Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 22 Haziran 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İstanbullular, vapurlarına sahip çıkıyor

"Ense manzaralı, Norveç'ten ithal klimalı konserve kutularında, balık istifi gibi taşınmak istemiyoruz!"


Babam doktordu: Dr. Osman Nuri Artun. Mazhar Osman'ın sağ koluydu. Uzmanlık alanı, o zamanlar "ruh ve sinir mütehassısı" diye tarif edilirdi. Bakırköy Akıl Hastanesi'nde çalışırdı.
Evimiz Fatih'teydi. Babamın hayattaki tek lüksü; yazları Kandilli, Kanlıca ya da Anadolu Hisarı'nda kiraladığı yalılardı. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın yazları hep Boğaz'da geçti. Yüzmeyi 4 yaşındayken Kanlıca'da şimdi hangisi olduğunu anımsayamadığım bir yalıda öğrenmiştim. Akşamları babamın her zaman bindiği vapur uzaktan görününce annem mutfakta tavayı ateşe koyar, yaz kızartmalarına başlardı.
Babam vapurda her zaman aynı yerde oturur, aynı kişilerle sohbet ederdi. O gün vapura binmeyen daimi yolcunun yerine kimse oturmazdı. Vapurun kıyılara hangi mesafede geçtiğinden, iskeleye nasıl yanaştığından, kaptanın kim olduğunu anlardı.
Ben o zamanlar ne İstanbul'un dünyanın tartışmasız en güzel şehri olduğunun farkındaydım, ne de Boğaz vapurlarının nice aşklara tanıklık ettiğinin, romanlara, şiirlere konu olduğunun... Ama vapurların adlarını ve uğradıkları iskeleleri sırasıyla ezbere sayardım: Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Vaniköy, Kandilli, Küçüksu, Anadolu Hisarı, Kanlıca, Çubuklu, Paşabahçe, Beykoz... Haa bir de kaptanlardan birinin, yalılardan birinden güzel bir hanımın kendisine uzattığı mendili alabilmek için kıyıya çok yanaşıp boğaz sakinlerini korkuttuğu anlatılırdı...

Simitler ve martılar
2 ay kadar önce Radikal'de yer alan şu satırları içim acıyarak okudum: "Modernleşme tarihimizin kilometre taşlarından 162 yıllık Şehir Hatları İşletmesi (Şirket-i Hayriye), dün tarihe karıştı. Şehir Hatları'nı bünyesine katan İstanbul Deniz Otobüsleri'nin Genel Müdürü Ahmet Paksoy, İstanbul'a özgü yeni gemiler tasarladıklarını, 2 yaka arasındaki yolculukları 10 dakikanın altına indireceklerini söyledi. Paksoy, 'Artık hızlı balık yavaş balığı yutuyor. İstanbullular, yeni gemilerden de denize simit atacak ama martılar hızına yetişebilecek mi bilemem' dedi."
Yükselen protesto sesleri üzerine Paksoy, geçen hafta Vatan'a verdiği demeçte tansiyonu düşürmek amacıyla şöyle diyordu: "Şehir Hatları'nın 35 vapurunu tamir ettirip koruyacağız. Gerisi hızlı deniz otobüsü olacak." Ancak aynı demeçte Paksoy, "İstanbul'da 1980'lerde deniz yoluyla yılda 150 milyon yolcu taşınıyordu. Bugün bu sayı 61 milyona inmiş durumda" diyerek bir itirafta bulunuyor aslında. O tarihte deniz otobüsü olmadığına göre demek ki bizim vapurlar, 1980'lerde olduğu gibi bugün de yılda 150 milyon yolcu taşıyabilir. Yeter ki yöneticilerimiz gerekli özeni göstersin, uygun tarife düzenini yeniden getirsin, vapurlarımızın bakımını düzenli yapsın!

AKP'ye yakışmıyor
Kuzey ülkelerinin soğuk iklimine uygun olarak dizayn edilmiş deniz otobüsleri, dünyanın en güzel kentinin biricik boğazının gerdanlığı olabilir mi hiç? Düşüncesi bile kâbus gibi. Geleneklerine bağlı AKP hükümetinin seçtirdiği belediye başkanı ve atadığı genel müdürlerin yaptığı işe bakın!
Paksoy, tamir edilip konforlu hale getirilecek eski vapurlara büyük ekran televizyon koyacakları "müjdesini" de vermiş kendince! Bari bombardıman altında tutulmadığımız ender yerlerden biri olan vapurlarımıza musallat etmeyin şu televizyonları sayın Paksoy.

Bu metni imzalayın
Neyse ki Behiç Ak yine kolları sıvadı: "Vapurlarımızı vermeyeceğiz" sloganıyla bir kampanya başlattı. Benim de seve seve imza attığım metnin tamamını bulup okuyun. Altında mutlaka sizin imzanızın da bulunmasını isteyeceksiniz.

mtamer@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Çankaya, demokrasi, RTÜK
RTÜK üyelerini eskiden beri Meclis seçiyor. F...
Çetin ALTAN
79...
Yılın gitgide kısalan geceleri ve gitgide uza...
Melih AŞIK
Washington PKK
Michael Rubin, FrontPage dergisinin düzenledi...
Fikret BİLA
Çiçek: Hâkimlik şüphe kaldırmaz
Milliyet'te önceki gün manşetten duyurduğumuz...
Hasan CEMAL
Yoldan sapmak!
Sonunda Avrupa Birliği olsa da, olmasa da, Tü...
Güneri CIVAOĞLU
Irk hijyeni
Ermenilere soykırım iddialarını kabul eden Al...
Abbas GÜÇLÜ
YÖK'ün kırmızı çizgisi
YÖK Genel Kurulu, bugün İstanbul'da toplanıyo...
Hurşit GÜNEŞ
Ballı satış başlıyor
Bu hafta özelleştirmede en yoğun hafta. Türk ...
Nail GÜRELİ
Kemikli türban politikası
Başörtüsü AKP iktidara geldikten sonra kemikl...
Mehmet Y. YILMAZ
Türban için "Anayasa'yı değiştirmek" mümkün mü?
ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu'nun, Başbakan ...
Hasan PULUR
Tatil Günlüğü (1)
AMERİKA'dan vıcık vıcık haberler akıyor. Maşa...
Meral TAMER
İstanbullular, vapurlarına sahip çıkıyor
Babam doktordu: Dr. Osman Nuri Artun. Mazhar ...
Ece TEMELKURAN
Yaz geldi: Toplu kesim mevsimi
Sezon açıldı. Çocukları kesip gençleri evlend...
Güngör URAS
Batan 28 milyar dolar, TMSF'nin zararı 10 milyar dolar
TMSF'nin 2004 yılı zararının 12.4 katrilyon l...
M. Ali BİRAND
Türkiye'yi harcayıp kurtulamazsınız...
Avrupa'nın dik durabilen, vizyonu olan politi...

© 2005 Milliyet