|
 |
|
|
İzindeyiz, Uyuyoruz...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Her ne kadar, sivil toplum örgütlerimizin himayelerinde, Ege Fikir Önderleri AB Eğitimleri Dizisi'nin tanıtımı amacıyla filan, "Türkiye'nin AB'ye üyelik Süreci" gibi konularda toplantılar yapılmaktaysa da, biz Gazi'ye verdiğimiz sözü tutmaktaki kararlılığımızla "izin yapmaya" ve AB uyum yasaları konusunda "uyumaya ve uyutulmaya" devam ediyoruz...
AB Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Tom Spencer'in 1999'daki sözlerini hatırlayalım:
"Türklere ileride bir gün AB'nin parçası olacakları yolunda 30 yıldır söz vererek hiç dürüst bir davranışta bulunmadığımızı düşünüyorum. Çünkü gerçek, AB'nin Türkiye'yi üye olarak kabul etme yolunda hiçbir niyetinin olmadığıdır. Türkiye, bir yandan köktendincilerin diğer yandan bizim tutamayacağımız sözlerin arasına sıkışmış durumdadır. Türkiye'ye gerçek niyetimizi anlatmamız daha dürüst bir davranış olurdu..."
Ya da "Türkiye'nin Avrupa Birliği içinde yeri olmayacak. Bugün, Avrupa'da hiçbir lider Türkiye'yi AB içinde istemiyor. Yarın için de böyle bir niyetleri bulunmamaktadır. Türkiye'ye haksızlık ediliyor. Çünkü Türkiye AB tarafından aldatılıyor. Helsinki'de aday yapılması, Türkiye'ye boşuna umut vermektir..." diyen Fransa Eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard D'estaing'i...
"Avrupanın geleceğinde ne olursa olsun Türkiye'nin yeri yoktur. 70 milyon Türk vatandaşını Avrupa içinde serbestçe dolaştıramayız. Avrupa'nın İran, Suriye, Irak gibi ülkelerle sınır komşusu olmasını kabullenemeyiz. Türkiye ile ekonomik ilişkilerimizi sürdürmeliyiz. Genç ve hızlı büyüyen nüfusunun satınalma gücünden faydalanmalıyız. Ancak, bu ülkenin globalleşmenin temel prensiplerine sahip olmadığını ve uluslararası kardeşliği içine sindiremediğini de görmeliyiz..." sözleri de Almanya Eski Başbakanı Helmut Schmidt'e ait ve 2000 yılında söylenmiş...
Zaman zaman okuyucu dostlar, ellibinden fazla köşe yazısı yazmış olan Çetin ALTAN ustanın 30-35 yıl önce yazdığı yazıları yayınlamasına içerliyorlarmış. Oysa biz her fırsatta tarihin tekerrür etmesine çanak tuttuğumuz için doğal karşılamak lâzım. Ben bile üç günlük kalemimle, geçmiş bir hikâyeyi hatırlatarak bitireceğim yazımı: "AB yolculuğumuz tam bir skandaldır; Fiyaskodur." Bunu artık herkes yavaş-hızlı anladı; Anlıyor, anlayacak... "Peki bunu kim söyleyecek?"
Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiç Kimse adlı dört kişi yaşıyordu bir ülkede. "Söylenmesi gereken önemli bir yanlışlık vardı. Herkes, Birisinin bunu söyleyebileceğinden emindi. Gerçi bu işi Herhangi Biri de söyleyebilirdi ama Hiç Kimse söylemedi. Birisi çok kızdı buna. Çünkü söylemek Herkesin işiydi. Herkes, Herhangi Birinin bunu söyleyebileceğini düşünüyordu ama Hiç Kimse, Herkesin söylemeyebileceğinin farkına bile varmadı. Sonunda, Herhangi Birinin söyleyebileceği şey Hiç Kimse söylemediği için söylenemedi; Herkes, Birisini suçladı" İş bu noktaya gelmiştir!
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|