyorlar.
O Fransızlar ki, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde salt aşırı sağcı Ulusal Cephe Başkanı Jean Marie Le Pen'i bertaraf etmek için, sağcısı solcusu Chirac'ı seçmişlerdi oylarının yüzde 80'iyle. Bugün sallamaya, 2007'de defterini dürmeye kararlılar.
Üstelik Türkiye, Fransızların ülkede yaşayan 5 milyon Müslüman arasında tahammül edemedikleri ne varsa, hem de devlet katında temsil ediyor: Tüm üyeleri bıyıklı bakanlar kuruluna, Fransa'nın okullarda ve kamu alanlarında yasakladığı tesettürlü hanımlar eşlik ediyor.
Türkiye, yalnız Fransa'da değil, Hollanda'da da "İslami şeriat"ın kurbanı. AB Anayasası'na "hayır"ın ağır bastığı ve büyük ölçüde Fransız referandum sonuçlarının etkileyeceği Hollanda halkı, İslamiyette kadın ezilmişliğini konu alan "Boyun Eğiş" filminin yönetmeni Leo Van Gogh aşırı bir İslamcı tarafından öldürülüp, filmde oynayan Müslüman kadın bakan hakkında ölüm fetvası çıkalıberi, Müslüman göçmen istemiyor, İslamiyet düşmanı kesildi ve Türkler ya da Türkiye deyince...
Türkiye, bütün bu olumsuzluklara karşı 50 yıl önce "Bizim eller öyle değil, biz değiliz" diye savunabilirdi. Ama şimdi?
Şu Fransızlar AB Anayasası'na bir "evet" dese, bir kabus başlamadan bitecek, yüzyılın en büyük barış projesi ağır aksak yürüyecek, her şey az daha kolay olacak gibi. Sandık açılmadan umut tükenmez ama... Bugün için AB'nin Türkiye'nin, Türkiye'nin AB'nin kaderini düzgün yazması zor görünüyor.
|
|
|

|