Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 14 Haziran 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Büyük şehrin kapalı otelleri

Satır Arası / Deniz Sipahi

Yanlış anlamayı önlemek için en baştan belirteyim. Maaşlı çalışan bir kişi olarak ben de daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak isterim. Ama bu beklentim sadece gazeteciler için değil her sektör ve herkes için de geçerlidir. Milli gelirin mümkün olduğunca eşit paylaşılması hem ekonomik, hem de sosyal uçurumları önler; üstelik demokrasinin gelişmesine de önemli bir katkı sağlar.
Dünya değiştiği gibi Türkiye de değişiyor ve iş yapma biçimlerinde de yeni modeller deneniyor.
Bunları neden yazıyorum.
Aralık ayından beri Türkiye Otel Lokanta ve Eğlence Yerleri İşçileri Sendikası (OLEYİS) ile İzmir Hilton Oteli arasında sürdürülen toplu sözleşmeleri izliyorum.
Benim burada bir taraf olmam söz konusu değil; elbette çalışanların çok daha iyi imkanlarla çalışmasını arzu ederim ama gerçekleri gözardı etmemi de kimse beklemesin.
İzmir, son yıllarda konaklama problemini en fazla çeken kentlerden biri.
Efes Oteli ve Etap otellerinin iki yıldan fazla bir süredir kapalı kalmasının bu kente getirdiği kayıpları hesap etmek mümkün değil.
Turizm ve kongre şehri olma hedefini kendine seçmiş bir İzmir'in bu söylemi herhalde dışarıdan hemen herkesi güldürüyordur. Alternatifsizlikten dolayı bu yükü uzun bir süredir Hilton oteli çekiyordu.
Böyle bir ortamda Hilton'da grev kararı alınıyor; düşünebiliyor musunuz koskoca şehirde beş yıldızlı otel olarak geriye bir tek Crowne Plaza kalıyor.
Ve daha açık söyleyeyim; sendika "Bize ne..." diyemez
* * *

Çalışanlarla ilgili görüşümü en baştan belirttiğim ve yaşantımın her kesiminde bu görüşlerimi açıkça savunduğum ve uyguladığım için düşündüklerimi rahat yazabilirim.
Ben Türkiye'de sendikaların çok ciddi bir atılım ve özeleştiri yapmaları gerektiğini düşünüyorum.
Boğaziçi Üniversitesi profesörlerinden Ayşe Buğra'nın yorumları şöyle:
"AB İlerleme Raporu'nun sosyal politika ile ilgili söylediği en somut şey, sendikalarla ilgili. AB'nin önerileri kağıt üzerinde yerine getirilse de sorun çözülmüyor. Çünkü bugünün çalışma koşullarında çalışanların büyük bölümü, artık sendikaların doğal tabanlarını oluşturmuyor. Demek ki başka bir çözüm düşünmek lazım. İş hayatının çok değişmiş ve enformel sektörün çok büyük önem kazanmış olması, ayrıca düzensiz yarı zamanlı işlerin her geçen gün artması, sendikaların geleneksel, alışılmış tabanı dışındaki bir işçi kitlesinin ağırlığının arttığını gösteriyor. Sendikalar artık, sadece belirli bir işçi kesimine hitap ederek yaşamaya devam edemezler. Varlıklarını sürdürebilmeleri için kendilerini yaşam yeri sendikacılığı yönünde dönüştürmeleri, yeniden yapılanmaları lazım. Örneğin enformel sektörde çalışanların, aslında herkesten fazla örgütlenmeye ihtiyaçları var. Sömürünün en beteri orada. Çoluk - çocuk hep beraber berbat koşullarda çalışıyorlar. Sendikaların enformel sektörle de ilgilenmesi lazım. Zaten bunu yapmadan varlıklarını sürdürmeleri pek mümkün görünmüyor..."
* * *

Sendikalar çözümsüzlüğü değil, çözümü bulmak zorundadır.
İşleyiş tarzlarını değiştirmek zorundadır.
Kayıtdışı, performans, verimlilik gibi konulara ağırlık vermek zorundadır.
Elbette çalışanlar ve o yörenin insanları mağdur edilmemelidir.
dsipahi@milliyet.com.tr




EGE
Emeklilik hakkında her şey
Trafik terörü aldı başını...
Kentini keşfet
Büyük şehrin kapalı otelleri





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Necati Çetiner
Özgür Kaynar
Engin Önen
Deniz Sipahi

© 2005 Milliyet