Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Haziran 2005 / Cumartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Doğruları da siz anlatın

Hadi say deseniz, federasyonun acemiliği ve işbilmezliği ile ilgili en az on örnek veririm size.
Hadi yine say deseniz, geçen sürede doğru dürüst yapılan işler, bir elin beş parmağını geçmez derim.
Taraflı değilim. Uzun süre de iyi niyetle baktım. Bugün de o çatı altındaki insanların önemli bölümünün dürüstlüğüne inanıyorum.
Ama, bunca yetki, hoşgörü, siyasi destek ve karşılıksız avansa karşın yazık ki Levent Bıçakcı federasyonunun Türk Futbolu'nu idare edecek niteliklerin tümüne sahip olmadığı ortaya çıktı.
Dillere dolanan "kurumsallaşma" sözüne inat, yönetim bütünlüğü sağlanamadı. Türk futbolunun zirvesi kısa sürede iktidar kavgasına daldı. 2.5 başlı bir idare biçimi ortaya çıktı.
Bıçakcı'nın listesinden seçim kazanan Tahkim Kurulu, verdiği kararlarla bir yıl boyunca başta başkan olmak üzere federasyonu "fıtık" etti, yönetimle sürekli çelişti.
"Temiz, şaibesiz, adaletli futbol" sloganıyla çıkılan yolda söylemlerin değil, pozisyonlarından taviz vermeyen güç odaklarının söz sahibi olduğu anlaşıldığında, yapılan işler "cesaretsizlik" kavramı ile karşılık buldu.
Aylar önce yayın gelirlerinin düzenlenmesiyle ilgili hazırlanan taslak çalışma, her nedense sümen altı edildi. Tüm kulüplere eşitlik sözü, bir bardak suyla yutuldu! Havuzda tsunami tehlikesi belirdi.
Orduspor - Eskişehirspor maçıyla ilgili karara politik tercihler karıştı.
Futbolun anayasası değiştirilirken özerklik, genel müdürlük hukuk müşavirlerinin "engin bilgi ve deneyimine" emanet edildi. Ard arda sıralanan yasaklar manzumesine "bıyık altından" gülenler, bu kısıtlamaları kendine kalkan etti.

Bıçakcı hata yapıyor
Federasyonu sıkıntıya sokan, zaman zaman aile içi başkaldırılara yol açan bir diğer keyfiyet ise, Bıçakcı'nın kendi ekibiyle paylaşmaktan sakındığı arayışları oldu.
21 Temmuz 2004 akşamı Ankara Sheraton Oteli'nin lobisinde genel kurul havasını solumaya gelen siyah takım elbiseli bir grup futbol sevdalısını(!) görünce titrek bir sesle "Bunlar daha fazla üzerimize gelirse ben bu işten çekilirim" diyen federasyon başkanı, kısa sürede kendini toparlamayı bildi!..
İlk günden bu yana sahip çıkmadığı milli takım teknik direktörünün gözünün içine baka baka halefiyle ilgili arayışlarını sürdürdü. Tıpkı son Hollanda seyahatinde olduğu gibi...
Ufuk Özerten'i bir şafak operasyonu ile yönetim kurulu üyelerine MHK başkanı olarak kabul ettirdi...
Son genel kurulda 80 küsur imzalı yayın önergesinden bir gece önce haberdar edilmesine rağmen, hiçbir girişimde bulunmayıp krize davetiye çıkardı. Uyarılara "taraf olmayalım" yanıtını verip, federasyonu bağlayan karara seyirci kaldı...
Yayın krizinin patlak vermesinin ardından dört büyük kulüp başkanının İstanbul'daki yemekli uyarı(!) toplantısına icabet etti, 14 Anadolu kulübünün görüşlerini dinleme gereğini hissetmedi. Ve "Dört büyüklerin federasyonu" damgasını yedi...
Basketbol camiasının liderliği rolüne soyunan bir şahsa federasyonun en kritik görevlerinden birini vermek zorunda kaldı. Ardından bir basın toplantısı öncesi medya mensupları salona başkandan önce girdiği için genel sekretere teşrifatçı muamelesi yapıp fırça attı, ayıp etti...
Ümit Milli Takımı'na 7 yıl hizmet etmiş Raşit Çetiner'e Kazakistan dönüşü uçakta "artık bu işi bırak" derken, sorumlu yönetim kurulu üyelerini hiçe saydı...
Alışkanlığını sürdürdü, Konyaspor ile anlaşan Aykut Kocaman'a kimseye danışmadan Ümit Milli Takım teknik direktörlüğünü teklif etti...
Ne etik kaldı, ne ilke...

