Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 07 Haziran 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
AB omleti


En yalın gerçek şu:
Türkiye'nin AB'ye üyelik görüşmelerinin başlaması için AB'nin 25 üye ülkesi ittifakla, yani oybirliğiyle karar almıştı.
3 Ekim tarihini ötelemek ya da müzakerelere başlamamak kararı için gene 25 üye ülkenin ittifakla, yani oybirliğiyle karar almaları gerekir.
AB hukuku böyle.
Bu durumda 3 Ekim'de görüşmelerin başlamasının engellenmesi, ötelenmesi, imtiyazlı ortaklık gibi bir başka statü için müzakere açılması, Fransa'nın veya Merkel seçildikten sonra Almanya'nın perakende girişimleriyle mümkün değildir.
İngiltere'nin dönem başkanlığıyla örtüşen 3 Ekim'de görüşmelerin başlatılması İngiltere'nin bir lütfu da olmayacaktır.
Yukarıdaki saptamayı Türkiye'nin AB nezdindeki ve Londra'daki eski büyükelçisi Özdem Sanberk'ten yansıtıyorum.
Kısacası...
3 Ekim için tereddütler, ortalığı bulandıracak söylemler gerçeği yansıtmıyor.
......................
Ancak... 3 Ekim'de başlatılacak görüşmelerin hızı, görüşmelerin içeriği bağlamında Türkiye'nin önüne konulabilecek engeller ayrı konu.
AB 3 Ekim deparını, bir şekil unsuru olarak görüp, daha sonraki süreçte ayak sürüyebilir.
Yavaş çekime dönüştürebilir.
Türkiye'nin önüne Kıbrıs ve Ermeni dosyaları konulabilir.
İç politikada masanın üzerine, tüyleri diken diken edecek demokrasi dosyaları koyabilir.
Özellikle "Kürt sorunu" imalatını, daha rahatsız edeceği boyutlara yayabilir/yükseltebilir.
Türkiye'yi içeriden kaşıması duyarlıkları tırmandırabilir.
Bunların olmayacağına kimse "güvence" veremez.
Fakat... 3 Ekim'de görüşmelerin başlamasıyla, böyle olasılıklar birbirine karıştırılmasın.
......................
Türkiye ile görüşmeler ne denli ağırdan alınsa, bir dosyanın kapanıp, diğer dosyanın açılması süreci ne kadar uzatılsa, sonunda bir ilerleme olacaktır.
Türkiye'nin iç dinamikleri, arkadan estirdiği rüzgârla bu yolculuğu hızlandırabilir.
Önemli olan, Türkiye'nin kendini iyi tanımlaması, hedefinden sapma yapmamasıdır.
Bu "klasik" gibi görünen ifade, aslında en etkin çözüm formülüdür.
Şöyle ki:
Ağır çekime de alınsa, bu sürecin sonunda Türkiye'yi nasıl bir Avrupa'nın beklediği net olarak görünmüyor.
Siyasi birliğini tamamlamış bir Avrupa Birleşik Devletleri olasılığı giderek azalmakta.
Belki zaman içinde bambaşka ve Türkiye'nin üyeliğine çok daha elverişli bir Avrupa yapılanabilir.
Daha şimdiden "farklı" Avrupa Birliği coğrafyaları var.
Örneğin...
- Euro bölgesi AB ve ulusal paraların geçerli olduğu AB... (İngiltere euroya geçmedi.)
- "Avrupa Savunma Birliği" çatısı altında toplanan ve kendi askeri gücünü oluşturan AB çatısı ve bu çatının dışında bırakılmış ya da kalmış AB üyesi ülkeler...
- AB Anayasası'nı kabul eden, etmeyen ve kabul etme sürecini donduran üye ülkelerin 3 ayrı AB coğrafyası.
........................
Böyle birkaç sınıflandırma daha yapılabilir.
Önümüzdeki 10-15 yıl içinde bu çeşitlemeler artabilir.
Sözgelişi çekirdek AB üyeleri, onların etrafında oluşan periferi (çevre yolu) üye ülkeleri.
- Gevşek dokulu ve ekonomik bütünlüğü öne alan bir başka Avrupa...
Ufuk çizgisindeki bütün olasılıkları burada sıralayamam.
Türkiye de her olasılığa göre bu belirsizlik nedeniyle farklı tavırlar/politikalar/stratejiler uygulayamaz. O nedenle tek doğru, AB'nin bugünkü üyelik kriterlerine tam uyum sağlayacak çizgide kararlı olarak yürümektir.
Ne "Zaten adamların bizi almaya niyetleri yok" karamsarlığı...
Ne "AB zaten çöküyor, bunlarla zaman yitirip keyfimizi kaçırmayalım" boş vermişliği...
Ne de "Arabo-Avro gibi Avrupa demokrasi kurumlarına" arabesk sosu...
.......................
Yazıyı bir Fransız söylemiyle noktalayayım:
"Yönetmek, öngörmektir."

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Fransa'nın Türkiye takıntısı
GENEL kanaat odur ki, "Avrupa Birleşik Devlet...
Melih AŞIK
Bu iş olamaz...
Almanya'nın Düsseldorf kentinde bir Müslüman ...
Fikret BİLA
Demirel: Mırıldanmayla olmaz
Geçen pazar günü, CNN TÜRK'te, Ankara Kulisi ...
Hasan CEMAL
Kendini aldatmak!
Fransa ve Hollanda'daki hayır referandumların...
Güneri CIVAOĞLU
AB omleti
En yalın gerçek şu:
Can DÜNDAR
Anneanne, babaanne ve ayrımcılık üzerine
Handan Halam geçenlerde bende olmayan bir fot...
Abbas GÜÇLÜ
Yunanistan maçı, Yanal ve Erdoğan
Öyle maç hastası olanlardan değilim. Kırk yıl...
Hurşit GÜNEŞ
Blair istedi, Bush reddetti
Erdoğan'dan önce ABD'yi İngiltere Başbakanı B...
Sami KOHEN
Sağırlar diyaloğu olmasın...
Yarın Washington'da gerçekleşecek olan Bush -...
Mehmet Y. YILMAZ
İçimizde bazılarının "özür" borcu var!
"En iyi yargıç zamandır" sözüne inanırım. Mil...
Derya SAZAK
ABD ile yeni sayfa
Ne AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda tarafı...
Güngör URAS
Tekstilciler sektör değiştiriyor
Son günlerde tekstil ve giyim sanayii ile ilg...
Serpil YILMAZ
Erdoğan hemşeri desteği arıyor
Rakamların notası olsa, istatistikler ağıt et...
M. Ali BİRAND
"Ya bizimle olun veya karşı çıkın"
Beyaz Saray, Milli Güvenlik Konseyi ve Dışişl...

© 2005 Milliyet