|
 |
|
|
Dinliyorlarsa...Bir sebebi var!
Halkın demokrasiye doğrudan katılımını sağlamak için telefonları dinliyor olabilirler mi? Acaba?
tubakyol@yahoo.com
Bir arkadaşım var; deli. Hadi, komik diyelim. Sedat Peker'in telefon konuşmaları yayımlandığından beridir, bizim de telefonlarımızın dinlendiği takıntısından mustarip.
Telefonda konuşuyoruz, değil mi?
Sıradan bir sohbetin ortasında, gizemli bir ses tonuyla...
"Şişşt, her şeyi telefonda konuşamayız" diyor.
Hı? Neyi konuşamayız?
"Bir nefeste dört yasaklı kelime, yuh"
Dinlenen telefonlarda hangi kelimeler kullanıldığında otomatik kayda geçildiğini aramış, bulmuş. (Liste 18 Nisan 2000'de Sabah gazetesinde yayımlanmış.)
"Markete gittim. Yasemin'le karşılaştım. Şimdi de bilgisayar başındayım, internette dolanıyorum" dedim mi, bittim!
"Oooo, seninle de iki satır konuşulmuyor. Bir nefeste dört yasaklı kelime, yuh. Hadi kapattım ben" diyor, çatt!
Ne oldu şimdi?
"Market, Yasemin, bilgisayar, internet" falan, tık diye kaydı başlatıveren anahtar kelimelermiş.
Türkçe dahil 66 dilde takip edilen kelimelerin listesi uzun: Gümüş, kömür, visa, Armani, fetiş, müezzin...
Hepsini ezberleyemedim daha!
"Ya o isimde bir mafya babası varsa..."
Bu listeye günümüz koşulları münasebetiyle bizzat arkadaşın eklediği yasaklar da var.
"Dönmek" fiilini yasakladı mesela.
Aslında "dönme"yi yasaklayacaktı sadece ama garanti olsun diye topyekun "dönmek" fiilini kaldırdı.
"Mazallah Sabetayizmden bahsettiğimizi zannederler, biz tedbirli olalım da..."
"Örtü" yasak. "Örtülü ödeneği" kısalttığımızı düşünebilirlermiş:
"İşin yoksa eğitim masraflarının örtülü ödenekten karşılanmadığını anlatmak için çırpın dur."
Ve telefon konuşması sırasında hiçbir arkadaşımızın isminin geçmemesi şart:
"O isimde bir mafya babası falan vardır, ne'me lazım! Ha bu arada yerli yersiz 'Allah razı olsun' demeyi de unutmayalım."
"Bunu da kaydedin; bunu da, bunu da!"
Derken, geçenlerde bir gün aslında "dinleniyor" olmanın hoş bir şey olduğuna karar verdi.
Mühim olan "dinlendiğini bilmek"miş.
Şu sıralar bir memleket meselesine kafayı takınca beni arıyor.
Ben telefonu açar açmaz da, aklına ilk ne gelirse, "mısır çiçeği" ya da "seks" ya da işte kaydı başlattığını bildiği diğer kelimelerden bir tanesini söylüyor yekten.
Sonra söylediklerinin kaydedildiğinden emin, derdini anlatıyor:
"Bunu da kaydedin; bunu da, bunu da!"
Milli takıma taktik veriyor, zorunlu askerliğin kaldırılması için gerekçeler sıralıyor, Türkiye markasını iyileştirmek için öneriler sunuyor, liselerin dört yıla çıkması ve lise bitirme sınavları ile ilgili fikirlerini anlatıyor, üniversitedeki mezuniyet törenine bir veliyi türbanlı diye sokmayanlara veryansın ediyor...
Michael Jackson davasıyla ilgili, "Bu mudur Amerikan adaleti?" tadında İngilizce bir konuşma bile yaptı.
Uluslararası çalışıyor yani. Sadece Türkiye sınırları içinde kalmıyor, dünyaya da açılıyor:
"Hayatımda yeni bir pencere açıldı. Dünyaya açılan pencere..."
"İşte demokrasi, işte demokratik katılım"
Arkadaşım diye söylemiyorum, bildiğiniz deli. Hadi, komik diyelim.
Süper rahatlıyormuş, niye bunu daha önce düşünememiş? Telefon, bir nevi eski Yunan'daki agora imiş. Halkın toplandığı ve bizzat fikrini söylediği meydan.
"İşte demokrasi, işte demokratik katılım... Allah razı olsun."
Seyircinin suçu ne?
Aynı insanlar o programdan çıkıyor ötekine gidiyor. Dün izlediğiniz adam, yarın yine karşınıza çıkıyor. Aynı şarkılar söyleniyor, aynı espriler yapılıyor...
Geçen hafta "Zaga"ya katılan Yaşar, aynı gece TRT 1'deydi. Ve yine geçen hafta "Zaga"da olan Hepsi, bu cuma bilin bakalım neredeydi? Beyaz'da.
Geçen ay Beyazıt Öztürk "Superstar Ajda"ya katıldı. Programın konuklarından biri de Sedef Kabaş'tı. Beyaz hazır gitmişken orada bağlamış olmalı, birkaç hafta sonra Sedef Kabaş'ı kendi programında konuk etti. O hafta Beyaz'ın diğer konuğu da Sertab Erener'di. Ki Sertab Erener, ondan önce iki hafta üst üste "Zaga"ya katılmıştı zaten.
Sezen Aksu'nun konuk olduğu "Superstar Ajda"ya telefonla katılan Beyaz, bu kez de Sezen Aksu ile Ajda Pekkan'ı kendi programı için bağladı. Hadi Sezen Aksu TV'de öyle az gördüğümüz biri ki, bu üst üstelik kabul edilebilir. Peki Sertab Erener'in de telefonla arayıp Ajda ve Sezen'le birlikte "Beyaz Show"a katılmak istemesi.
Yine mi?
manik depresif köşe
Forbes dergisinde cep telefonuna göre insanları sınıflandıran bir haber çıkmış. Telefonunuz en son hitlerden bir hiphop parçası çalıyorsa genç bir ruha sahipmişsiniz. Nokia tune çalıyorsa; büyük ihtimalle yaşlı, sıkıcı ve yaratıcılıktan uzakmışsınız.
Cep telefonu melodisi, o insan hakkında ne söyler bilemem. Ama cep telefonu melodisi çeşitliliği insanların kendini hiç tanımadıkları insanlara tanıtmak için bulabildikleri her mecraya balıklama daldıklarını ve çırpındıklarını gösteriyor.
Bu manik itirazımın bir sebebi var tabii. Benim telefonum da Nokia tune çalıyor. Sensin yaşlı, sıkıcı ve yaratıcılıktan uzak!
Depresyondayım.
Kral giyinik, halk çıplak
Ta ortaokuldan hatırlarım ben bu mavrayı. Okullar yeni açılmış, yaz tatilini Amerika'da geçiren bir arkadaşın teneffüste taktığı gayet havalı güneş gözlüklerinin marifeti hemen tüm okul koridorlarına yayılmıştı: O gözlükler var ya... Herkesi çıplak gösteriyo'muş o'luum!
Böylece o gün okulda kovalamacanın en hası oynandı. İnanan da, inanmayan da, özellikle de biz kızlar, küçüklü büyüklü gruplar halinde dolaşıp çocuğu her gördüğümüzde çığlıklar atarak kaçıştık.
Sonra nöbetçi öğretmen durumu öğrendi. Böyle bir şeye inanacak kadar saf olduğumuz için bize fırça attı. Eğlence sona erdi.
Safmışız! Kim saf acaba?
Cihazın adı "backscatter". Amerika'da bazı havaalanlarına yerleştirilecekmiş bu alet. Güvenlik için bu cihazın kullanımını test etmeye başlıyor adamlar.
Bill Scannell diye bir uzman kişi "Meme uçlarını gösteriyor. Jenital organların detaylarını gayet net gösteriyor" falan diye güzel güzel anlatıyor.
Bu cihaz var ya, herkesi çıplak gösteriyooo o'lum!
Artık Amerika'ya da gidilmez.
Türkiye'de de telefonla konuşulamıyor. Dinlenirsiniz mazallah, kepazelik diz boyu.
Bu "güvenlik" hadisesi, dünya üzerinde "güvenli" bir yer bırakmayacak bize galiba.
|
|
|

|