Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 07 Haziran 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yunanistan maçı, Yanal ve Erdoğan


Öyle maç hastası olanlardan değilim. Kırk yılda bir giderim. Türkiye-Yunanistan maçı da bunlardan biriydi. On binler maçı izlerken benim gözüm hemen önümdeki Milli Takım Teknik Direktörü Ersun Yanal ve biraz arkamdaki Başbakan Erdoğan'daydı...
Maçla ilgili hemen herkes bir şeyler yazdı. Ama sanki asıl yazılması, konuşulması gerekenler pas geçildi.
Ersun Yanal'ı daha önce Genç Bakış'a konuk etmiştik. Bilimi futbola sokan ender isimlerden biri. Futbolcularının her şeyi kontrol ve kayıt altında. Duygularıyla değil, aklıyla hareket ediyor. Tüm birikimli isimler gibi o da konuşmayı çok seviyor.
Televizyon programlarında ya da arkadaş sohbetlerinde istediği kadar konuşsun, buna bir diyeceğim yok. Ama maçta hem de çok önemli bir maçta, 90 dakika hiç durmadan, futbolcularına talimat yağdırması hiç doğru olmasa gerek.
En kritik pozisyonlarda bile millilerin gözü kulağı hep Ersun Yanal'daydı. Futbolcular talimatın başını alıyor, rakibiyle mücadeleden sonra gelip devamını dinliyorlardı. Böyle bir ortamda maça konsantre olmaları mümkün değil. Nitekim olamadılar da...
Hemen yanında Yunanistan teknik direktörü vardı. Bir kere olsun kalkıp futbolcularıyla diyaloğa girmedi. Ne söyleyecekse maç öncesinde ve maç arasında söyledi. Sahadaki oyunu da futbolcularının yeteneğine bıraktı.
Yanal, her maçta hep böyle mi bilmiyorum. Ama bir an önce bu müdahaleciliğinden vazgeçmeli. Yoksa hem kendine hem de oyuncularına haksızlık etmiş olur. Dahası, UEFA'dan da okkalı bir ceza yiyebilir.
Bilmem fark ettiniz mi? İki teknik direktör kulübesinin hemen ortasında, hakemlerden çok daha dikkatli bir şekilde maçı izleyen bir UEFA görevlisi vardı. Can Çobanoğlu aracılığı ile kulübesine çekilmesi ve susması için Yanal'ı defalarca uyardı. Ancak hiçbiri etkili olmadı ki, o, konuşmaya, talimatlar yağdırmaya devam etti...
Bu arada tribünleri ve Başbakanı Erdoğan'ı izlemek de bir hayli ilginçti. Erdoğan, 90 dakika boyunca yüzündeki ifadeyi hiç değiştirmedi. Sanki maç değil, operada Kuğu Gölü'nü izliyordu. Gol de olsa sanki değişen bir şey olmayacaktı. Kendisi maçtaydı. Ama aklı başka yerlerdeydi. Belki de bugün başlayan ABD ziyaretini düşünüyordu.
Seyircilerden bir bölümü ise gerçekten klinik vaka. Keşke bir yolu bulunsa da maç boyunca tüm hareketleri ve söylemleri kaydedilip, kendilerine izletilebilse. Bir insan ancak bu kadar değişebilir.
En komiği de elindeki mikrofonla stadyumu bilgilendiren görevliydi. Top, Yunanlı futbolcuların ayağına geldiğinde ıslıklarınızla, sahayı inletin diye seyirciyi defalarca gaza getirdikten sonra, aman ne olur Yunan Milli Marşı okunurken sessiz olun diye uyarmasıydı. Sözleri dinlenmedi tabii. Saygısızlık diz boyuydu. Böylesi kritik maçlarda mikrofon ya herkese verilmemeli ya da çok dikkatli kullanılmalı!..
Ha, bir de Şeref Tribünü'ndeki eski siyasiler vardı ki görmeye değerdi. Her biri zamanının en önemli politikacıları arasında yer alıyorlardı. İktidarken hemen herkes çevrelerinde pervaneydi. Ama Başbakan'ın ve diğer bakanların yanında çok sönüktüler. Bir köşede tek başlarına kalakaldılar. Tıpkı bugünkülerin de yarın yapayalnız kalacakları gibi.
Aslında tribünler çok iyi gözlem yeri. Maç heyecanlı olmasa da izleyecek çok şey bulabiliyorsunuz. Arada bir maça gitmekte yarar var.
Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın keyfini ne İnönü'de ne de Alisamiyen'de yaşamak mümkün. Darısı Beşiktaş ve Galatasaray'ın başına.

aguclu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Fransa'nın Türkiye takıntısı
GENEL kanaat odur ki, "Avrupa Birleşik Devlet...
Melih AŞIK
Bu iş olamaz...
Almanya'nın Düsseldorf kentinde bir Müslüman ...
Fikret BİLA
Demirel: Mırıldanmayla olmaz
Geçen pazar günü, CNN TÜRK'te, Ankara Kulisi ...
Hasan CEMAL
Kendini aldatmak!
Fransa ve Hollanda'daki hayır referandumların...
Güneri CIVAOĞLU
AB omleti
En yalın gerçek şu:
Can DÜNDAR
Anneanne, babaanne ve ayrımcılık üzerine
Handan Halam geçenlerde bende olmayan bir fot...
Abbas GÜÇLÜ
Yunanistan maçı, Yanal ve Erdoğan
Öyle maç hastası olanlardan değilim. Kırk yıl...
Hurşit GÜNEŞ
Blair istedi, Bush reddetti
Erdoğan'dan önce ABD'yi İngiltere Başbakanı B...
Sami KOHEN
Sağırlar diyaloğu olmasın...
Yarın Washington'da gerçekleşecek olan Bush -...
Mehmet Y. YILMAZ
İçimizde bazılarının "özür" borcu var!
"En iyi yargıç zamandır" sözüne inanırım. Mil...
Derya SAZAK
ABD ile yeni sayfa
Ne AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda tarafı...
Güngör URAS
Tekstilciler sektör değiştiriyor
Son günlerde tekstil ve giyim sanayii ile ilg...
Serpil YILMAZ
Erdoğan hemşeri desteği arıyor
Rakamların notası olsa, istatistikler ağıt et...
M. Ali BİRAND
"Ya bizimle olun veya karşı çıkın"
Beyaz Saray, Milli Güvenlik Konseyi ve Dışişl...

© 2005 Milliyet