Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 18 Haziran 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Günah keçisi euro

Perşembe günü Brüksel'de toplanacak AB liderleri, bütçeyi tartışacak. Bu konudaki görüş ayrılıkları giderilemezse AB, ekonomik reformların tüm zorluklara karşın devam ettiği mesajını verememiş olacak. Böyle bir durumda da euro bir kez daha eleştiri oklarının hedefi haline gelecek

GÜVEN ÖZALP
guven.ozalp@skynet.be

Fransa ve Hollanda'dan Avrupa Anayasası'na çıkan 'hayır'lar sadece Avrupa Birliği'ni kimlik bunalımına sürüklemekle kalmadı, AB'yi temsil eden bir çok politika ve uygulama da bu net 'hayır' oyları nedeniyle ağır yara aldı. Anayasa'nın reddedilmesinin yarattığı ilk şok dalgası ise beklendiği gibi euroda yaşandı. AB'nin ortak para birimi euro sadece dolar karşısında değer kaybetmekle kalmadı, bazı çevrelerce kelimenin tam anlamıyla günah keçisi haline getirildi.
Referandumlarda ekonomik hoşnutsuzluğun 'hayır' demek için en önemli etken olarak öne çıktığı bir ortamda AB'nin en önemli projelerinden biri olan euro, eleştirilerden nasibini fazlasıyla aldı. Referandum kampanyaları sırasında Hollanda'da ulusal para birimi florinin terk edilmesi ekonomide yaşanan sıkıntıların ana nedeni olarak gösterilirken Fransa'da yaşanan fiyat artışlarının sorumlusu olarak euro gösterildi. Ancak Brüksel'i karıştıran asıl açıklama İtalya'dan geldi.
İtalyan hükümetinin çalışma ve sosyal politikalardan sorumlu bakanı Roberto Maroni İtalyan para birimi lirete geri dönülmesini ve euro alanından çıkılmasını talep etti. Bu isteğine gerekçe olarak ise euro ve ortak para politikasının büyümeyi frenlediği iddiasını gösterdi. Brüksel'de "Şaka mı? Gerçek mi?" analizlerinin yapılmasına neden olan bu açıklamaların net bir şekilde, hatta alay edilerek kınanması ise AB'nin euroya bağlılığını sergilemesi açısından önemliydi. AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un Başbakanı Jean Claude Juncker'ın, 'aptalca' olarak değerlendirdiği bu açıklamaya Hollandalı bakan Gerrit Zalm'ın tepkisi de dikkat çekiciydi. Zalm, "Maroni'nin maliye bakanı değil sosyal işlerden sorumlu olması gayet yerinde" dedi.

Gerçekleşebilir bir senaryo değil
Euro, AB'nin bugüne kadar ürettiği ve hayata geçirdiği en önemli projelerden biri. Şu ana kadar da başarılı olduğunu rahatlıkla söylememize olanak sağlayacak bir performans sergiledi. Bu nedenle euro alanında olup da bu alandan çıkmak şu an kimsenin 'gerçekleşebilir' olarak gördüğü bir senaryo değil. Euro alanına dahil olan bir ülkenin ekonomisini çok sıkı kurallara bağlaması gerekiyor. Yaşanan sıkıntı ve gündeme getirilen eleştirilerin odağında da bu var. Bu konuda farklı görüşler mevcut olsa da, teorik olarak euro alanında yer alan bir ülke bu alanın dışına çıkabilir. Ancak bunun olası pratik sonuçları bu yönde bir girişimin teorik boyutunu da 'hayata geçirilebilir' olmaktan çıkarıyor. Zaten AB içindeki görüş de bu alana bir kez girildiğinde bunun 'geri dönüşü olmayan' bir adım olacağı yönünde. Bunun somut örneği ise Yunanistan. Euro alanına giren son ülke olan Yunanistan'ın gerekli kriterleri karşılamada kurallara uygun olmayan birtakım yöntemler izlediği belirlendiyse de AB, Atina'yı bu alanın dışına itmektense "Bir daha yapmayacağım" sözü almakla yetindi.
12 ülkede ekonomiler arasında mevcut olan farklılıklar bir gerçek ancak bunda da tek etkenin euro olduğunu söylemek imkânsız. Farklılıkların temelinde de ulusal hükümetlerin uygun olmayan politikaları yatıyor. Belki de euro alanındaki ekonomik entegrasyonun yavaş biçimde gelişmesi 'bir para politikası ve 12 mali politikaya' bağlanabilir.

En önemli sorun gerileme
Şu an euro alanının yaşadığı en önemli sorunlardan birini büyümedeki yavaşlama ve hatta bazı ülkelerde, İtalya örneğinde olduğu gibi, gerileme oluşturuyor. Bu durumun süreklilik göstermesi halinde ise Avrupa Merkez Bankası'nın devreye girmesi gerekliliği, çoğu uzmanın üzerinde hemfikir olduğu bir unsur olarak dikkat çekiyor.
Avrupa Merkez Bankası'nın izlediği politikaları yerinde bulan IMF Başkanı Rodrigo de Rato da bu görüşte. De Rato geçtiğimiz günlerde düzenlediği bir basın toplantısında "İç talepteki zayıflık süreklilik gösterirse harekete geçmek zorunlu olacaktır. Bu eylemlerden birisi de para politikasıdır" dedi. De Rato, Avrupa Merkez Bankası'nın faizlerde indirime gitme opsiyonunu gözardı etmemesi tavsiyesinde bulundu. Faizlere ilişkin uyarı sadece De Rato'dan gelmiyor. Hükümetlerin 'büyümeye ilişkin bir jest' kapsamındaki beklentilerinin başını faiz oranlarında değişikliğe gidilmesi çekiyor.
Son günlerde sıkıntılı günler yaşayan AB ve euro ciddi bir sınavla daha karşı karşıya. 16 - 17 Haziran'da Brüksel'de bir araya gelecek olan devlet ve hükümet başkanları "Anayasa şoku" sonrasında Birlik'i tekrar rayına oturtmanın yollarını arayacaklar. Çok dikkat edilmesi gereken bir diğer gündem maddesini ise bütçe oluşturacak. Bütçe konusundaki görüş ayrılıkları giderilemez ve uzlaşı sağlanamazsa AB, ekonomik reformların tüm zorluklara karşın devam ettiği mesajını verememiş olacak. Böyle bir durumda da euro bir kez daha eleştiri oklarının baş hedefi haline gelecek.





BUSINESS
 Quo Vadis* Türkiye?
 EDİTÖRDEN
 Bir resim ve bir toplumun 'geriye' doğru yürüyüşü
 Ekonomi basınının '100' akı
 Özel statü ve AB çapası
 'Kültürel zenginliği olan yoksullarız'
 Günah keçisi euro





© 2005 Milliyet