
|
|
|
 |
|
|
Altı Kerax kamyon, Turfan Çölü'ndeyiz...
Renault Trucks'ın Dakar Rallisi'nde de yarışan altı Kerax inşaat kamyonu ve kabinlerinin montajı Bursa'da yapılan iki Sherpa askeri kamyondan oluşan İpek Yolu Konvoyu'nun 20 bin kilometrelik yolculuğunun Çin etabına katıldık. Turfan Çölü'ndeki üç günlük çetin yarıştan inanılmaz deneyimlerle döndük
ERCAN ARSLAN
Renault Trucks'ın Dakar Rallisi'nde de yarışan altı inşaat kamyonu Kerax ve kabinlerinin montajı Bursa'da yapılan iki Sherpa askeri kamyondan oluşan İpek Yolu Konvoyu, iki ay sürecek, 20 bin kilometrelik yolculuğuna 2 Nisan'da Fransa'nın Lyon kentinden başlamıştı. 15 - 22 Nisan tarihlerinde Türkiye'den de geçen konvoy 9 Haziran'da Çin'in Başkenti Pekin'e ulaşacak.
Bu maceralı yolculuğun Çin etabına katılmak için dokuz saatlik bir uçuştan sonra Pekin'e varıyoruz. Bir gece Pekin'de konakladıktan sonra, konvoyla buluşmak için dört saatlik yeni bir uçuştan sonra Ürümçi Havaalanı'na ulaşıyoruz. Kentte Uygur, Kırgız, Kazak, Moğol ve Çinliler yaşıyor.
Ben, Selin ve Al...
Havaalanında, basın mensuplarını bekleyen konvoya katılıyoruz. İlk etapta bizi karşılayan Proje Sorumlusu Catherine Colomb, büyük bölümü Turfan Çölü'nde geçecek olan yolculuğumuz için bizi kamyonlara yerleştiriyor.
Ben, Renault Trucks Türkiye'den Selin Şahiniz ve kamyon pilotlarının en sempatiği ve en hızlısı, Fransızların kısaca 'Al' diye çağırdığı Suriyeli Alaeddin Jabri ile aynı kamyondayız. Ürümçi'den Turfan'a doğru yola çıkıyoruz.
Konvoydaki kamyonların dışında, dört de Nissan Patrol cip var. Ancak onlar yarışmacı değil tabiiki... İşleri, ekibe öncülük etmek. Yaklaşık 50 kişilik ekipte, destek grubunun yanısıra, bir doktor ve bir de aşçı bulunuyor.
İki saatlik otoban yolculuğundan sonra, Uygurlular'ın yaşadığı Turfan'a varıyoruz. Çok geniş caddeleri, yolları dikkatimi çekiyor. Bizim E5, yanında 'ara sokak' gibi kalır. Üstelik bu yollar modern de...
Konvoy, güzergahı boyunca, tarihi İpek Yolu'na ev sahipliği yapmış, antik kentleri de ziyaret programına almış. Turfan'da bunlardan ilkini ziyaret ediyoruz. UNESCO tarafından korumaya alınmış olan Jiaohe harabereler!.. Bizim Kapadokya'yı andırıyor. Birçok oyulmuş mağara var. Ekip kentle ilgili merakını yendikten sonra makinelere sarılıyor. Herkes birbirinin fotoğrafını çekiyor.
Bu gezinin ardından, Turfan'daki otelimize yerleşiyoruz. Akşam yemeği için restorana indiğimde, kapıda -Çin'de sonraki günlerde de sık sık adını arayacağım - 'Muslim Dinner Hall' (Müslümanlar için akşam yemeği alanı) yazısını görüyorum. Çin mutfağı seremonisi ile hazırlanmış masanın üstündeki dönen tepside, tas kebabı, türlü, fasulye var. Lezzetlerine diyecek yok. Tam bir afiyetle yeme durumu...
Rüştü Çin'de de gol yemem diyor
Yorgunluk ve üstüne yemek... Uykum geliyor, odama çıkıyorum. Elbiselerimi çıkarırken televizyonu açıyorum. Bir de ne göreyim?!.. Kaleci Rüştü, reklamda 'Gol yemem, Golf yerim' diyor. Doğrusu, çok şaşırıyorum. Yolculuğumuzun 'sakin' gününü tatlı bir uykuyla bitirmek için yatağa atıyorum kendimi.
Macera günü başlıyor
Sabah saat 08:30! Kamyonlarla Turfan Çölü'nü geçmek için hareket ediyoruz. Bütün araçlarda bulunan GPS aleti var. Turfan'ın deniz seviyesinden - 72 metre aşağıda olduğunu gösteriyoruz. Kentte rakım - 72! Bu, İsrail ve Ürdün arasındaki Ölü Deniz'den sonra dünyanın deniz seviyesinden en düşük ikinci noktası.
Üzüm bağları ve 'kovun' tarlaları ile çevrili şehirde küçük küçük mescitler dikkatimizi çekiyor. Kerpiçten yapılmış tek katlı, birbirinin benzeri evlerden oluşan mahallelerde, bizim güneydoğu'daki 'damda yatış' görüntülerin 'aynısı' değil ama bir benzeri var. Turpanlılar yol kenarlarına ve evlerin önüne attıkları karyolalarda uyuyorlar.
Kentten çıkıyoruz ve kentten uzaklaştıkça çöl coğrafyası başlıyor. Kamyonlar irili ufaklı kum tepelerini aşıyorlar. Pilotlar şimdiden yarış modunda. Sürüş ustalıklarını sergilemekten kaçınmıyorlar. Zaman zaman 90 km\ saat hıza ulaşan Kerax kamyonlarda kemerlerimiz bağlı ama tepecikleri aşan kamyonların birbirini izleyen yalpaları ile topuklarımız havalanıyor! Birbirimizin üzerine devrile devrile ilerliyoruz.
İlk lastik izi bizim
Pilotların en hızlısı, geride kalınca bunalıma giren pilotumuz Al'ın gayreti, Bağcılar -Topkapı minibüs şöförlerini hatırlatıyor. Al'ın bu hatta çok iyi iş yapacağı geçiyor aklımdan... Onun sayesinde çöle ilk lastiklerin izini biz bırakıyoruz. Yol boyunca Al arada bir bize bakıyor.. Gülümsüyoruz, 'her şey yolunda' ifadeleriyle bakıyoruz ona... Bu, aynı zamanda bir ekipte bulunmanın da raconu. Ama... Heyecanına diyecek yoksa da 'çölde kamyon sürmece' eğelncesinde 'yolcu' olanın işinin pek zor olduğunu itiraf etmeliyim.
Çölde yağmur manzarası
Birkaç saatlik yolculuktan sonra yemek molası için duruyoruz. Önce ihtiyaç molası! Kadınlar sola, erkekler sağa olmak üzere, kamyonlardandan inen, 'içi dışına çıkmış' herkesin aklında aynı şey var.
Arkasından soğutuculu Firigo kamyonun içindeki yiyecekler çıkarılıyor. Ekip ruhuyla, yana açılarak masaya dönüştürülen kamyon kasalarında yemek hazırlığı yapılıyor.
Yemek faslından sonra 'sıfır çöp, sıfır kirlilik' için ekip etrafı toparlıyor. Tekrar yola koyuluyoruz. 'Kuş uçmaz, kervan geçmez' çölde, yağmur başlıyor. İstisnai bir zaman kesiti olmalı... Bir hayli de sürüyor. Yağmurla birlikte akşam saat 19:00'da kamp yerine varıyoruz.
Bu kez akşam yemeği telaşesi var. Ekip önce yemek çadırını ve seyyar mutfağı kuruyor. Günün yorgunluğu var. Akşam yemeği yeniyor. Arkasından her gruba, kuracakları yerler gösterilerek çadırları veriliyor.
Birbirine yakın düzen kurulu çadırlar uykuyu çağırıyor. Yorucu bir günden sonra herkes için en iyisi bir an önce uyumak. Ertesi günün daha zorlu geçeceğini hepimiz biliyoruz.
Beyaz peynir yok mu?
Sabahın ilk ışıklar ile çölde güne merhaba diyoruz. Herkes çadırını ve kamp malzemelerini toplayıp, yolculuk ettiği kamyonun özel bölmelerine yerleştiriyor... Ve saat 08:00'da kahvaltı faslı başlıyor. Gözlerim beyaz peynir arıyor! Ne yazıkki Çinliler ve konvoydakiler, beyaz peynirin icadı konusunda bir fikre sahip olmadıkları izlenimi veriyorlar... Neyse ki sıcak çay var...
Çölde kamyonla gitmek... Okyanusların, denizlerin belirsiz bir 'kayıplık' ve yaşamdan kopuş hissi veren sonsuzluğuna süratle bir dalış gibi...
Pilotumuz Al'ın neşesine diyecek yok. Bu yolculuğu aynı neşeyle bitirmeye kararlı. Ekip içindeki telsiz konuşmalarında, Çin'in bulunduğumuz çölde nükleer denemeler yaptığı geçiyor. Biraz tedirgin oluyorum, hani radyasyon, falan...
Kavunları ile ünlü Hami
İki günlük çöl yolculuğumuzun sonunda kavunları ile ünlü Hami'ye varıyoruz. Uygurlar yaşıyor. Herkes (çölden gelmiş gibi toz toprak içinde. Kamyonlar otoparka girerken resepsiyondan anahtarını alan duşa koşuyor. Üçüncü gün yolumuz artık çölde geçmeyecek, otobana çıkacağız. Herkes erkenden odalarına çekiliyor. Sabah kalkış saatimiz sabah 05:30 olarak belirleniyor. Çünkü yolculuğumuzun son durağı Dunhuang'da, Çin tarihinin önemli bilgi ve belge kaynağını oluşturan MÖ 4.yy'dan kalma kayaların içine oyulmuş Buda tapınaklarının bulunduğu Mogao mağaralarına, müze kapanmadan ulaşmayı planlıyoruz.
Mogao mağaraları
Sabah belirlenen saatte toplaşıp yola koyuluyoruz. Dunhuang'a ulaşır ulaşmaz doğrudan konvoy halinde Mogao mağaralarına gidiyoruz. Bizim Kapadokya benzeri dağların içine oyulmuş 492 tapınak - mağara'dan oluşuyor. İçlerinde, yüksekliği 26, genişliği 60 metreye ulaşan Buda heykelleri bulunan, duvarları süslemeli mağaraları geziyoruz.
Yolculuk ettiğimiz Turpan, Hami ve Dunhuang güzergahı İpek Yolu'nun en önemli kavşak noktaları... Müzeden sonra yolumuzu yine çöle çeviriyoruz. Ama bu kez sadece röportaj ve fotoğraf çekimi için... Ekipten bazıları yakınlarına göndermek için kartpostal yazıyor, telefon ediyorlar. Az sonra çöl, 'unutmayın, ben çölüm' diyor ve kum fırtınası başlıyor. Ekip yolunu otele çeviriyor. Birlikte geçireceğimiz dördüncü gecenin sonunda vedalaşıyoruz. Serüvenin yeni yolcuları bir başka gazeteci grubu olacak...
İpeğin son başkenti Lyon'dan Çin'e
İpek Yolu, Han Hanedanı İmparatoru tarafından Doğu ile Batı arasındaki ilk kültür alışverişini sağlamak amacıyla görevlendirilen Çinli general Zhang Qian tarafından MÖ 2. yüzyılda açılmış. Kervanlar Semerkant'tan, Buhara'dan tüm Asya'ya dağılarak, Orta Asya'yı, İran'ı, Irak'ı, Suriye'yi Akdeniz'in doğu kıyılarını geçmişler. 7 bin kilometre uzunluğundaki bu ticaret yolu için 'İpek Yolu' terimi ilk olarak 19. yüzyılın ortalarında Alman coğrafyacı Baron Ferdinand von Richthofen tarafından kullanılmış.
1271'de, henüz 17 yaşındayken, Marco Polo ilk İpek Yolu yolculuğunu gerçekleştirmek için Venedik'i terk etmiş. 1275'te Kubilay Han'ın Pekin'in kuzeyinde Shangdu'da bulunan sarayına varmış. Çin'de geçirdiği 17 yıldan sonra 1295 yılında Venedik'e dönmüş. 16. yüzyılda Lyon ipeğin Avrupa'daki başkenti haline gelmiş.
|
|
|

|
|