Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 07 Haziran 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Koller'e de vurdurmadılar

Ümit Özat değil, Smicer, Nedved, Rosicky, Baros ortaladı. Kafacı ise Jan Koller'di. Hani pivot santrfor diyoruz ya. İşte tam onun için bu terim. Bilen bilir; bu 2.02'lik dev adamı, okulda, kulüpte, gençliği süresince basketbolcu olmaya ikna etmek için çalıştılar (Hakan'dan 11 santim uzun kendisi). O ısrarla fubolcu olmak istedi. İşte Yunan savunması bu adama, oyunda kaldığı 105 dakika boyunca sahayı dar etti. Kafa alamadığı için sürekli orta sahaya geldi. 3 şut attı, birisi çerçeveyi buldu. O gün tribünde olan ve bütün kalbiyle Çek Cumhuriyeti'ni destekleyen ben sinir buhranları geçirmiştim. Yunanistan muhteşem bir futbol sirkini kupanın dışına atmıştı. Şöyle elinin tersiyle. Fransa maçında da durum farklı değildi. Maviler kaleyi bulan 4 şut atabildi. 3 Henry, 1 Saha, Trezeguet ise 0. Trezeguet'nin ayrıca şut denemesi bile olmadı... Yunanistan işte böyle bir takım.

Saygı duymalıyız
Kütle savunma denen önemli buluşun sahibi Rehhagel'in takımını bizim analiz edişimiz ise "Şans ve futbolu katletmek" tanımlamalarından öteye gitmedi. Cumartesi akşamı sanki maçı kaybetmişiz gibi davrananlar bunu anlamak istemiyorlar. Rakibe, yaptıklarına, geldikleri noktaya saygı yok çünkü. Karşısınızdakinin ne olduğunun, kim olduğunun hiç önemi yok. 9 oyuncusunun Avrupa'nın önde gelen liglerinde yıldız statüsünde oluşunun, son Avrupa şampiyonu oluşlarının da. Hem de henüz bir yıl önce turnuvanın favorisi gösterilen üç takımı, Fransa, Çek Cumhuriyeti ve Portekiz'i gruptan çıktıktan sonra 3 eleme maçında gol yemeden yenmiş olmalarının da. Bunların önemi olmayınca, bizim bu takıma karşı 1 pozisyon verip 5 gollük şans yakalamış olmamızın da bir önemi olmuyor. Onlardan bir tanesi kaleye girmiş olsa her şeyin bugün başka türlü konuşuluyor olacağını bilmemize rağmen. Misal, Ümit ve Tuncay'la 3 net pozisyon yarattığımız Yunan sağ kanadının 10 milyon Euro'luk bir oyuncu tarafından korunuyor olması bize hiçbir şey ifade etmiyor. Seitaridis'in geçen sene başında Porto'ya, bu yıl da Dinamo Moskova'ya gitmiş olmasını önemsemiyoruz. Hem de 10 milyon Euro'ya. Çünkü rakibi önemsemiyor saygı duymuyoruz. Bu da kendimize saygı duymamıza yol açıyor.

Yanal çok şanssız
Peki neden böyle? Tek bir sebebi var. Kazanamadık. Tuncay'ın bir şutu içeri girmiş olsa, Kopenhag'da penaltıyı atabilmiş olsak, Atina'da son dakikada Serhat pas vermeyi akıl etse bugün bambaşka şeyler konuşuyor olacaktık. Bu halamın bıyıkları mantığıyla reddedilecek bir şey değil. Futbolun kendisi böyle. Bu oyunda, sonuç için kutlu tesadüflere de ihtiyaç vardır. Tıpkı 2002'de lehimize çokca olduğu gibi. Şu bir gerçek ki biz bu üç maçta da çok iyi olmamıza rağmen kutsanamadık. Ne yalan söyleyeyim bu Ersun Yanal, çok şanssız bir adam. Ve ben, bu duruma çok üzülüyorum. Belki de tarihimizin en parlak jenerasyonunu, bu şansızlıkları algılayamadığımız için başından kaybetmek üzereyiz. Sadece analiz yapmakta çok zorlandığımız için. Halbuki Jan Koller'in düştüğü durumu hatırlamak o kadar zor olmamalı. İşimiz bu be kardeşim.

Gönlünüz rahat olsun

Almata'ya giden o çok iyi takımın oyuncuları keşke anlayabilseler. Gönüllerini rahat tutsalar. Çünkü yaratılan bu cehennemin ateşini söndürmeye güçleri yetmez. Bu gruptan çıksalar, Dünya Kupası'nda ikinci tura, sonra çeyrek finale, sonra yarı finale kalsalar bile bu ateş onları kavurmaya devam edecek. 3 sene evvel öyle olmadı mı? Dünya Kupası üçüncülüğü bile ateşi söndürmedi. Ve ne garip ki, bugün ateşi Hakan Şükür'le körükleyenler o gün Hakan Şükür'ü yakmakla meşguldüler.

1998'de neredeydik?

Kısacık bir soru. Bugüne kadar ki en parlak jenerasyonumuz en ideal yaş ortalamasındayken Fransa'ya gidemeyişini hatırlıyor musunuz? Bir büyük şansı kaçırmıştık. Sonra Kore'de 3. olduk. Bugünkü takım onlardan çok genç. Öyleyse hep böyle biraz daha iyi oynasak ve Almanya'ya gitmesek ne kadar üzülmeliyiz!

Suçluyu bulmak

İki gazetede aynı başlık. "Futbolcular suçluyu buldu: Taraftar". Gazeteci arkadaşlarımı suçlamıyorum, çünkü ben de bu jargonu kullanabilirdim. Ama bu iki cümlenin anlattıklarının altını çizmeli. Ortada bir suç ya da suçlama yok. Bir maç oynanıyor. Eğrisiyle doğrusuyla, Avrupa Şampiyonu ikinci yarı boyunca sahasına hapsediliyor. Ve maç berabere bitiyor. Oyuncular memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlar. Türkiye'de tartışılması gereken bir numaralı konu hakkında. Biz ise üzerine kafa patlatacağımıza onlarla dalga geçiyoruz. Onların taraftarı suçladığını söyleyerek. Çünkü niyetimiz ve bakışımız doğru değil. Bizim asıl meselemiz budur.

Yanal kendisini kurban etti

Milli takım oyuncularına bir anket yapın. İsimleri gizli kalsın ama. Hakan Şükür'ü isteyen bir oyuncu bulamazsınız. Bu bir...
Yanal takımın başına geçerken Hakan'la sonuna kadar gitmeyi istiyordu. Bugünkü oyunu Fatih yerine Hakan'la oynayacaktı. Daha da ötesi var. Hayrandı ona. Sonra fikri değişti. Hayran olduğu futbolcu bir anda kendisi de dahil bir tek milli takım görevlisinin bile istemediği bir adama dönüştü. Peki Yanal ne yaptı? Hayran olduğu oyuncunun saygın ve kariyerine yakışır şekilde ayrılmasına olanak tanımak için bir yalan söyledi. Hakan'ı yüceltip kendisini kurban etti. Şimdi bu ahlaki paradoksta neyin günah olduğuna karar verin. Yanal'dan bir yalan duyduk. İstemediği bir adam için kendisini kurban eden bir yalan. Bu Sheakspear'lik bir öyküdür.

Tek forvet olmaz mı?

Hem oyuncu, hem teknik adam olarak Dünya Kupası'nı kazanan Mario Zagallo bir futbol filozofudur. Sadece kazandıklarıyla değil, yazdıklarıyla çizdikleriyle. Anlattıkları, açtığı ufukla da. Bir röportajında artık tek emeli olduğunu söylemişti. Bir takımı 4-6-0 oynatmak. Total futbol budur diyordu. Tüm orta sahaların forvet özellikli olduğu bir takım. Şimdi bakalım. Emre, Yıldıray ve Gökdeniz. Bu oyuncuların forvet özellikleri az mı? Yanal'ın henüz tam oturmamış takımı, Zagallo'nun emeline göz kırpmıyor mu? Ya da şöyle bakalım. Son Dünya Şampiyonu Ronaldo'yu, son Avrupa Şampiyonu Charisteas'ı, son Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Baros sonra da Cisse'yi tek forvet olarak kullanmadı mı? O zaman?

mdemirkol@milliyet.com.tr




SPOR
Ve ipler koptu
Bavul ticareti!
Ürküten indirim!
Serhat veda etti
Doğan'dan Trabzon sitemi
'Defter kapanmadı'
Bu Kazak sıktı!
İspanya gol yemez
211 Çek Cum.–Makedonya 1
Roosendaal ve Volendam
Lüksemburg ve Faroe
Yol kazası olmasın
Uzatmalar belirler
Tahkim çark etmedi
Kadıköy'de sumo şov
Kortların yeni efendisi
Loeb tarihe geçti
Sıfıra sıfır
Haber turu...
Koller'e de vurdurmadılar
Başarısız 'devrim' ve Terim
At yarışları
'Hedefte sapma yok'
İnatçı Detroit





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Koller'e de vurdurmadılar
Ümit Özat değil, Smicer, Nedved, Rosicky, Bar...
Ercan GÜVEN
Başarısız 'devrim' ve Terim
Fatih Terim gündeme yeni gelmedi... Milli Tak...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet