|
 |
|
|
Sözcüklere düşkün bir sözcü
Başbakanın, Beyaz Saray'dan esinlenen bir iletişim organizasyonu ve basın sözcülüğü başlatmakla görevlendirdiği Mehmet Akif Beki, siftahı üç yıl haber kovaladığı Washington'da yaptı
YASEMİN ÇONGAR
ycongar@erols.com
Kitaplarından konuşurken, "bilimkurgu tarzında çok katmanlı bir roman" dediği "İndüs Vadisinin İncirleri" için en uygun sözcükleri seçmekte epey zorlanıyor Mehmet Akif Beki.
Washington'daki meslektaşlık günlerimizden biliyorum ki, Beki televizyonda haber sunup program yapmaya başlamasının çok öncesinden gelen bir merak ve kıvraklıkla konuşur. Dilbilime ve dile tutkundur. Uygun sözcükleri bulması, öyle pek uzun sürmez. Ama şimdi, durum başka.
Ne de olsa, "İlk dili arayan Amerikalı bir dilbilimcinin yolu, Hindistan'ın İndüs Vadisinin Puliyan kabilesinden iki kişiyle kesişir" diye anlatırken sadece romanın yazarı olarak değil, Başbakan Erdoğan'ın "sözcüsü" olarak da konuşuyor. Ağzından her çıkanın bir ucuyla Erdoğan'a dokunabileceğini bilmesi, Beki'nin diline farklı bir temkin ekliyor.
Tabii, bir de "Erdoğan'ın Harfleri" kitabında, başbakanı Musa Peygamber'e benzettiğinin yazılmasından rahatsız. Kitabı okuyanlar bunun böyle olmadığını biliyorlar ya, Beki de biliyor ki, kendisini yazar, gazeteci ve televizyoncu olarak tanımamış, kitaplarını okumamış kişiler, Erdoğan'ın "başdanışmanı ve sözcüsü" olalı beri, onu kestirmeden tanıma ve tanıtmaya pek yatkın.
Aynı kestirmeciliği burada yapmamak için, Beki'nin diğer kitabının da, 27 Mayıs sonrasında, Milli Birlik Komitesi'nin talimatıyla izlenen gazeteciler ve ailelerine ilişkin fişleme dosyalarını bir tür belgesel roman anlatımıyla sunan "Kara Liste" olduğunu hatırlatmakla yetineceğim. Kanal 7'nin haberlerinden ya da "İskele Sancak" ve "Ters Köşe" programlarından simasını, sesini, fikrini tanısanız da tanımasanız da, 35 yaşındaki, 15 yıllık "gazeteci-yazar" Beki'nin dünyasına bu üç kitabının sayfalarından girebilirsiniz nasıl olsa.
"Başdanışman ve sözcü" Beki'nin dünyası ise daha yeni kuruluyor.
Erdoğan, Beyaz Saray'dan esinlenen bir iletişim organizasyonunu Başbakanlık'ta kurmakla görevlendirdi Beki'yi ve daha haftası dolmadan, Beyaz Saray zirvesi için geldiği Washington'a getirdi.
Beki, 1997-2000 arasında Washington'da haber kovalayıp Beyaz Saray'ın nasıl işlediğini bildiğinden, ABD başkentinde yaptığı sözcülük siftahının olsa olsa bir ısınma egzersizi olduğunun farkında. Zira kafasında, otel lobisinde bekleşen gazetecileri çat pat bilgilendirmenin çok ötesinde bir iletişim düzeni var.
Bu düzen, Beki'nin deyişiyle "ihtiyaca binaen" yapılacak, dinamik ama kendi içinde sistemli bilgilendirme toplantılarını öngörüyor.
Beki bundan böyle gerektikçe "Başbakan adına" konuşacak, yazılı ve sözlü açıklamalar yapacak, duruma göre kayda geçecek (on the record) ya da geçmeyecek (off the record) brifingler verecek.
Erdoğan'ın dış gezilerine de katılacak olan Beki'ye göre, artık başbakanın her kaldığı otelde bir basın merkezi kurulacak; böylece geziyi izleyen medya mensupları, düzenli bir bilgilenme kaynağına ve yerine sahip olacak.
Beki, birçok Batı ülkesinde uygulanan bu sistemin mantığını "Medyamızın çalışmasını kolaylaştırmak için" gibi standart bir sözle açıklamaya yeltenmiyor bile. Onun yerine, "Başbakan, medyanın kendisi hakkında yanlış bilgilenmesinden mustarip" diyor ve Erdoğan'ın görevini tanımlarken "şeffaflığı" hedef gösterdiğini anlatıyor.
Tabii, dünyanın her yerindeki her basın sözcüsü gibi Beki'ninki de "denetimli bir şeffaflık" olacak.
Bu konuda kafası net. Gazetecilerin sorularını yanıtlarken yazılı bir "guidance" çerçevesinde konuşacağını söylüyor ve Washington muhabirliğinden diline yerleşmiş bu sözcüğün Türkçe karşılığını zihninde bulup "Bir kılavuzum olacak" diye düzeltiyor hemen.
Bir de doğrudanlık konusu var. "Başbakanın basına kapalı toplantılarının çoğuna gireceğim. Devlet ve protokol sınırlaması ya da fiziksel imkansızlık nedeniyle bizzat bulunamadığım toplantılar konusunda da, doğrudan başbakandan bilgi alıp gazetecilere aktaracağım" diyor Beki.
İnsanın, başbakanı sorgulayabileceği bir meslekten başbakanın sözünden çıkamayacağı bir konuma transferi zor kuşkusuz.
Beki, bu kararı verirken, eğer işini iyi yaparsa Türkiye için yeni ve gerekli bir mekanizmayı da kurumsallaştırabileceğini düşünmüş. Ama "Bir gün gazeteciliğe geri dönmek üzere" demeyi ihmal etmeyecek kadar da sözcükleri kullanma özgürlüğüne düşkün. Bense ona, "Bitmiş bu iş, senin sonun siyaset" diye takılıyorum.
|
|
|

|