|
 |
|
|
Derin devleti anlatmıştı, öldü!
Kötü haber telefonla geldi. Samir Kassir öldü dediler. Lübnanlı meslektaşım, değerli yazar Samir...
Beyrut'u aradım.
Arabasındaki koltuğunun altına patlayıcı yerleştirmişler, sonra da uzaktan kumandayla...
İçim acıdı.
Herald Tribune'ün birinci sayfasındaki fotoğrafa bakıyorum. Paramparça, dağılmış. Korkunç!
Sevgili Uğur Mumcu gibi...
Neden?
Beyrut'taki arkadaşım:
"Bilemiyoruz. Tanıyorsun Samir'i. Uzun zamandır Suriye'yi çok sert eleştiriyordu. Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesini çok önceleri istemeye başlamıştı. Pek az insanın cesaret edebildiği zamanlarda yürekli yazılar yazmıştı. Özgürlükçü bir tutumu vardı, An Nahar'daki köşesinde. İstihbarat Başkanı'yla çatışmıştı. Bu yüzden pasaportu elinden alınmıştı. Yurtdışına çıkış yasağı konmuştu."
Samir, son yazısında da Suriye'yi eleştiriyormuş.
Özgürlükler konusunda üstelik...
45 yaşındaydı.
Kitapları vardı, Lübnan'ı, İç Savaş'ı anlatan... Karısı da gazeteciydi, sarışın, güzel bir genç kadın. Lübnan'ın tanınmış televizyoncularındandı. Onlarla ilk kez 2000 yılı temmuz ayında Beyrut'ta tanışmıştım.
Sıcak bir yaz akşamıydı, Eşrefiye semtinde bir lokanta. Osmanlı'dan kalma bir konağın avlusunda. Ortada fıskıyeli bir havuz, tepemizde hışır hışır dönen beyaz pervaneler. Harika Lübnan mezeleri yiyor, Bekaa'nın enfes rakısını, arakı içiyorduk.
Konu:
Suriye ve Lübnan'dı.
Suriye çekilecek mi? İşgal sona erecek mi? İşgal sözcüğünü kullanmak tabuydu, yasaktı Lübnan basınında. Samir Kassir de eşiyle birlikte gelmişti.
Şöyle dediğini anımsıyorum:
"Lübnan'daki politik sınıfla Suriye'deki yönetici klik arasında işbirliği öylesine yapılaşmış durumda ki, bu işbirliğinden karşılıklı olarak öylesine menfaat sağlıyorlar ki, hiç çıkmayabilir de Suriye Lübnan'dan..."
Samir'le son olarak geçen nisan ayı başında Beyrut'ta, ortak bir dostumuzun evindeki akşam yemeğinde buluşmuştuk. Suriye çıkıyordu Lübnan'dan, gidiyordu artık. Hem bunun keyfi, hem de tedirginliği yaşanıyordu masada...
Bankacısı, işadamı, gazetecisi, sanayicisi, öğretim üyesi, avukatı, bir yerde Beyrut'un kreması. Akdeniz'e tepeden bakan bir evde Samir Kassir bana Lübnan'daki 'derin devleti' anlatmıştı. Bu köşede adını belirtmemiş, 'genç meslektaşım' demekle yetinmiştim.
Samir Kassir, Suriye'nin damgasını vurduğu, üst düzeyde güvenlik ve istihbarat yetkililerinden oluşan aygıtı, sivil askerlerden meydana gelen bir çekirdeği, bir 'çete'yi etkisiz kılmadan Lübnan'da hiçbir şeyin düzelmeyeceğini söylemişti. Samir'e göre gündemin en önemli konusu, 'derin devlet'ti Lübnan'da... (Lübnan'da Demokrasi Rüzgârı, Milliyet, 3 Nisan 05, s.17)
Biz bu sohbeti yaparken, uzaklardan bir bomba sesi gelmişti. Masa birden sessizleşmişti. Sohbet bıçak gibi kesilmişti. Arkasından yoğun bir cep telefonu trafiği...
Saat gecenin on buçuğu idi. Samir Kassir, kızına mesaj çekiyordu, o akşam bir yere çıkmaması için. "Broummana'da patlamış bomba" demişti, "Daha çok varlıklı Hıristiyanların yaşadığı bir semt."
Suriye çekilirken intikam mı alıyor diye sormuştum. "Belki de öyle" demişti Samir, "Hükümet yok gibi. En geç haziran ayında seçimler yapılmalı..."
Seçimler yapılıyor.
Suriye çekiliyor.
İntikam mı alıyor?..
Bilemiyorum.
Samir Kassir'in sakallı, neşeli yüzü gözümün önünde... Eşrefiye'de arak içerken, Akdeniz'e bakan evde bana derin devleti anlatırken hali gözümün önünde...
Özgürlüğün bedeli demek içimden gelmiyor. Fazla klişe sanki... Ama öyle, özgürlüğün bedeli değil mi? Bu bedel her yerde ödenmeden özgürlük gelmiyor.
Beyrut!
İnsanın içini acıtan şehir...
Samir'in katillerine lanet olsun!
Ülkesinde özgürlük ve demokrasi için yazmış yürekli bir meslektaşımızı kaybettik. Gazeteci milletinin, Lübnanlı meslektaşlarımın başı sağ olsun. Ayrıca kendilerine dikkat etsinler. Anlaşılan daha sürecek özgürlük mücadelesi...
Beyrut'ta, geçen nisan ayında Şehitler Meydanı'ndaki çadırının kapısından beni uğurlayan o genç insanın sesi hâlâ kulağımda:
"Türk gazetecisi, unutma, hayaller ölmez! Suriye defolup gidecek, başka çaresi yok. Lübnan Lübnanlılarındır. Bu özgürlük dalgasının önünde kimse duramaz."
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|


 | Çetin ALTAN | | Laf ola, torba dola... Politikacıların dilinde; ekonomik tutarlılıkl... | |  | Melih AŞIK | | Osmanlı tuzağı Bugünlerde mutlaka okunması gereken kitaplard... | |  | Fikret BİLA | | Siyasette dolaylı fayda Yeni Türk Ceza Yasası'nın, Cumhurbaşkanı Seze... | |  | Hasan CEMAL | | Derin devleti anlatmıştı, öldü! Kötü haber telefonla geldi. Samir Kassir öldü... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Güzel şeyler Kadına seçme ve seçilme haklarının verilmesi ... | |  | Can DÜNDAR | | Hayvan! Çocuklar arasında yeni bir salgın var: | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Eğitim reformu şart Asım Kocabıyık, Türk sanayiinin duayenlerinde... | |  | Mehmet Y. YILMAZ | | Deniz, buzlu rakı ve rebetiko Rebetiko ismi verilen müzik türüyle, Siyasal'... | |  | Hasan PULUR | | Dalkavuk kitabı... BİR işi çok iyi bilene "Kitabını yazmış!" der... | |  | Derya SAZAK | | Dünyanın durumu Worldwatch Enstitüsü, 'Dünyanın Durumu 2005' ... | |  | Meral TAMER | | İnsanların en üretken olduğu yaş, 29 olamaz! Tatile çıkıyorum. 2 hafta. Hem de yaz başında... | |  | Tamer HEPER | | Hukuk, ihtilafta taraf değildir Emlak piyasasında kıpırdanma var. Gayrimenkul... | |  | Güngör URAS | | Bizde de "evet" çıkmayabilirdi Biz neden AB'ye tam üye olmak istiyoruz? "Efe... | |  | Serpil YILMAZ | | "Telekom sanayii kalmadı" Nortel Netaş Genel Müdürü Müjdat Altay ile, o... | |
|
|