Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 03 Haziran 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Latife Hanım'ın Atatürk'e zaafı, kişiliğini yok etmemiş"

"Latife Hanımın Sırları ve Türk Sosyetesi" adlı kitabını çıkaran gazeteci Mehmet Barlas, onun çok güçlü olduğunu; Atatürk'e duyduğu zaaf ve aşkın kişiliğine zarar vermediğini söylüyor. Barlas "Kendimi Latife Hanım'ın yerine koyunca, herhalde ben de Atatürk'le kavga ederdim" diyor

YAPRAK ARAS

Gazeteci / yazar Mehmet Barlas'ı Kavacık'taki evinde ziyaret ettik. Yediklerimizi değil gördüklerimizi anlatalım, evi tek kelimeyle muhteşem. Boğaz'ı gören odanın duvarlarını Ara Güler'in çektiği aile fotoğrafları, özellikle de çocuklarınınkiler süslüyor. Misafirperverliğini belirtmeden geçemeyeceğimiz Barlas ile görüşürken köpekleri Müzoş, Eloş ve Gofret de yanımıza geliyor. İtiraf ediyorum, onun anlattıklarının küçük bir bölümünü dinleyemedim çünkü o sırada Eloş'u sevmekle meşguldüm.
Neyse, aslında konumuz Barlas'ın Atatürk'ün karısı Latife Hanım ile ilgili yazılarını kitaplaştırması. "Latife Hanımın Sırları ve Türk Sosyetesi" Latife Hanım'ın Atatürk'le olan ilişkisini ve yine Latife Hanım'la başlayan "Türk sosyetesi" kavramını inceliyor.

Bu yazılar niçin bir araya geldi?
Latife Hanım 1920'ler Türkiye'sinin yani yeni cumhuriyetin ilk sosyete mensubu. Sosyetenin İzmir'den getirdiği kurallarını Ankara cumhuriyetine uygulamaya çalışmış. Fethi Okyar'ın, İsmet İnönü'nün ve Yakup Kadri'nin eşleri, kendilerince yeni cumhuriyetin ilk sosyetesini oluşturmuşlar. Merkezde de Latife Hanım. Hatta İzmir'deki evinden örtüler, tabak takımları getirerek erkeklerin Çankaya'sına yeni bir düzen kurmaya çalışmış. O sosyeteden bugüne bir uzantı yapmak istedim.

Latife Hanımı tanıtmak da var işin içinde...
Amacım oydu. Cumhuriyetin başında Atatürk-Latife Hanım ilişkileri yazılamamış. Ama özellikle çok partili döneme geçildikten sonra Latife Hanım çok konuşulmuş. Genelde ikinci sınıf bir varlık olarak görülmüş. Atatürk de vatan kurtaran bir kahraman. Nasıl olur da bir kadın kendini Atatürk'le eşit görür, ona direnir, "Çok içme, arkadaşlarınla geç vakte kadar kalma, bana da vakit ayır" der diye eleştirilmiş. Atatürk'le evli olmanın bir kadın için büyük bir nimet olduğu, o kadının da bunu hazmedemediği yazılmış.

Sizse tersten almaya çalışmışsınız.
Evet. Çünkü Atatürk'ün Türkiye'ye gösterdiği hedef, çağdaş uygarlık düzeyi. Ve kadın-erkek eşitliği de bunun çok temel bir parçası. Latife Hanım okumuş, özgür bir kadın. Atatürk erkek olarak ne kadar güçlüyse, Latife Hanım da o kadar güçlü bir kadın. Ben onların eşitliğini göstermeye çalıştım. Belli ki Atatürk'e aşık olmuş, müthiş zaaf duymuş. Ama bütün bunlar onun kişiliğini yok etmemiş. Zaten Atatürk'ten sonraki hayatına baktığınızda da bağımsız olarak bir kişilik sahibi olduğunu görüyorsunuz.

"Makbule Hanım iki kez barışmalarını istiyor, Latife Hanım kabul etmiyor"

Bunu nereden anlıyoruz?
Kitapta yok ama birtakım belgelerde gördüm. Atatürk'ün kardeşi Makbule Hanım, Latife Hanım'ı iki defa ziyaret ediyor, barışmalarını istiyor. Latife Hanım da "Ben kişilik sahibi bir insanım, ezilmeyi asla kabul etmem" diyerek kabul etmiyor. Atatürk'ün ona yazdığı mektup var açıklanmayan, onu da kısmen gördüm. Atatürk orada da "Bak, dört defa beni bıraktın. İzmir'deki konağı hep Çankaya'ya tercih ediyorsun" diyor. Oysa hep anlatılan, Atatürk'ün Latife Hanım'ı kovduğudur. Ama işin özünde, Latife hanım hep rest çekiyor. "Benim alıştığım kadınlı-erkekli bir yaşam" diyor. Bunu vurgulamaya çalıştım. Zaten Latife Hanım'ın ailesi de "Latife Hanım'ın da Atatürk karşısında eşit bir insan olduğunu gösterdiniz" dedi.

Bu yüzden mi açıklanmıyor bu mektuplar?
Kadın-erkek ilişkileri çok karmaşık. Erkek Atatürk bile olsa, neticede karı-koca arasındaki kavgalar çok ayyuka çıkarsa, her iki taraf da yakınlarındakilere birtakım şeyler anlatırlar: "Ben onu seviyordum da, o da şöyle yaptı" diye. Anladığım kadarıyla Latife Hanım'ın bu açıklanmayan belgelerinde böyle mektuplar da var. Kız kardeşlerine yazdığı yakınmalar var. Onların açığa çıkması hoşa gitmez. Çok özel hayat. Bu, Atatürk gibi mevki sahibi olan bir erkek olmasa bile hoş karşılanmaz.

Atatürk ve Latife Hanım'ın bu kadar özellerini bilmek bize bir şey kazandırır mı?
Hiçbir şey kazandırmaz. Atatürk tarihe mal olmuş bir insan. Yaptıklarıyla bugün bile birtakım nimetlerden istifade ediyoruz. Bu, cumhuriyet değil sadece. Devrimler, Batı ile entegrasyon süreci... İlk uyum paketini Atatürk açtı. Bugün AB'ye uyum sağlayalım diyoruz ama Atatürk bunu 1920'lerde o kadar müthiş yapmış ki... Onlar yapılmasa, bugün AB'yle entegrasyon diye bir şey düşünülemezdi. Böyle bir insanın özel hayatını bilsek ne faydası olur?

Atatürk'ün karısı olması ve karakterli davranması dışında, Latife Hanım'la ilgili size çok çarpıcı gelen neler?
Birincisi, müthiş bir eğitimi var. Batı'da eğitim görmüş; İngilizcesi, Fransızcası mükemmel. İkincisi cesur bir kadın. Kadın-erkek eşitliğinin bugünlerde hâlâ tartışıldığı bir toplumda, bir sürü askeri ağırlıyor. Ayrıldıktan sonra mesela, o kadar çok insanla görüşmüş ki. Defterlerine baktığımda, durmadan misafirlerinin geldiğini gördüm. Birkaç kez Avrupa'ya gitmiş. Türkiye hakkında Fransızca bir tez yazmış.

Kitapta sürekli "evli olmak" ve "Atatürk'le evli olmak" ayrımına değiniyorsunuz...
Evet yani şimdi kendimi Latife Hanım'ın yerine koyarak düşününce, ben de herhalde kadın olarak Atatürk'le kavga ederdim. Yok sayıyor. Ayrıca o yüzse, siz sıfırsınız. Türkiye'de Atatürk olmak ne demek? Onun isterseniz eşi olun, isterseniz bir yakını, iki dudağı arasından çıkan bir emirle yoksunuz. İşte bakanlar kurulu kararı alıyor, "Boşadım" diyor. Şimdi kabul edebilir mi insan bunu? Latife hanım da bunu yedirememiş, Atatürk de bunu yedirememesini yememiş.

Türk tarihinde Latife Hanım'a benzer başka bir örnek var mı sizce?
Kişilik sahibi insanlar var. Yakın tarihimizde Rahşan Ecevit var. Onun da zaman zaman Bülent Ecevit'e yön verdiği söylenir. Bakanlarıyla konuştum; özellikle son başbakanlık döneminde bazı kararlarda Rahşan hanım çok ağır basmış.


"Türk sosyetesini, aralarına sanatçıları almadıkları için sığ buluyorum"

Niçin sosyeteyle ilgili yazılar yazıyorsunuz?
Çok ilgi çekici bir olay. Özellikle Türkiye gibi burjuvazisi yeni oluşan bir toplumda insanların kendilerine neyi model aldıklarına bakmak çok ilgimi çekiyor. Batılı mı, Doğulu mu? Türkiye'de böyle bir şey var. Lahmacunla viski içmek gibi. Davranışlar Batılı gibi görünüyor ama özleri o kadar Doğulu ki. Dünyalı olmaya çalışan ama kimliğini kaybetmeyen, onun damgasını da Batılılığa vuran bir yapımız var.

"Türk sosyetesini" nasıl tanımlarsınız?
Türk sosyetesi türlere ayrılır. Birincisi cumhuriyet aristokrasisi. Bunun merkezinde devlet yani İsmet İnönü ve hanedanı var. Çünkü Atatürk'ün çocukları olmamış. Sonra CHP'nin, demokrasinin büyükleri. Ardından servet sahipleri geliyor; İstanbul merkezli ama Koçlar, Sabancılar ve Eczacıbaşılar gibi Anadolu'dan göç edenler ve sonra gelişen kapitalistler de var. Yalnız onlar çok değişken. Merkezde bu üç aile kalıyor ama bunların yanına gelip giden, çok zengin olup bir anda yok olan da var. Batı'daki sosyetenin içinde ise seçkin insanlar vardır. Büyük sanatçılar, filozoflar... Türkiye'de onlar eksik. Türk sosyetesi aralarına bu farklı, seçkin, önemli insanları almıyor. O da sosyetenin sığlığını getiriyor bence. Picasso dünyanın neresine giderse gitsin, yaşarken sosyetedir. Ya da Salvador Dali. Ama Türk ressam ve şairleri asla sosyeteye giremiyor çünkü sosyetenin ölçüsü para.

Neden peki?
Burjuvazinin sığ olması ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir şey olmaması yüzünden. Vehbi Koç istisnaydı. Koç'un hayatında yazarlar, ressamlar vardı. Mutlaka vakit ayırıp onlarla beraber olur, özen gösterirdi. Sakıp Sabancı da arkadaş olmaya çalışırdı.

Eczacıbaşılar da sanatçıya önem veren bir aile...
Evet, koleksiyon yaptıkları kesin! Nejat bey de farklıydı. O da üniversitelilerle, aydınlarla çok sıkı ilişkideydi. Ama ikinci kuşaklar yerleşik servete sahip oldukları için galiba, insanlardan ziyade koleksiyonlarla ilgileniyorlar.


"Haftanın iki-üç günü evimizde misafir vardır"
  • Aile hayatım çok yoğun. Kabile gibiyiz. Evde haftanın en az iki-üç günü misafir vardır. Ya akrabalarımızı ya arkadaşlarımızı davet ederiz.
  • Okumak çok büyük bir tutku benim için. Annem ve babamdan aldığım bir alışkanlık bu. Babamı bir trafik kazasında kaybettim. Arabada iki cebinde birer kitap, elinde de bir kitap vardı. Annem, dünya klasiklerini ilkokuldan başlayarak okuttu bana. Okumaya çok vakit ayırıyorum. Kaptırırsam sabaha kadar okurum.
  • Oğlumla www.haberx.com diye bir sitemiz var. Haber sitesini yapmak için sürekli internette dolaşmak lazım. Yerli ve yabancı ajansları takip ediyorum. Günde en az iki-üç saatimi alıyor.
  • Gaziantepliyiz ve evimizde Antep yemekleri pişer. İstanbul'daki Antep mutfağını çok iyi takip ederim. Kaşıbeyaz, Altunizade'deki Mabeyin, Nezih Kebap Yuvalama'ya giderim. Güneydoğu mutfağı istersem Köşebaşı'na, Cumali'ye giderim. İstanbul'daki bütün balık restoranlarına giderim.



    PAZAR
    "Ağar'ı sorguladım, cevapları beni tatmin etti"
    "İnsanları en serbest, en rahat oldukları yerde, sokaklarda çekiyorum"
    "Hayatımı yazarken alkolik oldu!"
    Minik arpçılar bugün sahnede
    Kader birliği
    Fotoğrafları müzeye bağışlandı
    'Hızlı okuma alıştırması sandım, meğer rap çalışıyormuş'
    "120 yıl yaşamak düş değil"
    Ademleri ve Havvaları güldüren kadın
    "Latife Hanım'ın Atatürk'e zaafı, kişiliğini yok etmemiş"
    Düzenli çiçek servisi
    Süslü ve eğlenceli "Balkon"
    Yılın takımı Fenerbahçe, futbolcusu Fatih Tekke
    Metabolizmamızı nasıl hızlandırabiliriz?
    Ağaç evlerde tatil
    Ege şarabıyla Ege balığı buluştu
    Tek taraflı aşk
    Siena'da Türk müziğiyle akşam yemeği
    Yunus Emre kültür merkezleri açılsın
    - Aaa oturmaya mı geldik? - Evet! Sinemadayız
    Yalnızlık burcunda yolculuklar
    Amerika'dan gelen hindistancevizi





  • Ahmet Turhan Altıner
    Ali Rıza Kardüz
    İlber Ortaylı
    Tuba Akyol
    Ülkü Tamer
    Yalvaç Ural

    © 2005 Milliyet