
|
|
|
 |
|
|
Siena'da Türk müziğiyle akşam yemeği
İtalya'nın Siena kentinde, Sapordivino lokantasına gittiğimde hoş bir sürprizle karşılaştım: Canlı müzik yapan piyanist 30 yıl kadar önce Türkiye'de çalışmış
Siena, İtalya'nın eski "şehir devlet"lerinden biri. Şehrin eski yönetim ve yeni belediye binalarının önünde koskocaman, yuvarlak bir meydan var. Yılın belli günleri bu meydanda düzenlenen festivalde, tarihi kıyafetler giymiş Sienalılar at koşturuyor.
Meydanın çevresindeki binaların alt katları kahve ve lokanta olmuş. Kahveler, lokantalar tıklım tıklım turist dolu. Meydan cıvıl cıvıl.
En iyi lokanta hangisi diye sual eyledik. Çok kişi Al Mangia'yı önerdi. Ama gittiğimize pişman olduk. Hiçbir şeyi doğru dürüst değildi.
Oradan çıktık. Şehrin dar sokaklarının birindeki Grand Hotel Continental'in giriş katındaki Sapordivino isimli lokantaya gittik.
Tarihi bina otele dönüştürülmüş ama tarihi çizgilerle çağdaş çizgiler birbiriyle evlendirilmiş. Lokanta ve bar bölümü binanın ortasında, yüksek cam tavanlı iç açan bir mekan. Bir müzisyen piyanoda canlı müzik yapıyor... Batı müziği çalıyor ama geçişlerde bizim Ajda Pekkan'ın, Tanju Okan'ın eski şarkılarının melodilerine benzer melodiler duyuluyor.
Merak ettim. "Merhaba" diye yanına yaklaştım... Baktım, yarım yamalak Türkçe konuşuyor. İsmi Mario Scapecci. Ta 1970'li yılların sonunda Ankara Hilton'da, İstanbul Sheraton'da müzik yapmış. İşçi grevlerini, yağ ve mazot kıtlığını yaşamış. Başladı eski müzikleri çalmaya... 30 yıl önce kasete aldırdığı Türkçe şarkıları çantasından çıkararak hediye etti.
İtalya'nın Umbria ve Toscana bölgesi yemyeşil. Dümdüz. Düzlüklerin belli yerlerinde tepeler yükseliyor. Her tepenin üzerinde de bir tarihi şehir. Şehrin çevresi surlarla çevrilmiş. Binaları olduğu gibi duruyor. Bunların her biri eski devirlerde "şehir devlet"miş. Şimdilerde her biri bir turistik cazibe merkezi.
Roma ile Floransa şehirleri arasındaki Assisi'ye gittik. Gitmeye mecbur (!) idik. Çünkü, 1850 yılında Ernest Renan "Assisi'yi görmeyen İtalya'yı gördüm diyemez" demiş.
Şehrin yerlilerinin gittiği lokanta diğerlerinden
bir hayli farklı oluyor
Assisi'nin özelliği şehrin tarihi yapısı ve de burada bulunan Saint Francis Katedrali. Katedral üç katlı kocaman bir bina. İçinde Franceskan mezhebinin kurucusu St. Francis'in mezarı var.
Assisi'yi geçen yıl 12 milyon turist ziyaret etmiş. Nerede ise Türkiye'ye gelen toplam yabancı turist sayısına eşit bir rakam. Tarihi şehrin içinde hemen her bina, otel veya lokanta.
Katedralin hemen karşısında bulunan Restorante S. Francesco'yu tavsiye ettiler. Akşam yemeğini yerlilerle birlikte yedik. Yerlilerin gittiği lokanta farklı oluyor. Mutfağı da, servisi de pek güzeldi.
Toscana'da görülecek bir başka tarihi "şehir devlet" de San Gimignano... Bu şehir de Val d'Elsa Vadisi'nin ortasında yükselen bir tepenin üzerinde kurulmuş. Etrafı surla çevrili bir ortaçağ şehri. Kuruluşu milattan önce 3 veya 2'nci yüzyıllara gidiyormuş. Etrüsk kökenli bir şehirmiş. Milattan sonra 1000 yılında bağımsızlığını ilan etmiş. Şehirde zenginlik göstergesi, evlerin tepesine dikilen kulelermiş. 13'üncü yüzyılda 72 kuleli ev varmış. Şimdilerde 13 kuleli ev ayakta. Bunlar dört köşe taş içinde kat kat odaları olan kuleler. En yükseği 54 metreymiş. Kuleler cami minaresi gibi şehre bir farklı görüntü veriyor.
Dar sokakları lokanta ve kahve dolu. Şehir meydanındaki kahvelerden birinde nefis İtalyan yemekleri yedik. Türkiye'de benzer yerlerde ödenen hesabın yarısından az ödeme yaptık.
Gimignano'nun seramikleri, zeytin ağacından yapılmış küçük eşyaları meşhur. Güzel sanat galerileri var. Via San Matteo'da gümüş sanatçısı Pallanti Stefano'nun art deco ve art nuevo takıları, şamdanları nefis.
|
|
|

|
|