|
 |
|
|
Başarısız 'devrim' ve Terim
Fatih Terim gündeme yeni gelmedi... Milli Takım'ın başına geçmesi için dört aydır çabalıyor kıymetli federasyonumuz. Sayın Bıçakcı, net ve anlaşılır bir şekilde söylemişti; ben de yazmıştım:
"Fatih Hoca ile görüştük, kabul etmedi".
- Peki Mustafa Denizli?
"Onun olumlu yaklaştığını söyleyebilirim".
Evet, aylardır bu aşamadaydı mesele...
Boşalmayan koltuk üzerine derin muhasebe!..
Eksik olmasınlar, "Ersun Yanal fan clup" sayesinde, kamuoyu tepkisinden çekinen iki hoca doğru dürüst bir adım atamıyorlardı. Yorumculukla falan gündemde tutuyorlardı kendilerini. Ölmeden miras kavgasına tutuşan açgözlüler durumuna düşmek istemiyorlar, ağırdan alıyorlardı.
Yanal'ın son celsesi
Çünkü sayın Yanal'ın "gözükara avukatları" davayı uzatmaktan vazgeçmiyorlardı bir türlü. Şu son Yunanistan beraberliğinde bile, "ne yapsın Ersun, kendi mi atsın golü" mantığını yürütebiliyorlardı.
Bu mantık - daha doğrusu demagoji - belki bir celse daha kazandırabilir; olası bir milli patlamayla "işte adamın oynattığı futbol" kampanyası başlatılabilirdi.
Tamam da, Gürcistan beraberliğindeki puanlar ne olacak mesela?
O geride kalmıştı. Ersun Yanal, tam da öğrenmek üzereydi. Bir Dünya Kupası feda etmiştik hocaya; artık geri dönemezdik!..
Pavyondaki konsomatris gibi kurtulmaya çabaladıkça mecbur oluyorduk patrona.
Neyse, Dünya Kupası finalleri de uçup gidince, artık kaybedecek bir şeyimiz kalmayacak ve yenisine bakacağız belli ki.
Deha yetmez
Kabul edin; Milli Takım'da "gecikmiş bir devrimin" altından kalkacak tecrübe ve birikime sahip değildi sayın Yanal. Futbolu bilebilirdi, ama milli teknik direktörlük "teknisyen" işi değildi.
Karizmasıyla kamuoyu desteğini son zerresine kadar mıknatıslayacak yarı politik bir bürokrat lazımdı.
"Futbol dehası" olmak tercih nedeniydi.
Şanssız mıydı, engellendi mi, kendi hatalarının kurba-nı mıydı bilemem. Hakan Şükür'ün rolünü de önemsemiyorum. Şükür, "anti Yanal"cılar ile kifayetsiz yorumcuların kullandığı slogandı bence.
Aslında Yanal çok zor bir geçiş dönemine balıklama atlayarak hem kendini yıprattı hem de bizi. Yeni ufuklara görevlendirdiğimiz adam, hepimizi geçmişe özlem duyar hale getirdi.
Malum, devrim başarısız olunca, eski lider güçlenerek geri dönerdi üçüncü dünya ülkelerinde.
Peki kim gelecek bu durumda?.. Terim mi, Denizli mi?
Bu iki isim dışındaki alternatifler zayıf ihtimal. Zaten başında büyük belalar olan federasyon, toplumsal uzlaşı sağlanacak iki tercihin dışına pek çıkamaz.
Çilingir soru
Ya hocalar ? Sayın Terim öyle büyük söz etmişti ki, büyük bir lokma gibi boğazında durmaktaydı:
"Avrupa'da çalışacağım"!..
Başında ekmek mi kırsak, gideceği kulübe çivi mi koysak bilemiyorum.
Lakin size kilidi açacak anahtarı söylüyorum:
Galatasaray'a ikinci gelişinde "bazı görevler vardır ki, insan hiçbir koşulu düşünmeden kabul etmek zorundadır" diyen sayın Terim'e "milli görev"in bu çerçeveye girip girmediğini soruverin.
Hatta açıklama isteyin... Kişisel klasmanında Galatasaray mı yoksa Milli Takım mı ilk sırada?..
Soruverin; daha ne kadar yıpranması lazım Milli Takım'ın...
Tribüne bile küskün olması yetmez mi?
Baştan mı başlayalım?
Sayın Terim göreve gelmelidir; çünkü kabul etmemekte direndiği taktirde Mustafa Denizli'nin de yolunu kapatacaktır. Sayın Denizli, Terim'den sonra ikinci seçenek olmayı asla kabul etmeyecektir.
Bir "milli tercih klasmanı" oluşacaktır ister istemez... Görevi kabul edebilecek herhangi bir Türk Hoca, artık kafasının üzerinde sallanan bir değil, birkaç kılıçla dolaşacaktır.
O zaman; gelsin yabancı teknik direktör...
Bizi tanıyordu tanımıyordu tartışmaları ve heba edilip giden olası "Türk Futbolu tarzı"...
Başa dönmeyelim derken, en baştan başlamak buna denir işte...
Siz en iyisi sayın Terim ile bir kere daha konuşun, Almanya matematiksel olarak bittiğinde... Ve lütfen "çilingir soru"yu sorun.
Başarısız devrimden daha kötüsü geri dönmek değil kaostur çünkü.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|