Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 18 Haziran 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bener acının, umutsuzluğun şairiydi




Vüs'at O. Bener, okuduğum ilk satırından bu yana beni hiç hayal kırıklığına uğratmamış bir yazardı. "Dost"un yayımlanışını hatırlıyorum. Yepyeni, ama usta mı usta bir yazarın kaleminden çıkmış, abartılmamış hüzünlerle örülü sıcacık bir kitaptı. (Milliyet Yayınları'nın sorumluluğunu aldığımda, yayımlamak istediğim ilk kitaplardan biriydi -Onat Kutlar'ın "İshak"ıyla birlikte. Baskısı çoktan tükenmişti. Yıllardır ortalarda yoktu. Bener'e yazıp yeni baskısını yapmayı önerdiğim. "Peki" dediğinde duyduğum sevinci unutamam.)
İkinci kitabı "Yaşamasız" da "Dost"un çizgisindeydi.
Sonra uzun süre soluğu çıkmadı Bener'in. Yazmadı. Ya da yayımlamadı. "Ihlamur Ağacı" oyunu dışında. Derken bir oyun daha: "İpin Ucu". Bunları yine yıllar sonra "Buzul Çağının Virüsü" romanı izledi. Neyse, onun arkasından kendini çok özletmeden yeni yeni kitaplar çıkardı: "Siyah-Beyaz", "Mızıkalı Yürüyüş", "Kara Tren", "Bay Muammer Sahtegi'nin Notları"... Araya bir de "Manzumeler" adlı şiir kitabı sıkıştırdı.
* * *

Sözgelimi, bir Orhan Kemal gibi kolay ulaşılan bir yazar değildi Bener. Anlatımın sınırlarını keşfe çıkmıştı sanki. Anlatacaklarını şiirsellikle, özgün imgelerle dile getirmeye çalışıyordu. Bunu söz oyunlarıyla değil, yalın bir dille başarıyordu. "Konuşulur gibi".
Ne diyordu Bilge Karasu:
"Bu 'konuşur gibi' yazılmış metin ancak okunduğunda, bir şekil sürekliliği ile birlikte bir de anlam sürekliliği kazanır."
Bener her gerçeğin peşindeydi. Onu görünürde değil, insanın derinliklerinde aradı. Bu arayışını temelde klasik öykü kalıplarını koruyarak, ama ona "yenilikler" katarak gerçekleştirdi.
* * *

Vüs'at O. Bener'den okuduğum son kitap, onun da son kitabı olan "Kapan"dı. Bir solukta okunacak (81 sayfa) 21 kısa öyküden oluşuyordu.
Bir yaşamdan çizgilerdi bunlar. Alışılmış öykü çerçevesinin içinde yer almıyordu belki. Ama hepsi düpedüz öyküydü. Nice yazar, ikişer üçer sayfalık bu "anlatı"ların her birinden sayfalar dolusu destanlar yaratırdı. Ama Bener alıştığımız ekonomisi, seçiciliği, yalınlığı içindeydi hep... Laf ebeliği denen illete öylesine yabancıydı ki.
Bu yüzden etkiliydi, vurucuydu.
* * *

Bener'in bütün yapıtlarında olduğu gibi, "Kapan"da da mutsuzluk, umutsuzluk akıp gidiyordu:
"Kölesi olmayı hiç istemediğim her türlü dayatmalara karşıyken nasıl oluyor da hep olumsuzluk mutsuzluğunu duyuyorum içimde."
"Susayım en iyisi. Uyumaktan başka çarem yok. Uyandığımda o acılara katlanmayı sürdüreceğim yaşadıkça."
"Aklı başında birinin yapacağı en akıllıca iş, anlamsızlığa sürüklenen kafayı uyuşturmak değil mi?"
"Çıkmazdan çıkmaza sürüklenmekten başka kaçış yolu görünmüyor."
* * *

Kitaplarını Türkçeye çevirdiğim Edita Morris'e bir gün dili neden isteyerek bozduğunu sormuştum. "Vietnam'a Sevgiler" bir Japon'un, "Nasıl mısın, İyi misin" bir Jamaikalının ağzından bozuk İngilizceyle yazılmıştı.
Edita "Romanlarımda birtakım acı gerçekleri anlatmaya çalışıyorum" demişti. "Onları böyle doğal-komik bir biçimde aktarırsam o acıyı daha vurucu bir biçimde ortaya çıkardığıma inanıyorum."
"Kapan"ı okurken Edita'nın sözleri gelmişti aklıma.
Bener kitaba adını veren öyküsünün bir yerinde "... duygu, acınası zavallı", diyordu. "Yenilmeye layık! Deşmeyegör, altı korkunç yüzsüz."
Oysa bütün öyküler duygu yüklüydü.
Sözgelimi, babasıyla annesinin ölümlerini anlattığı "Ya Herru Ya Merru" ile "Uyumak". Bunları "acınası zavallı" kılmayan, Bener'in ustalığıydı. Ölümü değil, olağan, sıradan bir şeyi anlatıyordu sanki. Trajediyi gündelik bir olaya dönüştürüyordu.
Bu da, Edita Morris'in bir başka biçimde başardığı gibi, acıyı yoğunlaştırıyordu.
Bener'in ölümünden sonra "Kapan"ı bir daha okudum. Her sayfasında yüreğim burkularak.
Yukarıda hep "öykü" dedim ya, galiba değil. Şiir bunlar. Acının, mutsuzluğun, umutsuzluğun şiiri.




PAZAR
"Sahte olmadığını ispatlamak bizim sorumluluğumuz değil"
Bienalin yıldızlarından biri Hüseyin Çağlayan
"Strese ve acıya karşı koymayın!"
Kapadokya bisikletçileri bekliyor
Telefonda "chat" için bir ayda 90 bin kişi başvurdu
Notalar bilgisayarla buluşuyor
Sözcüklere düşkün bir sözcü
Bağırsak sorunu yaşamamak için ilaç gereksiz, çözüm elinizde
'Beyoğlu muhabirliği Hilton muhabirliği olmuştu'
"12 yaşında seçim gezilerindeydim"
Önümüzdeki pazar için rezervasyon zamanı
Galata'da şenliğin son günü
Kadın sağlığı ve tüp bebek uygulamaları hakkındaki sorularınızı doktorlar yanıtlıyor
Sette romans başkadır
Ölüm onları ayırana kadar birlikte olan da var, aşkı yüzünden Hollywood'dan aforoz edileni de...
Amerika'da parlayan cazcı bir Türk piyanist
Ece Bar terasa çıktı
500 milyona Kavaklıdere!
Sansürkondu gazetecilik
Zengin turist için yemek kadar şarap çeşidi de önemli
Kudüs'e dönüş
Karaoğlan kızlar vadisinde
Bener acının, umutsuzluğun şairiydi
Babaannemin takoz cep telefonu





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet