Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 07 Haziran 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Günde ortalama 12 saat televizyon seyrediyorum"

Şahan Gökbakar, "Dikkat Şahan Çıkabilir" programındaki tiplemelerin ana malzemesinin televizyon olduğunu ve çocukluğundan beri çok televizyon seyrettiğini söylüyor

YAPRAK ARAS
yapraka@milliyet.com.tr

Şahan Gökbakar'ın "Zoka" programıyla başlayıp "Dikkat Şahan Çıkabilir"le devam eden önlenemez yükselişi devam ediyor. Şahan şu sıralarda da iki reklam filminde birden oynayarak ufak çaplı bir rekor da kırıyor. "Çocukluğumdan beri böyle şeylerin olacağını hissediyordum. Çünkü hep aranılan, popüler, eğlenceli, komik bir çocuktum" diyor. 30 sene sonra da nerede olabileceğini biliyormuş. "Nerede?" diyoruz. "İyi, yüksek yerlerde" diye cevap veriyor. Şahan beni hiç şaşırtmadı; en az beklediğim kadar komik ve eğlenceli biri çıktı.

Lise yıllarındayken bir gün buralarda olacağınızı tahmin edebiliyor muydunuz?
Böyle şeyler olacağını hissediyordum. Çünkü en başından beri zaten komik, enerjik, ortamda göze batan, ilgi çeken, ilgi odağı olmayı seven, yaratıcı bir çocuktum. Yedi yaşındayken apartmanda duvara kağıt asıp çocuklar arasında bilgi yarışması yapar, cetvel falan hediye ederdim. Sonra anneannemden kalma eski bir radyo vardı. Apartmandaki çocukları konuk alıp radyo programı yapardım. Lisede de hep "Şahan da gelsin, Şahan da olsun" diye aranılan, popüler biriydim.

Sonra Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü'ne girdiniz...
Orada bana "Senden bir şey olmaz" diyen hocalarım oldu. Liseden çıkıp o zıpır muhabbetleri devam ettirince hocalar benden iyi aktör olacağını düşünmediler. Ama ikinci sınıftan sonra sahneye çıkmaya başlayınca beğendiler.

İstanbul'a neden taşındınız?
O dönemler karışık duygusal ilişkiler yaşıyordum. Mezuniyet, ne yapıp ne edeceğim derken bir gün annemle İstanbul'a geldim. Öğlen ev tuttum, akşam yerleştim. Bir sene çeşitli reklam seçmelerine katıldım; hiçbiri beni seçmedi. İstanbul'u gezdim, düşündüm bayağı. Kafamı topladıktan sonra "Zıbın"ın projesini yaptım ve TV8'e götürdüm, oradan TRT, "Zoka" derken "Dikkat Şahan Çıkabilir" başladı.

Neler değişti peki hayatınızda?
Pek bir şey değişmedi. Ama artık kendi paramı kazanıyor olmak çok zevkli. Annemi arayıp "Anneciğim, bir isteğin var mı?" deme lüksüm var. O beni çok mutlu ediyor. Bunun dışında hayatımda değişen tek şey, bu ülkedeki ünlülerin benim arkadaşım olması.

Sokaktaki insanın size yaklaşımı da değişmiştir herhalde...
Geçenlerde Ortaköy'de otururken her geçen "A, Şahan" dedi. Ben de "Hiç tanımadığım insanların ağzından kendi adımı duymak çok garip geliyor" dedim. Ama bunun ardında sevildiğini bilmek ve bu sevginin yaptığın işten, zekandan ve başarından dolayı olduğunu bilmek çok güzel. Objektif bir sevgi bu ve negatife dönüşebilmesinin çok kolay olduğunu bildiğim için beni ego olarak pek tatmin etmiyor. Böyle bir şeyden egosal anlamda tatmin yaşamam. "Herkes beni tanıyor" gibi bir tribim yoktur. Bende doğduğumdan beri sabit bir ego var çünkü.

Reklamlara çıktığınız için eleştiriliyorsunuz. Yüzünüzü çabuk eskiteceğiniz konuşuluyor.
Şu anda komedi piyasasında beş tane isim var ve yaklaşık 10 senedir bu işleri yapıp yüzleri eskimiyorsa benimki neden eskisin? Benim haftada bir gün programım var ve iki tane reklam filminde oynadım şimdiye kadar. Yüzüm neden eskisin, neden tıkanayım? Öyle bir kaygı da var. "Şahan tıkanacak mı?" Niye tıkanayım yani? Normal bir insan "Acaba tıkanacak mıyım?" diye düşünür mü?

İnsanları güldüremediğim bir zaman gelecek mi diye bir kaygınız olmuyor mu hiç?
Öyle bir şey imkansız. 25 yıl insanları güldürüp de bir anda tıkanmak olabilecek bir iş mi?

Bunca tipleme büyük bir gözlem yeteneği gerektiriyor. Muhtemelen bu gözlemi de televizyondan yapıyorsunuz. Günde kaç saat televizyon seyrediyorsunuz?
Herhalde günde 12 saat falan izliyorumdur. Genelde geceleri seyrediyorum zaten. Çocukluğumda da çok televizyon
izlerdim.


"Sinema filmi düşünüyorum;Sinan Çetin'le konuşuyoruz"

İki sene sonra sahneye çıkmayı düşünüyorum. Sinema da yapacağım. Sinan Çetin'le üzerinde konuştuğumuz çok fazla hikaye var. Ya bu sezon ya önümüzdeki sezon yapacağız.
Bütün karakterlerimin ortaya çıkış öyküsü aynıdır. Şahan oturur, televizyon karşısındadır. Alper (Mestçi) sol tarafındayken Şahan bir anda kalkar, "Aa, şöyle bir şey yapalım mı?" diye çıkar. Bazısı trafikte sıkıntıda, bazısı yemek yerken çıkar.
Beş yaşımdan beri Galatasaraylıyım. Galatasaray konusunda konuşmam bile.
Taksicilerle aram çok iyidir. Sırf eğlenmek için binip bir yerden bir yere gidebilirim. Orta birden beri en iyi dostum taksiciler. Her şeyi konuşabilirsin. Bir daha görmüyorsun ki. Onlar toplumun psikologları, sarı psikologlar. Gir istediğini anlat. "Ağabeycim, dört milyon yedi yüz elli bin lira alayım" diyor, orada bitiyor.
Camper marka ayakkabılarımdan vazgeçemiyorum.
Bütün skeçlerimde üzerimdeki bu gri pantolonu giyiyorum. Üç günde bir yıkanıyor, tekrar giyiyorum. Docker's'tan aldım. Uğur da denebilir. Yırtılınca aynısını alacağım.
Çok iyi bir müzik dinleyicisiyim. Gitar çalar, besteler yaparım. Programdaki bütün şarkıları kendim yaptım. Sarah McLachlan'ı severim. Tori Amos'a bayılırım. Depeche Mode dinlerim. Amerikan melez şarkıcıları severim. Türklerden Kenan Doğulu, Emre Altuğ, Tarkan'ı dinlerim. Ceza bir de; bütün şarkılarını biliyorum. Çok önemli bir insan Türkiye'de.
Sabah yedi-sekiz gibi yatıyorum; günüm öğlen ikide başlıyor. Evde takılıp kedim Dada'yla oynuyorum; çekim günüyse çekime gidiyorum.
Geceleri hep NTV açıktır. Uyurken de açık kalır. Çünkü spikerlerin sesleri çok yumuşak ve dinlendirici. Anlattıkları masal gibi geliyor.


"Benim en iyi dostum kebapçılar, pizzacılar. Hazır yemek sektörüyle çok iyi anlaşıyorum"

Kitap okur musunuz?
Çok spot kitaplar okuyorum. Mesela "Da Vinci Şifresi"ni okumam ama öneririm. Çünkü herkes onu okuyor. Ben daha çok Frederic Beigbeder falan okurum. Sonra "Hitler'in Psikopatolojisi" diye bir kitap var. Onu merak ettim, aldım. "Kavgam"ı da merak ettim aldım ama çok sıkıldım anlatışından. Tabii adamın yaptığı gariplikleri merak ediyorum. Kötü ama garip bir adam. Bir de bu karakter çözümlemeleri benim için önemli.

Sinemayla aranız nasıl?
İyi bir sinemaseverim. En son "Çevirmen" filmini izledim.

Spor yapıyor musunuz?
Spora yazılıyorum genelde. Hep yazılı olduğum bir spor merkezi var yani!

Kilonuzdan memnun görünüyorsunuz...
108 ile 110 arasında gidip geliyorum.

Evde yemek pişirir misiniz?
Bildiğim birkaç yemek var. Güzel de yemek yaparım aslında ama pek evde yemek yapma moduna giremedim. Artık her şey çok kolaylaştı ya, yarım saat içinde getiriyorlar "Onu ısıt, al soğanı kavur, bir buçuk bardak bulguru at üzerine, birazcık beklet, yarım saat çeksin, tülbenti koy üzerine..." Amaaan... En iyi dostum kebapçılar, pizzacılar. Hazır yemek sektörüyle iyi anlaşıyorum. Annem de yemek yapar, Ankara'dan koli yapıp kargoya verir.

Nerelere yemeğe gidiyorsunuz?
Yeniköy'deki Emek Kafe'ye bayılırım. Nişantaşı çevresindeki yerlerin snob porsiyonlarını çok seviyorum. Öyle bir tabak getiriyorlar ki önüne, yerken bile saygı gösteriyorsun. Arnavutköy'deki Adem Baba'ya sık giderim. Bir de Seyrantepe'deki Eğin Petrol'de bir restoran var, taksicilerin yediği. Temiz olduğu konusunda şüphem yok. Çünkü araba başındakiler mideleri bozulur da araba kullanamaz diye güzel yerlerde yerler. Çok da ucuz bir yer.









PAZAR
"Evlenerek dört duvar arasına girdim ama içerisi püfür püfür"
"Günde ortalama 12 saat televizyon seyrediyorum"
"Alaaddin'in sihirli lambası varsa benim de sihirli darbukam var"
Kurtardıkları her hayatın karşılığı bir oyuncak
İki metrelik şişeler modacılarla hayat buldu
Açıkhava konserleri sürüyor
Erkeksiz bir dünyaya doğru
Film gerçek oldu
Savaş fotoğrafıyla Pulitzer aldı ama en çok kedisini çekmeyi seviyor
"Burada nikahlar kutsaldır, turistik değil"
Kalp hastalıkları ile ilgili sorularınızı uzman doktorlar yanıtlıyor
Şaraplara özgürlük!
Boğaz sefası
Tiroit bezi sorunu kadınlarda daha sık
İstanbul'a biraz köri biraz soya sosu
Sûreta yeşil
Yemekleri güzel, faturası makul
"Eskiler" üzerine pazar sohbeti
Kitap denen gizemli nesne





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet