|
 |
|
|
Büyük şehrin kapalı otelleri
Satır Arası / Deniz Sipahi
Yanlış anlamayı önlemek için en baştan belirteyim. Maaşlı çalışan bir kişi olarak ben de daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak isterim. Ama bu beklentim sadece gazeteciler için değil her sektör ve herkes için de geçerlidir. Milli gelirin mümkün olduğunca eşit paylaşılması hem ekonomik, hem de sosyal uçurumları önler; üstelik demokrasinin gelişmesine de önemli bir katkı sağlar.
Dünya değiştiği gibi Türkiye de değişiyor ve iş yapma biçimlerinde de yeni modeller deneniyor.
Bunları neden yazıyorum.
Aralık ayından beri Türkiye Otel Lokanta ve Eğlence Yerleri İşçileri Sendikası (OLEYİS) ile İzmir Hilton Oteli arasında sürdürülen toplu sözleşmeleri izliyorum.
Benim burada bir taraf olmam söz konusu değil; elbette çalışanların çok daha iyi imkanlarla çalışmasını arzu ederim ama gerçekleri gözardı etmemi de kimse beklemesin.
İzmir, son yıllarda konaklama problemini en fazla çeken kentlerden biri.
Efes Oteli ve Etap otellerinin iki yıldan fazla bir süredir kapalı kalmasının bu kente getirdiği kayıpları hesap etmek mümkün değil.
Turizm ve kongre şehri olma hedefini kendine seçmiş bir İzmir'in bu söylemi herhalde dışarıdan hemen herkesi güldürüyordur. Alternatifsizlikten dolayı bu yükü uzun bir süredir Hilton oteli çekiyordu.
Böyle bir ortamda Hilton'da grev kararı alınıyor; düşünebiliyor musunuz koskoca şehirde beş yıldızlı otel olarak geriye bir tek Crowne Plaza kalıyor.
Ve daha açık söyleyeyim; sendika "Bize ne..." diyemez
* * *
Çalışanlarla ilgili görüşümü en baştan belirttiğim ve yaşantımın her kesiminde bu görüşlerimi açıkça savunduğum ve uyguladığım için düşündüklerimi rahat yazabilirim.
Ben Türkiye'de sendikaların çok ciddi bir atılım ve özeleştiri yapmaları gerektiğini düşünüyorum.
Boğaziçi Üniversitesi profesörlerinden Ayşe Buğra'nın yorumları şöyle:
"AB İlerleme Raporu'nun sosyal politika ile ilgili söylediği en somut şey, sendikalarla ilgili. AB'nin önerileri kağıt üzerinde yerine getirilse de sorun çözülmüyor. Çünkü bugünün çalışma koşullarında çalışanların büyük bölümü, artık sendikaların doğal tabanlarını oluşturmuyor. Demek ki başka bir çözüm düşünmek lazım. İş hayatının çok değişmiş ve enformel sektörün çok büyük önem kazanmış olması, ayrıca düzensiz yarı zamanlı işlerin her geçen gün artması, sendikaların geleneksel, alışılmış tabanı dışındaki bir işçi kitlesinin ağırlığının arttığını gösteriyor. Sendikalar artık, sadece belirli bir işçi kesimine hitap ederek yaşamaya devam edemezler. Varlıklarını sürdürebilmeleri için kendilerini yaşam yeri sendikacılığı yönünde dönüştürmeleri, yeniden yapılanmaları lazım. Örneğin enformel sektörde çalışanların, aslında herkesten fazla örgütlenmeye ihtiyaçları var. Sömürünün en beteri orada. Çoluk - çocuk hep beraber berbat koşullarda çalışıyorlar. Sendikaların enformel sektörle de ilgilenmesi lazım. Zaten bunu yapmadan varlıklarını sürdürmeleri pek mümkün görünmüyor..."
* * *
Sendikalar çözümsüzlüğü değil, çözümü bulmak zorundadır.
İşleyiş tarzlarını değiştirmek zorundadır.
Kayıtdışı, performans, verimlilik gibi konulara ağırlık vermek zorundadır.
Elbette çalışanlar ve o yörenin insanları mağdur edilmemelidir.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|