Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 03 Haziran 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kuran kursu!


Bizim ülkenin öyle hassas konuları vardır ki, bir anda siyaseti gerer, tansiyonu yükseltir. Böyle bir konudur Kuran kursları da.
Bir taraf kuşkuludur.
Kuran kursları yoluyla laikliğin temellerini kemirecek kafaların yetişebileceğini söyler. Bu yüzden devlet denetimini, ağır ceza yaptırımlarını şart koşar.
Karşı taraf tepkilidir.
Müslümanların dinini, kutsal kitabını öğrenmelerine engel olunamaz diye bağırır. Din eğitim ve öğretiminde sivil toplumun ağırlık kazanmasının demokrasiye daha uygun düşeceğini savunur.
Her iki tarafın söylediklerinde şöyle ya da böyle gerçek payları vardır. Bu kurslarda laik toplum ve devlet düzeninden hoşlanmayan kafaların eğitildiği yadsınamaz. Ama aynı zamanda devlet denetiminin de laik demokratik düzen açısından aşırılığa kaçtığı örnekler de yok değildir.
Bu kavga, yeni Türk Ceza Yasası nedeniyle bir kez daha patladı. Kaçak Kuran kurslarını da kapsayan kanuna aykırı eğitim kurumları ile ilgili hapis cezaları önce 6 ay 3 yıl olarak öngörülmüştü. Sonra hükümet bunu yüksek buldu, son anda 3 ay 1 yıla indirdi. Bu ceza indirimi, bu suçu işleyenleri hapisten kurtarıyor, para cezası yolunu açıyordu.
İktidarla muhalefet arasında kızılca kıyamet böyle koptu. CHP lideri Baykal, AKP'nin 'gizli gündemi'nin açığa çıktığını söyledi. Başbakan Erdoğan, Baykal ve CHP'nin aslında Müslümanların dinlerini, kendi kutsal kitaplarını öğrenmelerine karşı olduklarını öne sürdü.
Bir polemiktir başladı.
Geçmişin ya da eskinin malum kavgacı üslubu bir anda siyaset sahnesini sarmaladı. Daha sakin, daha makul bir dille konuşamıyoruz. Maalesef öyle. Hâlâ ne kadar bağırırsak o kadar puan toplayacağımızı sanıyoruz.
Geçmişi düşünün.
Böylesi kavgaların, polemiklerin ne memlekete, ne de o siyasetçilere bir hayrı dokundu. Eski siyaset sınıfı bu nedenle çökmedi mi? Güvenilirliğini, inandırıcılığını bu yüzden yitirmedi mi?
Geçelim şimdi bu konuyu.
Cezadaki indirimin bazı soru işaretlerine yol açması şaşırtıcı değil. Hükümetin bu konudaki son dakika adımına yönelik bazı eleştiriler de haklılık payı taşıyor.
Öte yandan bir gelişme daha var rahatsızlık konusu olan. Gelecek öğretim yılından itibaren liselerde uygulamalı din eğitimi başlatılmak isteniyor. Bu yolda girişimler var. Gazetemizde çıkan bu konuyla ilgili bazı haberler de laiklik açısından kuşku kapıları aralıyor.
Ne yapmak lazım?
Ülkemizde din eğitim ve öğretimi konusunda medeni diyaloglar kurulmasına ihtiyaç var. İktidarla muhalefet dahil ilgili tarafların oturup uygarca konuşmaları şart. Anlaşma, uzlaşma noktaları yakalamadan bu konuda doğru formüller yaratılması uzak ihtimal.
Çünkü bir boşluk söz konusu.
Din eğitimi ve öğretimi konusunda devletin rolü ne olmalı?
Sivil toplum ne yapmalı?
Çocuklar nasıl korunmalı?
Ahmet Hakan'ın deyişiyle, "10 yaşındaki çocukların, pedagoji denilen bilimden zerre kadar nasibini almamış hırt hocalar elinde harcanıp gitmeleri" nasıl önlenir?
Yasaklar nasıl olmalı?
Nerede başlamalı, nerede bitmeli? Laik demokratik cumhuriyet düzenine düşman kafaların eğitilmesi en iyi hangi yollardan engellenir?
Devletle 'din eğitimi'nin, sivil toplumla 'din öğretimi'nin, yani uygulamanın alanları nasıl tarif edilmeli? Değişik inanç gruplarının, mezheplerin içlerine sindirebilecekleri eğitim ve öğretim yolları nasıl açılabilir? Batı'daki laiklik anlayışıyla bizdeki uygulama mukayese edildiğinde neler yapılabilir?
Sorular çok.
Sloganlara, klişelere sığmayacak kadar ve kanlı canlı polemiklerle yanıtları bulunamayacak kadar çok soru var, din eğitimi ve öğretimi konusunda. Bağırıp çağırmakla, cart curt etmekle bu soruların yanıtları bulunabilseydi, bin yıldır bulunurdu.
Bulunamadığına göre...
Ne yapmalı?
Oturup, uygar insanlar gibi konuşmaktan başka çaremiz olduğunu sanmıyorum.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Halil Berktay'ın mektubu
ERMENİ meselesi konusunda düzenlenen ve tepki...
Çetin ALTAN
Harika veya belalı bir değişim süreci...
İnsan ömrü 30-32 bin gün; 650 bin saat falan....
Melih AŞIK
Kilis'te dram...
Kilisli Selahattin Akkurt, 31 Ağustos 2004'te...
Fikret BİLA
Papadopulos çözüm istemiyor
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Anna...
Hasan CEMAL
Kuran kursu!
Bizim ülkenin öyle hassas konuları vardır ki,...
Güneri CIVAOĞLU
Büyük kulak
Teröristlerin bombaladığı İngiliz Başkonsolos...
Abbas GÜÇLÜ
Üniversiteler Ermeni fakiri
Türkiye'nin en önemli baş ağrılarından biri d...
Hurşit GÜNEŞ
Veriler büyümenin düşeceğini gösteriyor
Geçen hafta dış ticaret verileri, bu hafta da...
Sami KOHEN
Öpücükler...
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, bir ABD Kon...
Mehmet Y. YILMAZ
Eleştirilmesi gereken MİT değil
Şöyle bir soruyla başlayalım: Ulusal güvenlik...
Faik ÖZTRAK
Beklentileri yönetmek
Hazine Müsteşarlığı tarafından 2004 yılında k...
Hasan PULUR
"1915'te ne oldu?"
ÖYLE bir hava estiriyorlar ki, sanki "1915'te...
Derya SAZAK
Karşıyaka davası
CHP politbürosu, 'naylon üyelik'ler yoluyla '...
Meral TAMER
Hani Başbakan temel atmaz, ama fabrika açardı?
Başbakan Erdoğan, iktidara geldikten kısa bir...
Yaman TÖRÜNER
Fransa globalizasyona hayır dedi
Fransa yeni Avrupa Anayasası'na değil, global...
Güngör URAS
Ayşe Hanım Teyzem için 'AB' demek 'euro' demek
Ayşe Hanım Teyzem, "Fransızlar, Belçikalılar ...
M. Ali BİRAND
Hollanda, tabutu çiviledi...
Beklenen oldu.

© 2005 Milliyet