|
Kızları okutmak
BAŞKENT Ankara'dan 110 kilometre mesafede, "Ataköy" adlı köy... Kızları okula gönderme oranı çok düşük!
CNN Türk'ün haberlerinde izledim. Kızını okula göndermeyen bir baba, "Kız okula giderse ev işlerini kim yapacak?" diyor! Bazı anneler de aynı şekilde düşünüyor!
Tabii bu "ev işleri"ne, yeni doğmuş bebek kardeşin bakımı da dahil!
CNN Türk muhabiri Dicle Eren, köyde ilköğretim okulunu bitirmiş kızlarla konuşuyor. Okumaya devam etmek, hemşire, öğretmen olmak istiyorlar; fakat babaları da, anneleri de izin vermiyor! Çünkü:
- Köylük yerde kızların okuması ayıp!
Bütün mesele burada işte!
Eskiden kırsal kesimde erkek çocukları da sığır gütsün, tarlada babaya yardım etsin diye okula gönderilmezdi. Epeydir, tarımda makineleşme erkekleri bu bağımlılıktan kurtardı, hatta köyler işsiz delikanlılarla dolu!
Ama kız çocukları?!! Hem törelerin baskısı devam ediyor, hem ev işlerinde ve bebek bakımında kız çocukları hâlâ kullanılıyor. Asırlardır böyle olduğu için de "köylük yerde kızları okutmak ayıp" diye bir 'kültür', daha doğrusu bir töre oluşmuş!
* * *
ATAKÖY adlı bu köye, 2004 yılının eylül ayında gitmiştim. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'i "Eğrisi Doğrusu" programına konuk ederek köyden canlı yayın yapmıştık.
O zaman köyde 45 kız çocuğu okula gönderilmiyordu. Bu ailelerle görüşmüştük, Bakan Çelik, ailelerden teker teker söz almıştı, kızları okula göndermeleri için.
Şimdi Dicle Eren'den öğrendim, köyde okula gönderilmeyen kız sayısı 15'e inmiş. İyi ama bu da ayıp!
DİE rakamlarına bakıyorum, mesela:
Balıkesir'de okuryazarlık oranı erkeklerde yüzde 94, kadınlarda yüzde 83'tür. Balıkesir şehirleşmenin, köyle şehir arasında ekonomik ilişkilerin epey geliştiği bir ilimiz.Ağrı'da ise okuryazarlık oranı erkeklerde yüzde 83, kadınlarda yüzde 52'dir. Kadınların neredeyse yarısı okuryazar değil! Hâlâ kırsal karakteri ağır basan bir ilimiz.
* * *
EĞİTİM ile ekonomik ve sosyal gelişme ilişkisi, tavuk-yumurta ilişkisi gibidir. Geleneksel köylü hayat tarzı, hele de aşiret hayatı, çocuk yaşta ucuz emeğe ihtiyaç duyduğu içindir ki, doğurganlık erdem sayılır, kızları okutmak ayıp sayılır, kadın "evdeki ırgat" gibi çalışır ve öyle görülür; asırlarca böyle sürüp gittiği için bu yönde "töre"ler oluşmuştur.
Osmanlı 1869'da "Maarif-i Umumiye Nizamnamesi" ile bedava ilköğretimi mecburi ilan etmişti. Hele de Cumhuriyet; köy eğitimi için çok çaba sarf etmiştir.
Yol, okul, atanacak öğretmen yoksa, daha da önemlisi, köylü, altında yaşadığı dam ile rızkını çıkardığı tarlası arasında sıkışmış olan hayat tarzından çıkamadığı için, eğitimi bir ihtiyaç olarak hissetmiyorsa idealistlerin arzuladığı sonuç alınabilir miydi?
Şehirleşme, ticarileşme, köyün iktisaden şehre bağlanması, televizyon, görgü artışı gibi dinamikler geliştikçe okuryazarlık ve eğitim ekmek su gibi günlük ihtiyaç haline geliyor, eski töreler kırılıyor.
Bu dinamiklerin o kadar gelişmediği yerlerde eski töreler azalarak da olsa tahakkümünü sürdürüyor.
Son karanlıklarda, okula gönderilmeyen 600 bin kızımız kaldı! Milliyet'in kampanyası, bu 600 bin çocuğun feryadıdır:
"Baba beni okula gönder!"
Kızları okutmayı ne kadar çok vurgularsak, "Asıl ayıp, kızları okutmamaktır" kültürü o kadar güçlenir.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|