|
79...
Yılın gitgide kısalan geceleri ve gitgide uzayan günleri, nihayet gelip kendi değişmez duvarına dayandığında...
Ve tekrar gıdım gıdım günlerin kısalmaya, gecelerin uzamaya başlayacağı kozmik bir dönüşüm çizgisinde, 22 Haziran 1927'de bir perşembe gecesi, saatler 23.30'u gösterdiği sırada...
Mini minicik bir bebek de binmişti kendi yaşam teknesine...
***
Peter Ustinov, "Foto Finiş" piyesinde, gerilere doğru giderek kendi bebekliğini kucağına alıyormuş gibiydi.
Bendeniz de alabilseydim 78 yıl önce doğmuş olan o bebeği kucağıma...
Bilemiyorum ne yapardım? "Ulan bok mu var bu dünyada, niye geldin ki sanki" mi, derdim; yoksa, "Artık işte sen de bindin tekneye, sıkı dur serseri; gitgide büyüyecek dalgalar, kimseye muhtaç olmadan, rotayı kendin çiz ve şaşırma" mı, derdim?..
Gözleri yumuk bebek, bana dil çıkarmak istermişçesine, dilini dolaştırmaya çalışırdı dudakları üstünde...
***
Nice şairin yüreğini dağlar gibi olmuştur geçip giden zamanla yolculuğun sona doğru yaklaşması...
49'unda yaşam yolculuğunu bitirmiş olan Ahmet Haşim, kendi grubuna bakarken şöyle diyordu:
Sular sarardı... Yüzün perde perde solmakta;
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...
......
Bu bir gizli dildir ki ruha dolmakta;
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...
***
Bilerek bilmeyerek, canlı hayat oyuncaklarını; -bir yazıyı düzeltir gibi-, düzeltme tutkusunun hiç gevşemeyen sevimli gerilimleri içindeki yakınım Şafak Barış, bendenize bir sürpriz yaptı ve irili ufaklı tüm çarklarının usul usul nasıl dönmekte olduğu da görünen, kafam kadar bir saat hediye etti...
***
Koskocaman çıplak saat, iri akrebi ve yelkovanıyla karşımda oturuyor, yazı odasında... Arkasındaki abartmalı çarklar, ağır ağır dönüp durmada; dönüp durmada ağır ağır...
Eski Roma'da büyük katedral saatlerinin üstünde yazan Latince bir söz dönüyor gibi çarkların dişleri arasında:
"Vulnerant omnes, ultima necat - Her biri yaralar, sonuncusu öldürür"...
Necip Fazıl da bir şiirinde şöyle diyordu:
Geçen dakikalarım
Söyleyin nerdesiniz?
Yıldızların, korkarım
Düştüğü yerdesiniz...
***
Gelip geçmiş ve gelip geçecek tüm insanların; ne kadar oyalanıp unutmak isteseler de; ister istemez karşılarında belirmeye başlamış ve belirmeye başlayacak "Büyük Kapı"...
Yahya Kemal'in:
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece...
Dediği "Büyük Kapı"...
***
Bendenizin umurumun teki değil, "Büyük Kapı"nın arkası da; sadece geçiş süresi takılıyor bazen aklıma...
Doğrusu isterdim, bizim pancar motorunun başında geçiliversin o kapı; bir ömürlük bir sevdaya, yarım kalmış bir yazı da takılı kalmış olarak...
Öylesi bir mutluluğa, ne kadar layık olabildim; bilemem ki?..
***
Bizim kuşağın nüfusa oranı artık yüzde 4-5...
Futbolda eskilerin "18'in içi" dediği, kaleye yakın ceza çizgisinin çoktan içine daldı takvim yaprakları...
Her yıl, gitgide sertleşerek çekilen bir şut...
Bir tanesi delip geçecek ağları... Gooool...
***
Vaktiyle hep başkaları yaşlı gelirdi bendenize; doğup büyümeden, hep öyle ola gelmiş canlı anıtlar gibi görünürlerdi gözüme...
Kendimin de o yaşlara geleceği, aklımın köşesinden bile geçmezdi. Bugün dahi pek algılayamıyorum yaşımı; büyümeden, olgunlaşmadan, sadece hızlı çıkamaz oldum merdivenleri...
Şöyle yaşlı başlı, görmüş geçirmiş, durmuş oturmuş, olgun bir dede bile olamadım doğrusu...
***
Büyümeden yaşlanmış olmaya da, pek alışık değil insanlar. O nedenle de gerek bürokratik hiyerarşinin, gerek "varlıklı olma" hiyerarşilerinin çarpık tahterevallilerine nasıl hiç takılamadıysam; genç-yaşlı hiyerarşisinin artık lehimdeki basamaklarına da tırmanamadım gitti...
***
Nasıl "gençlik" kişisel bir çabanın etiketi değilse, "yaşlılık" da öyle...
Hayatın her iki dönemini de, kendine bir üstünlük payesi olarak kullanmaya; benim ne aklım basıyor, ne de gönlüm...
Yaşlılara, "ahı gitmiş vahı kalmış; bir ayağı çukurda" diye küçümseyerek bakanlar da sağ olsun; gençlere "daha dünkü çocuk, toy mu toy" diye, küçümseyerek bakanlar da...
Ancak Ziya Paşa'yı da, arada sırada hatırlamakta yarar var:
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz,
Ferdin görünür rütbe-i aklı eserinde...
***
Kocaman saatin arkasındaki abartmalı çıplak çarklar dönmekte...
80'e de merhaba der miyiz, demez miyiz?
Uzunca yaşamanın, bedeli de az değil hani...
"Demir almak günü gelmişse zamandan"; 78 yıl önce, kendi teknesiyle hayat denizlerine açılmış olan bebek de; hiç doğmamışçasına, kaybolur gider varabildiği limandan...
Boş verin, enseyi karartmayalım...
c.altan@prizma.net.tr
|
|