|
 |
|
|
Çevir şu numarayı!
Giden her iyi insan için bir yenisi doğuyor mudur? Yazı tatili geçti, yazmaya döndüm yine. Tatilden öğrendiğim yeni bir bilgiyle...
Uzun süredir görmediği insanlarla karşılaşma ihtimali belirdiğinde, diken üzerinde bir tedirginlik gelir çöker insanın tepesine. Tedirginliğin sıkıntısı, ayrı geçirilen zamanın uzunluğuyla doğru orantılıdır. Aramadığınız, sormadığınız için tuhaf bir de suçluluk duygusu... Aramadığınız her gün daha da büyür sıkıntı. Günün birinde o kadar karışık bir sıkıntı yumağı haline gelir ki o bulaşık duygu, artık sadece bir çekmeceye kaldırmak istersiniz bu yumaklaşmış meseleyi.
İlk cümle ne olacak?
İnsan ilişkilerinin söylenmeyen tarihinde çoğu dostluk böyle sökülür gider; vesveseler çukurunda suretler gevşer, yüzler yiter... Telefon rehberinizde adına rastladığınızda içinizin sıkıştığı, "Şimdi zamanı değil" diye ucu kaybolmuş yumaklar çekmecesine kaldırdığınız kaç insan var?
Kafanızın içinde konuşup durduğunuz ve bunu bilmesini dilediğiniz kaç kişi?.. O telefonları çevirmek, saçma ve komik bir biçimde giderek daha büyük bir cesaret gerektiriyor, değil mi? Üstelik, sadece ilk cümlenin ne olacağı korkusu ve "Ya kaldığımız yerden devam edemezsek!" endişesi...
Bundan daha sıkıntı verici ne olabilir değil mi? Öyle geliyor değil mi? Öyle değil işte... Bu, bir kenara dursun şimdilik.
Yazının elzem serseriliği
İki haftadır yazmıyordum. Kafa tatili! Önüme düşen, rüzgârla açılan gazeteye bile bakmadım. Ben gibilerin tatili öyle olmalı. Çünkü her gördüğünüz, duyduğunuz şeyi üç bin vuruşluk yazı olarak kurgulamaya başladığınızda, yazıyı ve zekâyı korumak için derhal bu kurgudan sıyrılmak gerekiyor. Hayat karşısında güdükleşmemek için bu güdümlü seyir halinden güdümsüz bir seyir haline geçmek, "tatil" anlamına geliyor.
Yazarak tüketmeyi planlamak zorunda kalmadan çocuğa, ışığa, kalabalığa, yazıya, kâğıda bakma yeteneğini koruması gerekir yazanın. Her neyse... Tatildeydim velhasıl.
Çok eski bir kahveye gidip her gün, sabah ışığının düştüğü bir masada, kendim için yazdım da yazdım. Yazdıkları yayımlananların en büyük yoksunluğu, peçete kâğıtlarına yazamamaktır artık. Bu "profesyonellikten" bir süreliğine uzaklaşmak yazının haysiyeti ve elzem serseriliği için gereklidir.
"Satılmayacak" şeyler yazmak bir yazarın en mühim ve kutsal perhizidir! Yazı tatili budur da hayat tatili nedir?
Tatil, herhalde, sonuna kadar programlanmış hayat içinde zaman üzerinde serserilik etme hakkınızı ilan ettiğimiz bir ada olabilir. Bu zamanda ne yapılır? Eksilen yerlerini tamamlamalı insan herhalde. Nereniz eksildiyse... Benim insanlarım eksilmişti. Çekmecelere konulmuş yumaklar gibi insanlar. Onları arayacaktım tatilde. Bir cesaret numaraları çevirecektim. Ta ki... Onlardan birinden bir telefon gelene kadar, plan buydu.
Dünyanın adaleti
Bizi "kuran" insanlar vardır. Zamanlarımızın bir yerinde, tılsımlı baharatlarıyla bir şeyler serpiştirip üzerimize, belki kastetmedikleri kadar değiştirip oldururlar bizi. İcen (Börtücene) Abi o tılsımlı adamlardan biriydi. On dokuz yaşında Ankara'da imzasız haberler yaparken, "Herhalde otuz yaşımda ölürüm" diyecek kadar gençken, müthiş zarif varoluşuyla gelivermişti.
Sonra işte, bir masalın bitişi gibi gidivermişti. Arayamadığım telefon numaralarından biri böylece artık sona erdi. Başınıza gelmişse bilirsiniz; en zoru, gidenin numarasını silmek cep telefonundan. Bir de toprağa inerken gövde düşündüm:
Acaba her giden iyi insan için bir yenisi doğuyor mu yeryüzünün bir yerinde? Dünyanın hiç değilse bu kadar adaleti oluyor mu?
Bu tatilde, eksilen bir yerimi tamamladım. İyi geldi. Telefon numaralarının yarattığı iç sıkışmasından daha beteri o numaraların artık olmamasıymış. Size de bir tatil tavsiye ediyorum. İnsanlarınız eksilmeden tamamlanmanızı diliyorum...
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|