|
 |
|
|
Artık yaşamak vakti!
Kısacık bir metin imzaladık yüz elli kişi. Önceki gündü, açıklandı metin. Duymuşsunuzdur belki. Duymamışsanız metin şudur:
"Son günlerde yaşanan çatışma ortamından derin kaygı duyuyoruz. Sadece geçen ay elliye yakın insanımızı yitirdik. On beş yıl süren ve otuz bini aşkın insanımızın kaybına yol açan, taraflarca "düşük yoğunluklu çatışma" veya "kirli savaş" olarak adlandırılan dönemin acıları milyonlarca insanımızı derinden yaraladı.
Artık insanlarımız ölmesin. Barış içinde ve adil bir yaşam sürelim. PKK'nın silahlı eylemlere derhal ve önkoşulsuz son vermesini istiyoruz.
Hükümetin kalıcı barışın sağlanması ve herkesin demokratik toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesini talep ediyoruz."
Budur yani. Bu kadar. Bu kadar çıplak, bu kadar "asgari", bu kadar yalın... Laga lugasız, dolambaçsız, palavrasız, katır kutur sözcükler olmadan. Dosdoğrudan... Çünkü artık öyle olması gerekiyor. Çünkü...
Ölümün gürültüsü
Çünkü... Bir kere silahlar çalışmaya başladığında öyle bir gürültü çıkar ki söz, duyulmaz olur. Söz, o zaman kırılgan bir maddeye dönüşür, kıymetsizleşir. O yüzden bu kez, o malum gürültü başlamadan önce ya da henüz yeni başlamışken cümle kurmak gerekiyordu.
Cümle kurabilen insanların işi de böyle bir zamanda çıkıp, dünyayı değiştirmek için ellerinde olan o tek gücü, söz söyleme gücünü kullanarak dünya ve ülke için iyi olanı söylemekti.
Çünkü... Artık çok konuşmaya, anlatmaya gerek yok. Bu ülke ne yaşadığını gayet iyi biliyor. Irak'a asker göndermek istemeyen kalabalıkların kararlılığı nereden besleniyordu? Elbette nicedir tecrübe ettiği ölüm ve kayıp bilgisinden.
Şimdi o bilgiyi harekete geçirip çocukların yeniden ölmesini engellemek gerekiyor. Elinde silah tutanların "Ben bırakmam, önce o bıraksın!" kaprisinden daha kıymetli hepimizin çocukları. Tek bir çocuk bütün silahlardan daha kıymetli. Annelerin doğurduğu çocuklar bizim için "skorsi"lerden daha değerli!
Çünkü... ABD'ye gidilip Kürt sorunu için yapılan pazarlıklara harcanan enerji burada, kendi içimizde konuşmaya harcansa bütün bu meseleler çözülebilir. Biz, kendi meselemizi çözebiliriz.
Biz kendimize daha iyi bir hayat kurabilecek, daha adil bir yaşam oluşturabilecek yasalar yapmaya kadiriz. Bu ülke kendi çocuklarını hiçbir ayrım gözetmeksizin sevebilir.
Bu toprağın anneleri birbirinin acısına yaslanabilir. "Acı acıya denk değildir"; bu söz bu toprağın derinden bildiği bir bilgidir. Acıyı acıyla kıyaslamamayı bu ülkenin kadınları ve erkekleri iyi bilir.
"Aydınlar" ve "halk"
Bu metin için "aydınların" imzaladığı metin dendi. Bana sorarsanız bir insanın diğerlerinden daha çok kitap okumuş olması, daha çok bilmesi onu daha az bilenlerden ayırmaz.
İnsanları aydın ve halk diye ayırmak bana hiç efendice gelmez. Belki bu metin için "Bu yüz kişinin aklına gelmiş, yazmışlar" denmeli, "Biraz okumuş yazmış ve kaygılı insanlar yazmışlar" denmeli belki.
Onun ötesinde ise... Yani insanlarımızın ölmemesi gerektiğini hiç okumamış yazmamış insanlar bilmeyecek mi? Bilmez mi hiç! Ve ancak onlar da "Evet, doğrudur" dediğinde dilekler gerçeklere döner.
Eğer birçok insan baktığı yerde aynı şeyi görürse artık görülen düş gerçeğe dönüşür.
Eğer bir cümleyi büyük kalabalıklar halinde insanlar söylerse ölümün gürültüsü bastırılır ve insanın sözü silahtan daha kudretli olur. Söz ancak o zaman zırhları delip geçip metal karanlığına ışık sızdırır...
Hem yeterince ölmedik mi zaten? Yeter. Artık yaşamanın vaktidir!
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|