|
 |
|
|
Haftanın Kare Ası
YAKAN TOP / Nilay YILMAZ
Ribery'nin Marsilya kulübü ile anlaşması Galatasaray camiasını ayağa kaldırarak, haftaya damgasını vurdu. Bu konuya ilişkin çıkarılan birçok dedikodudan dolayı ise ortalık toz duman oldu. Ali Sami Alkış, Canaydın yönetiminin biletini kesmiş, Turgay Renklikurt ise Halil Mutlu'nun ne demek istediğini yazmış. Hıncal Uluç, yeni bir komplo teorisi üretmiş, Sanlı Sarıalioğlu ise Beşiktaş'ın kendisini çıldırttığını dile getirmiş. İşte bu Haftanın Kare Ası:
Ali Sami Alkış (İstifade değil istifa ediniz!.. - Star): Canaydın yönetimi; artık bardağı bile değil, koca kovayı taşırmıştır. Kibarlıkla, efendilikle, Fair - Play Don Kişotluğu ile bir yere kadar... Kulübü enayi yerine düşürdün mü; terbiye beş para etmez. G.Saray'ı alay edilir duruma getirenler, efendi efendi gitmelidir. Yoksa teneke ile kovalanırlar.
Turgay Renklikurt (Konuş Halil! - Akşam): Halil Mutlu bir komployla karşı karşıya olduğunu ve bundan sonra kimseye inanmayacağını söylüyor. Bu sözlerin tercümesi, '...Bazılarının 'Temiz' demesine inandım ama belamı da buldum. Bundan sonra, asla!..' demektir.
Hıncal Uluç (Sorun Yanal değil, Bıçakcı!.. - Sabah): Yanal herkesi kör, alemi sersem sanıyor. Ali Sami Yen Stadı'nın etrafından geçemeyecek hale düşmüş. Çünkü Galatasaray düşmanlığı kesinleşmiş. Aklı fikri Fener'de. Her eylemi ile de bunu belli ediyor. Milli takımda işinin devamlı olmadığını biliyor. Hayallerinin takımı Fener'e gitmek için Milli takımı kullanıyor.
Sanlı Sarıalioğlu (Damardan şırınga - Vatan): Çok seviniyor, havalara sıçrıyordum. Nasıl sevinmeyeyim; Rıza ve ekibi 3 aydır tüm dünyayı tarıyor. Ehh nerede bu isim vermeden ballandıra ballandıra anlatılanlar, izlenenler? Yoksa o seyahatler turistik miydi? Sözüm ona tatildeyim. Sinirden çıldırıyorum. Kulağım İstanbul'da, gözüm yollarda. Hey hat, ne gelen var ne giden...
Takım sevgisi saygı değer bir şeydir; ama futbolun da sevildiğinin bir göstergesi olamaz.
Ahmet Çiğdem
Haberiniz var mı?
1870'li yıllarda futbolcuların giyim tarzı şöyleydi: "Golf pantolonu" tarzında bol bir pantolon giyilirdi; fakat pantolonun paçaları çorapların içine sokulurdu ve diz kısmından da sıkıca bağlanırdı. Takımın bütün oyuncuları aynı renk tişört giyerlerdi. Başlarına da kukuleta takarlardı.
***
Onlar da seni seviyormuş!
Lutfi Arıboğan gerçekten iyi bir insan. Sayın Şekip Mosturoğlu'nu da gerçekten çok severim. Hukukçudur.
(Serhat Ulueren - Telegol, Star)
Öğret o zaman!
Büyükler transfer yapmasını bilmiyor.
(Adnan Menderes Aybaba - Star)
Çok iyisin!
Nasıl transfer yapılacağını bilmeyenler, nasıl istifa edileceğini de bilmez! Adliye binaları önünde, hala istidacılar var... Gidin, 5 milyo- na geçerli bir istifa mektubu yazsınlar. Vallahi parası benden!
(Ali Sami Alkış - Star)
Öğretmenim canım benim!
Bir taraftan havuzu, diğer taraftan 3 Büyükler'i bölüp, arkasında ne gibi oyunlar oynadıklarını çok iyi bildiğim birilerine tarih dersi vereyim de herkes durumu anlasın...
(Reha Muhtar - Sabah)
Estağfurullah!
Ben biraz safım galiba! Gözüm yollarda, durmadan oyuncu bekliyorum. Yahu bu Beşiktaş göndermeyi beceremiyor, almayı nasıl becerecek?
(Sanlı Sarıalioğlu - Vatan)
***
Geçmiş zaman olur ki
Galatasaray'ın golcü futbolcusu. Milli Takım'a alınmayınca ortalık ayağa kalktı. Kamuoyunu ikiye bölmeyi başaran ve birçok rekoru alt üst eden Hakan Şükür anlatıyor:
Henüz 15 - 16 yaşında Sakaryaspor alt yapısında oynuyordum. Ayrıca Sakarya Lisesi'nde basketbol takımındaydım ve atletizm yapıyordum. Liseler arası bir karşılaşmada Tank Palet'i 5-0 yendik. Ben 2 gol attım. Ancak maçtan sonra rakip takımın yöneticileri kendi oyuncularını öyle bir dövdüler ki, içim parçalandı... Futboldan soğudum ve basketbola merak sardım. Bütün günümü pota altında geçiriyordum.
Ama babamın bundan haberi yoktu. Duyarsa kızardı... Bir sabah bütün cesaretimi topladım ve babama; "Baba, bugün futbol antrenmanı var; ama ben gitmeyeceğim" dedim. Babam gülümseyerek, "Öyle mi evladım, niye peki" diye sorunca rahatladım ve aldığım cesaretle "Basketbolu çok seviyorum. Aynı zevki futboldan almıyorum" cevabını verdim.
Anlayışlı insanın hali başka oluyordu. Babam çok tatlı bir bakışla yanıma yaklaştı. Elini uzattı. Kaldırdı... Kaldırmasıyla birlikte okkalı bir tokat yapıştırdı... Sonra da bağırdı: "Bundan sonra basket masket yok. Sadece futbol var..."
Sonrasını biliyorsunuz babamın bu çok demokratik(!) tutumu sonucu futbolcu oldum.
|
|
|

|