|
 |
|
|
Yazık oldu 'efendi'ye
Daha maç başlamadan kazanmak için neye ihtiyacımız olduğunu biliyorduk biz...
O kadar ki, reklam sloganı bile olmuş, ekrana açık açık yazılmıştı:
"Bazı maçlar yürek ve forma ile kazanılırdı"...
Kazanamıyorsan kabahat formada değildi elbet. Forma hep aynı formaydı. Belki yürekleri endişe sarmıştı lüzumsuz bir şekilde. Belki zamanında saçılan puanlar milli takımın basiretini bağlamıştı. Belki, o yürekleri yeterince pompalayacak enerji yoktu kulübede.
Velhasıl yazık oldu efendi Türkiye'ye...
Misafire gelince... Kanunların boşluklarından yararlanan gangster gibi bir takım Yunanistan... Futbol kanunlarını bu kadar kötü yorumlayan, bu kadar çok taktik faul yapan bir ekibin Avrupa Şampiyonu olması adaletsizliğin daniskası.
Yine yaptılar yapacaklarını... Kapandılar, uyuttular, düşürdüler.
Peki bizim çocuklar?.. Onlar, vatanı mı kurtaracaklar, hocalarını mı, kendilerini mi, maçı mı?
Müthiş gergin durumdaydılar. Bu da belliydi...
Ve yakın çekimde yüzlerini görmek için İnönü Stadı yerine televizyon ekranını tercih etmiştim bu nedenle.
Kireç suratlar
İlk yarı... Bir taç atışında Ümit Özat'ın jesti ekranı doldurunca, doğru iş yaptığımı anladım. Bu maçın anlamı yakın çekimlerde gizliydi. Kireç gibi suratlar, donuk bakışlar, ilk yarının skorunu çok öncelerden söylüyordu açıkçası.
Gökdeniz doğru dürüst depar atamadıysa da bu yüzdendi. Emre kendi klasının yanına bile yaklaşamadıysa da...
İkinci yarıda bu kez Yunan kalecisi Niko'nun yüzü geldi bir korner atışından önce. Korku dolu gözlerle bakıyordu. O sırada Necati ve Tuncay da oyundaydı. Geliyor dedik hep birlikte:
Bize Dünya Kupası kapısını aralayacak gol geliyor...
Soyunma odasında ne konuşulmuşsa, artık sahanın enine yayılıyordu Yunan ceza alanı önünde. Çin Seddi gibi defans ancak böyle aralanabilirdi.
Olmadı... Bundan sonra olacaklara gebe bir sesizlik vardı sahada.
Fırtına yakında.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|