Ufukta ne var?
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu kadarı bile Levent Bıçakcı'nın ekip çalışmasını sevmeyen, dediğim dedik bir başkan portresi çizmesine yeter sanırım.
Ancak bizi ilgilendiren, bundan sonra neler olacağı...
Naklen yayın kaosu geçmişte iki federasyon başkanının canını yaktı.
Şimdi krizin daha büyüğü kapıda.
Kulüpler Birliği önerisinde, dört büyükler inadında, Levent Bıçakcı aynı duyarsızlığında ısrar ederse, ortalık yangın yerine dönebilir.
Şifreli kanala yatırılan üç - beş kuruştan değil, yüzmilyonlarca dolarlık bir kaynağın paylaşımından söz ediyoruz.
Federasyonun görevi uzlaşmayı sağlamak, havuzun taşmasını önlemek.
Kimse felaket tellallığına soyunduğumuzu sanmasın. Sayın Bıçakcı sık sık çıktığı yurtdışı seyahatlerden ve oturduğu koltuktan durumun vehametini göremiyor olabilir.
Ama işler gerçekten düşündüğü gibi yolunda gitmiyor...
Bir bakmışsınız Tahkim Kurulu seçimine kurgulanmış bir olağanüstü genel kurul projesi hayata geçirilmiş...
Ve bu, Bıçakcı federasyonun sonu olmuş!

Ne kadar ekmek...

Ribery Türkiye'deki son çalımını Galatasaray'a atarak Marsilya'ya kaçtı.
Sarı - Kırmızılı kulübün bundan sonra yapacağı tek şey, futbolcusunu ayartan Fransızlar'dan koparabildiği kadar tazminat alabilmek...
Öncelikle 10 milyon Avro'dan söz eden yöneticilerin bu kadar yüksekten uçmaları büyük hayal!
Galatasaray - Ribery - Marsilya üçgeninde aylar sürmesi beklenen dava için tarafların ortaya koyacakları belgeler önemli...
Uçan kuş bilir... Ülke olarak FIFA nezdinde sicilimiz bir hayli bozuktur.
Bu yüzden Galatasaray'ın çok sağlam ve reddedilmeyecek kanıtlar ileri sürmesi gerek...
Belge diye ucundan gösterdikleri şey UEFA lisans kriterlerine uyum adına federasyona verdikleri "borçsuzluk" belgesi ise, sakın yapmasınlar!
Hem Ribery davasında elleri boş kalır, hem de Futbol Federasyonu'nun başı derde girer...
Yakında bol sıfırlı Avro'ların konuşulduğu bir süreç başlayacak.
Benim anlamakta zorlandığım konu ise Ribery'nin gerçekten bu kadar para edip etmediği.
Futbol Federasyonu'ndaki resmi sözleşmesinde transfer ücreti 30 bin YTL (30 milyar lira) olarak gösterilen, vergisi de bu rakam üzerinden ödenen Fransız meğer ne makbul, ne kıymetli bir adammış!
Aman diyeyim. Aman...
İşbirlikçi federasyon da yanar Galatasaray da...

Ordu tamam da...

Galiba son olarak üç sezon önce Diyarbakırspor naklen yayına "hayır" demiş, Altay ile oynayacağı kümede kalma maçında kameraların stata girmesine izin vermemişti.
Sonrası malum. Gözlerden ırak bir ortamda Altaylı futbolcular eşek sudan gelinceye kadar dayak yemiş, soyunma odasında binbir çeşit eziyete maruz kalmış ve maçı kaybetmişti.
Bugünkü Orduspor - Eskişehirspor maçının yayınına da Karadeniz ekibi izin vermemiş. TRT'den istedikleri para bahane...
Orduspor'u böyle bir maçın milyonlarca kişi tarafından izlenmesini engellediği için suçlamıyorum. Kazanmak ve şampiyon olmak için bu saatten sonra her yolu denemeleri normal. Ama aynı haktan yararlanmak isteyen Eskişehirspor'un federasyona yaptığı başvurunun dikkate alınmaması da bir hayli düşündürücü.

cersen@milliyet.com.tr




SPOR
Hükümsüzdür!
Biscan'a son teklif
Serdar tamam
Muhalefet zamanı!
Bahsi bile geçmez!
İstediğimizi aldık: 2-2
Denizde kararti var...
En Kral Malatyalı!
"Baba" topçulara
Bu maçın tekrarı yok!
Bir kanıtı olsa...
Olimpiyatta şölen
Yelkenler fora
'Taş'giller!
Atalay'a son görev
Bre'Zinha'lı samba
'Pes etmek yok'
Yanal'ın evceğizi
Tarihten yapraklar
Haber turu...
Kısa kısa
Şimdi bekliyoruz
Doğruları da siz anlatın
Fransız gitti, sıra Fransızlarda
Gençlik kampları
İstenen oldu
At yarışları
Bayanlar hazır
Apartman çocukları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Fevzi AKSOY
Kısa kısa
Niçin bilmem... Bazı kimseler vardır ki, otur...
Mehmet DEMİRKOL
Şimdi bekliyoruz
Ustaömer maçtan bir gün önce Ukrayna'nın da s...
Cemal ERSEN
Doğruları da siz anlatın
Hadi say deseniz, federasyonun acemiliği ve i...
Bilgin GÖKBERK
Fransız gitti, sıra Fransızlarda
Gidişine şaşırmadım Fransız'ın.
Yavuz KOCAÖMER
Gençlik kampları
2001 yılında başlayan Gençlik Kampları, gerçe...
Ebru KÖKSALDI
İstenen oldu
Aliiev'in ilk iki maçtaki performansı, özelli...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet