|
Türban diye diye...
Yaşlı bir anne, başörtülü, hüngür hüngür ağlıyor. Kızı, başı açık, annesini teselli etmeye uğraşıyor, çaresizlik içinde.
Baba, emekli emniyet amiri, eli belinde, öfkeli öfkeli bakıyor.
Yer Erzurum, Atatürk Üniversitesi.
Mezuniyet töreni var.
Başörtülü, türbanlı olanları kapıdan içeri sokmuyor polisler. Emekli emniyet amiri bağırıyor:
"Ben bu devlet için görev yaptım. Eşimin başındaki türban da değil. İçeri gireceğim."
Hamle yapıyor.
Eşinin koluna girerek polis kordonuna yarmak istiyor. Başaramıyor. Eşi ağlamaya başlıyor. Yüzü allak bullak kızları, mezuniyet törenine kendi başına katılmak üzere annesinden ayrılıyor.
Bir an için bu anneyle babanın yerine, biricik kızlarının yerine kendinizi koymaya çalışın.
Kızlarının mezuniyet törenine başörtülü olduğu için katılmasına izin verilmeyen anne babanın duygularını sizler de bir an için hissetmeye çalışın.
Ben hissetmeye gayret ettim.
Fotoğraflara baktım. Haberleri okudum. Erzurum'dan bir meslektaşımla konuştum.
Ve kendimi onların yerine koyunca da içim acıdı.
Burası bir üniversite!
Mezuniyet töreni yapılıyor. Anne, başörtülü diye içeri alınmıyor, kızının mezuniyet törenini göremiyor.
Neden?
Çünkü üniversitenin kapalı mekânları kamusal alan sayılıyor.
Neden?
Laikliği savunuyorsunuz.
Öyle mi?
Hayır, tam tersine.
Laikliğin köküne kibrit suyu ekmek isteyenlerin değirmenine su taşıyorsunuz.
Çünkü toplum vicdanını sızlatan böylesine yasaklar ancak geri teper.
Başka bir işe yaramaz.
Toplumu gerer.
İstikrarsızlık tohumları eker.
Toplumu cephelere böler.
İşin içinden çıkamazsınız.
Evet, devlet de ateşle oynuyor, ana muhalefet partisi CHP de...
Ne yazık ki öyle.
CHP lideri Baykal, tehlikeli bir muhalefet anlayışını kendi siyasetine temel yapma çabasında.
Bu yol, çıkar yol değildir.
Bu yol oy da getirmez CHP'ye...
Laiklik de böyle savunulmaz.
Bu yol, iyi bilin, demokrasiye açılan yol da değildir.
Bazı CHP sözcülerinin açıklamalarını hayretle izliyorum. Örneğin Çankaya Köşkü'ndeki başörtüsü, türban yasağını da savunuyorlar.
Demirel'in cumhurbaşkanlığı zamanında böyle bir yasağa sahne olmamıştı Çankaya. Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığının ilk üç yılında da yoktu bu yasak.
Ne zaman AKP lideri Erdoğan başbakan oldu, o zaman geldi bu yasak da. Çankaya da kamusal alan sayıldı.
Başbakanlık Konutu kamusal alan değil, Cumhurbaşkanlığı Köşkü kamusal alan.
Böyle şey olur mu?
Demirel, Yavuz Donat'ın köşesinde, başkentin Çankaya semtindeki bu durumdan alaylı bir dille söz ediyordu:
"Ortadan bir yol geçiyor. Yolun üst kısmı Çankaya Köşkü... Alt kısmı Başbakanlık Konutu... Yolun yukarısı kamusal alan ise aşağısı değil mi?.. Tartışmayı soğukkanlı yapmak lazım."
CHP, daha doğrusu Baykal yönetimi aklını peynir ekmekle mi yedi? Bu topraklarda muhalefet yapılacak ve inandırıcı çözüm alternatifleri sunulacak bin türlü dert var.
Onların üstüne gitmek yerine, toplumu, siyaseti cephelere bölecek zıtlıklar üstünde zıplamanın âlemi yok.
Böyle siyaset anlayışlarının CHP'ye de, Türkiye'ye de bir hayrı dokunmaz.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|