Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 14 Haziran 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Maksat imaj tamiri

Dünya'da böyle bir uygulama var mı acaba? Futbol Federasyonu'nun Genel Sekreteri Lütfi Arıboğan'ı dinliyorum; Milli Takım'ın oynadığı futboldan memnun değil.
"Sahada iyi futbol olsa, sponsor seyircisi de yeri göğü inletir" diyor.
Dünya futbolundaki en büyük otoritemiz Şenes Erzik'i okuyorum; Ersun Yanal'ın başarısından emin değil.
"Daha kulüp takımlarında kazanacağı deneyime ihtiyacı var" diyor.
Federasyon Başkanı artık konuşmuyor ama, onun fikri aylardır belli. Boşta gördüğü her hoca adayı ile görüşüyor.
Sokaktaki insan gelecekten umutlu değil. Bir Dünya Kupası finali için gelmiş geçmiş en düşük heyecan ve ilgi var sokaklarda.
Adrenalin eksik adrenalin. Rica ile, avanta biletle bağırtamazsınız insanları tribünde.
Onların hislerine tercüman olanlar, "Terimci, Denizlici" diye suçlanıyor.
Yunanistan Ukrayna'ya yenildi ya; biz sanki ikinci olmuşuz, hatta play off'u kazanmışız da Almanya'ya hazırlanmaktaymışız gibi bir hava var üst katlarda.
Skor yazarı olmak yetmiyor, Komşu'nun skorunu da hesaplamak gerekiyor bu kanıya varmak için.
Ya da futbolun her kula nasip olmayan o "çok derin bilgilerine" sahip olmak.
İyi de Almanya'ya gidemezsek o bilgiler ne işe yarayacak?
Yanal biliyor. Onlar biliyor. Biz cahiller acı çekiyoruz Avrupa kapılarında.
Ne o; Yunanistan'la berabere kalmışız. Kazakistan'a fark atmışız.
İyi işte, gerekli değişiklikleri yapmak için en iyi zaman. Bu süreyi Yanal'ın imaj tamiri ile geçirirsek vebalini kim üstlenecek?
İşin acı tarafı, bunu "skor yazarlığından" en çok nefret ettiğini söyleyenler yapıyor.

Zehra Anne ve topçu oğlu

İnsan kendi gözyaşından nefret eder mi?.. Ediyordu işte. Yanağından inip başörtüsünün gevşek düğümünde biriken ıslaklık, sonuç olarak suydu. Belki biraz tuzlu, belki ekşi, belki haddinden fazla hüzün dolu. Ama su.
Ve su, Zehra anneye kâbus gibi geliyordu. Yaşamı veren değil alandı.
Daha Mehmet'e gebeyken kocasını alıp götüren de buydu. Mehmet'i yutan da.
Küvet sorgulamasında ciğerleri sünger gibi emmişti suyu erinin. Kaç kere yalvarmıştı fabrikadaki grevlerde önde durma diye. Gomonist mi olmuştu ne!.. Radyoda Hasan Mutlucan çalarken içeri girdiler ve gidiş o gidiş. Yoksa arkasından su dökmeyi mi unutmuştu da bu haller gelmişti başlarına. Üstelik o zamanlar suyu severdi.
Mehmet'in kaskatı bedenine bakarken rahmetliye ne kadar benzediğini düşündü. Babası hiç görmemişti onu. Acaba öte tarafta tanıyacak mıydı?
Asker sayılırdı Mehmet. Epeyce kaçak gezmişti. Sonunda teslim olmaya karar vermişti. Babasız büyüdüğü için olmalı, sıkıntılı bir çocuktu. Adana sıcağında iyice bunalmıştı her hal. Yoksa sulama kanalına atmazdı kendini yüzme bilmeden. Atmazdı. Kendine kıyamazdı. Hayat doluydu. Top oynuyordu. Koca takımlara transfer olacaktı daha.
Gevşek düğüm gözyaşına doymuştu gün boyu. O kadar ki, birkaç damla da Mehmet'in beyaz örtüsüne damlamıştı son kez sarılırken. Oğluna dua etti. Suya beddua.
Kabristandan dönüp gecekondusuna girerken Zehra anneye cam göbeği ortancalarına daldı gitti. Kedisi miyavladı. Başına gelenleri anlamıyordu. Ortancaların altından acıktım diyordu. Mehmet'in diktiği ortancalar boynunu bükmüştü. Sabah sulamak lazımdı.
Yine su. Kurtulamayacaktı bu meretten.
Zehra anne boş evine girdi. Alışkanlıkla televizyonun düğmesine uzandı. Ekranda futbol programı vardı. Mehmet'in en sevdiklerinden biri. Bağrıyordu adamlar. Kızgındılar. Bıraksalar birbirlerini boğazlayacaklardı. Hani futbol iyi bir şeydi?
Sudan farkı yoktu galiba. Acemi ve kötü niyetli ellerde suç aleti oluyor, kâbusa dönüyordu.
Çıt. Kapattı televizyonu. Bitkinlikten oracıkta daldı. Rüyasında Mehmet top oynuyordu.

Varlığının ve istikbalinin yegane temeli

Her havuzun alacağı su bellidir. En, boy ve yükseklik çarpılır; litreye çevrilir. Buna matematik gerçeklik de diyebilirsiniz.
Peki havuzdan aldıkları payı beğenmeyenler isyandaysa ne yapabilirsiniz?
Ya birkaç kova daha koyarsınız havuzun yanına ki, bu devede kulaktır.
Ya da başlarsınız hesaplarla oynamaya:
"Şimdi sen bir kova su aldığında bir bardağını geri dökeceksin. Sonra bir fincan daha alacaksın. Bu sırada damlayanlar kovaya ilave edilecek. Her üç fincanda bir sıra değişeceksin Her fincana iki damla da sponsordan. Falan filan".
Yahu havuz aynı havuz, paylaşanlar aynı. Bu karmaşık hesaplar sonucu birileri bir bardak daha fazla alacak alt tarafı. Söyleyin bitsin. Alsın bardağını gelsin.
Dağıtan da alanlar da bal gibi biliyorlar havuzdaki suyun miktarını. Kavga ve karmaşa bir bardak için. Bir de, tabana "Ben istedim oldu" mesajı verebilmek.
Bu mesaj var ya; bu mesaj. "Varlığının ve istikbalinin yegane temeli" demek.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
'Gerets harikadır'
Viking kalmamış!
Akıl hocası Tugay!
Davids bombası
Son söz patronda
Havuz için düğmeye basıldı
Moral fırsatı
Eskişehir giremez!
Luce'nin son eseri
Tam 12'den
'Bu gurur ülkemin'
Rüzgâr gibi geçti
Dikkat, Buz Adam geliyor!
Bol laf az iş diyarları
Tarihten yapraklar
Haber turu...
Hollanda'ya ne götürdük?
Maksat imaj tamiri
Hem zor hem kolay
At yarışları
Ersan krizi
Spurs'e açık büfe!





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Hollanda'ya ne götürdük?
400 bin Türk. Almanya'dan, Türkler'in yoğun o...
Ercan GÜVEN
Maksat imaj tamiri
Dünya'da böyle bir uygulama var mı acaba? Fut...
Ebru KÖKSALDI
Hem zor hem kolay
Neyse ki, Türkiye yalnız kalmadı. Grupların a...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet