|
 |
|
|
Felaket senaryosu
Anadolu kulüplerinin "ligden çekilme resti"yle yolun sonuna geldik sanıyorsanız yanılıyorsunuz!..
Daha felaketlerin başındayız.
Bu ne ki ? Alt tarafı pazarlık. Kimsenin "Tibet rahibi" gibi kendini yakmayacağı apaçık.
Lakin beterin beteri kapıda.
Yakında "tüm liglerimizde düşen kulüplerin geri dönme kararı" kucağımıza koyulabilir.
Olmadı; bu kararı UEFA zorla uygulatabilir.
İstanbulspor önderliğinde başvuru yapıldı bildiğiniz gibi. Aynen MHK seçimine karşı açılan davada olduğu gibi, bu süreç de "Allah Kerim" metoduyla oluruna bırakılmış kendi yolunda ilerlemekte.
Bu arada lig tescil edildi. Para hesapları başladı.
Durun bakalım.
Yarın öbür gün Süper Lig 21 takıma çıktığında - ki, bu olasalık çok yüksek - Anadolu takımları, hangi hesabı yapsalar daha az para alacaklar. Belki yeniden yüklenecekler paylaşıma. Başka çareleri yok yaşamak için.
Üstelik ellerinde "ligin tescil edilmemesi" kozu da bulunacak. Bir uluslararası itirazla dört büyüklerin Avrupa hayalleri suya düşebilecek yani.
Dört büyükler pabuç bırakmayacak. Herkes kendi yayın anlaşmasını yapmaya çalışacak. Televizyon kanalları para verdikleri takımlara taraf olacak. Hepsine keskin bir eski hakem... Ortalık savaş alanına dönecek.
Çok mu karamsar?..
Ama ihtimal.
Bekleyin bu köprünün altından daha çok seller akar. Havuz pazarlığı ne ki?
Helikopterde üç nesil
Kim demiş Fenerbahçe yönetiminde tarihsel bir gelenek ve devamlılık olmadığını?
Hangi başkana baksanız üç aşağı - beş yukarı aynı.
Hatta ticari hayata bakışları bile paralel.
Bir helikopter ihalesi söz konusu oluyor; Fenerbahçe'nin eski başkanı Ali Şen, bugünkü başkanı Aziz Yıldırım ve gelecekteki başkanı Sadettin Saran işin içinde (Büyük gazetelerin yalancısıyım).
Bu dev ihale merakı Fenerbahçe sevgisine sahip insanlarda mı bulunuyor, yoksa dev ihale sevenler mi Fenerbahçe'ye meraklı oluyor bilemem.
Benim dikkatimi çeken Fenerbahçe yönetimindeki tarihsel gelenek ve devamlılık.
Sergen kumarı
Sergen bu işte!.. Yönetim odasına giriyor. Önüne uzatılan mukaveleyi okumaya bile gerek duymadan imzalıyor.
Biliyor ki, biraz form tutacak kadar dişini sıkarsa, attığı imzanın üzerindeki rakamın değeri yok.
Alır taşır takımı. Önüne servet dökerler.
Yapamazsa, okumadan imzaladığı mukavelede yazan rakam her ne ise; o bile fazla.
Sergen kendini biliyor. Olay kendi kafasında başlayıp bitiyor.
Yoksa, yetenek, zeka, ustalık... Onları aşmış.
Nasihate de ihtiyacı yok. Mücadelesi kendi nefsi ile.
Peki Beşiktaş'ın yaptığı doğru mu?
Elbette... Söz konusu olan Sergen ise, 300 bin dolarlık kumar oynayacaksın. İnanmayan Sergen'e sorsun; balıklama girerdi o böylesi bir iddiaya.
Ya tutarsa.
Rezalet!
Benim çocukluğumda Kurbağalıdere'de piknik yapılırdı. Hatta suya giren delikanlılara bile rastlanırdı tek tük.
Yine aynı tarihte, Kırkıpınar başpehlivanlarının tefrikaları yayınlanırdı gazetelerde. Kara Ali, Adalı Halil... Olmazsa olmazdı.
Kurbağalıdere de temizdi, Kırkpınar da o yıllarda...
Zembiline kıspetini koyup Anadolu'dan Sarayiçi'ne ulaşan bilekli gençlerin sadece yürek ve kaslarıyla yükselişini, sesli okuyan büyüklerimizden dinlerdik masal gibi, Kurbağalıdere'nin hüzünlü dinginliğinde.
Önce Kurbağalıdere açık kanalizasyona döndü ki, gençliğimiz temizlenme macerasını izleyerek geçti. Son zamanlarda da Er meydanı...
Kırkpınar daha çok direndi. Belki de Kurbağalıdere gibi sahipsiz değildi.
Ama nereye kadar?
Günlerdir yazacağım, eşcinsel kırkpınar ağası gündemine katkım olmasın diye vazgeçiyorum. Kırkpınar'dan söz edecek bir yazarın "eşcinsel ağa" konusunda fikrini söylenmesi kaçınılmaz hale geldi maalesef.
Bu kadar hoyratça harcatırlar mı adama acaba 6 küsur asırlık geleneği?
Bu kadar hoyratça magazinleşir mi acaba içinde dini, milli, ahlaki ögeler taşıyan bir sportif faaliyet?
Bu kadar hızlı kirlenir mi?
Kurbağalıdere'ye bakın anlayın temizlemenin süresini.
Her türlü sosyal ve kültürel çimentoya, her türlü belden aşağı silahla saldırmanın altında yatan proje nedir acaba?
Yapmayın desek; "tutucu dinazor" oluyoruz. Görmezden gelsek, geceleri rahat uyuyamıyoruz. Bu ne rezalet.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|