|
 |
|
|
Zorunlu açıklama...!
Pazartesi akşam üzeri cep telefonum çaldı. Necil müdür (Ülgen) "Cemal, haberin var mı Lütfi Arıboğan'ın gönderdiği yazıdan" diye sordu.
"Yok" dedim...
"Açıklama göndermişler. Senin cumartesi günkü Başkent kulisiyle ilgili... Faks geçiyorum bir göz atıver" dedi.
Yazının altında sayın Arıboğan'ın imzası vardı.
Ancak federasyonun iletişim danışmanlığını yapan bir şirket tarafından hazırlanmıştı.
Neler içermiyordu ki..?
Gazetecilik, kurumsallaşma, vizyon ve demokrasi dersi veren mektup, okunurken de buram buram akıl (!) kokuyordu.
Açıklama, beni Ankara'daki mali genel kurulda delege ve gazetecilere dağıtılan "faaliyet raporunu" okumamakla, okuduysam da anlamamakla suçlayarak başlıyordu.
Oysa, aralarında benim de bulunduğum birkaç gazeteci, genel kuruldan bir gün önce o kitapçığı edinmiş, gerekli bilgileri kamuoyu ile paylaşmış, "futbolla ilgisi olanlar" da bu haberleri medyadan izleme şansı bulmuştu.
Arıboğan'a göre ben ve basındaki pek çok kalem, Futbol Federasyonu ile Tahkim Kurulu arasındaki gerginliğin "demokratik olmayan yöntemler kullanılarak" çözümlenmesinden yanaymışız...
Bize demokrasi dersi vermeye kalkanlar, 7 ay önce Tahkim Kurulu'nun Emre Aşık konusundaki kararını eleştiren "Af mı, gaf mı?" başlıklı yazımın sayın Levent Bıçakcı tarafından kurul üyelerine tek tek fakslatıldığını öğrendikleri şu andan itibaren, başkanlarına da aynı tavrı koyabilecekler mi, merak ediyorum.
Federasyonun yaptığı atamalar ve görevlendirmeler, yoğun fikir alış - verişleri sonunda tüm yönetimin rızası alınarak gerçekleştirilirmiş... MHK Başkanı Ufuk Özerten de "şafak operasyonu" değil, saatler süren böyle bir "akşam üzeri" toplantısı sonrası atanmış...
Bu fikir birliğini alkışlıyorum..! Ancak o kurulun fikir alış verişi yapılan bir platform değil, icra organı olduğunu kendilerine anımsatıyorum.
"Rıza meselesine" gelince...
Son 6 aylık dönemde sayın Arıboğan'ın görevlendirilmesi de dahil, hangi yönetim kurulu üyesinin kime neden karşı çıktığını burada açıklamak, meslek ilkelerimiz ve iş ahlakımız ile bağdaşmaz. İlla merak eden varsa da, seve seve bilgilendiririm.
Yazımızda yer alan ancak gerçekle ilgisi olmadığı iddia edilen, sadece duyumlara dayalı bazı ifadeler için açıklama yapma gereği duyulmamış... Çünkü futbol camiası böylesine "küçük detaylarla" uğraşmak zorunda bırakılmamalıymış...
Yazıyı hazırlayan iletişim danışmanı kardeşlerime anlamadıkları konulara fazla kafa yormamalarını öneririm...
"Küçük detay" diye adlandırdıkları "şeyler", milli takım hocasına alternatif arayışı, yüzmilyonlarca dolarlık yayın gelirlerinin dağıtımına ilişkin Anadolu kulüplerinin isyanı, ümit milli takım teknik direktörünün uçakta görevden alınması, genel sekretere federasyon başkanı tarafından teşrifatçı muamelesi yapılması gibi konular ise...
Aman dikkat, sıra "büyüklerine" gelmeden küçüklerin altında ezilmesinler...
İki sayfalık mektubun diğer bölümlerini işgal eden ifadelerin geçen haftaki yazımla nasıl bir ilgisi olduğunu defalarca okumama rağmen tespit edemedim...
Kurumsallaşma, katılımcı süreç, demokratik felsefe gibi derin anlamlar taşıyan bu bölümler, sanırım bazı gazeteci arkadaşlarım ve onların genel yayın yönetmenlerine de gönderilen klişeleşmiş uyarıların (!) benzerleriydi.
Uzatmayalım...
Sayın Arıboğan Türk basketboluna hizmet verdiği o uzun süreçte de birileri tarafından hazırlanıp önüne konan ve sorumluluğunu aldığı benzer kağıtlara imza attı mı, bilmiyorum.
Ama Arıboğan'ın genel sekreterliğini yaptığı federasyon illa bir savunma mekanizması oluşturacaksa...
İnanın en doğrusu, sağlıklı bir diyalog ve saygı sınırları içinde yapılacak fikir tartışmasıdır.
Bizim iş arkadaşlıklarımız da, dostluklarımız da bu temele dayanır...
Eleştiriden gocunmaz, övgüden ders çıkarırız.
Tavsiye ederim, deneyin.
Pişman olmazsınız...
Yanal göreve...
Futbol Federasyonu'nu karıştıran, medyayı birbirine düşüren Ersun Yanal, milli takım macerasının "ilk bölümünü" tamamladı.
Aylardır ne zaman görevden alınacağı konusunda açılan fallar niyet sahiplerinin muradına ermesiyle sonuçlandı.
Federasyon Başkanı Sayın Levent Bıçakcı ise tefrika olacak hikayeyi tek cümleyle özetledi.
"Kurumsallık sürekliliği ve alınan kararlarda kişiselliğin ötesine geçilmemesini gerektirir" dedi.
Kurumsallığı, sürekliliğin ne olduğunu, neyin kişiselliğin önüne geçtiğini burada tartışmayacağız.
Son dönemlerde sürekli yorgun olduğunu tekrarlayan Yanal kısa bir dinlenceden sonra yine futbola dönecek. Görevden ayrıldığı geceden itibaren pekçok kulüp başkanından "geçmiş olsun" mesajları alan genç teknik adam, kendisi gibi iddialı bir kulübün başına geçecek!
İyi yaptığı işe sarılacak ki, yarım bıraktıklarını tamamlama şansı bulabilsin.
Ne yalan söyleyeyim...
Şu kavruk ligde Denizlispor'un, Ankaragücü'nün ve Gençlerbirliği'nin Yanal patentli futbol tadını bir hayli özledim ben.
İşte o savunma
Tahkim Kurulu tarihi bir karar için İstinye'deki Amatör Evi'de toplanmıştı.
Süper ligden düşen üç kulübün başvurusu incelenmiş, tarafların avukatları dinlenmişti.
Merkez Hakem Kurulu'nun hukuken geçersizliğini kanıtlayan kulüp temsilcileri, Kurul üyelerinin neredeyse tamamını ikna etmişti.
Federasyon avukatı Cansel Çevikkol son savunmayı yapmadan önce dışarı sızan bilgi (!), ligin yeni sezonda 21 takımla oynanacağı yolundaydı.
Ancak Çevikkol'un konuşması, toplantı salonunda bulunanları şöyle bir silkeledi, kendine getirdi.
Deneyimli hukukçu;
"Sayın üyeler. Ortaya konan gerekçe ile üç takımın kümede kalmasını sağlayabilirsiniz. Peki, şampiyonluğu kaçıran iki takım da aynı tezi kullanarak karşınıza gelir ve lig sonucuna itiraz ederse, doğacak kaosun altından kalkabilir miyiz?" diye sordu...
Kurul, akşam saatlerinde başvuruları reddettiğini açıkladı...
Başbakan duymasın
Futbol Federasyonu "havuz krizine" son verebilmek için umudunu Süper Lig, Türkiye Kupası ve Lig A'nın isim haklarının satılmasına bağladı.
Hedeflenen rakam 25 - 30 milyon dolar civarı bir gelir.
İhaleye çıkıldı, son gün dündü.
Ama o ne?
Federasyon bir basın bülteni ile ihaleye başvuru tarihinin 29 Haziran'a uzatıldığını açıkladı!
Yeterli katılım yoktu. Evdeki hesap pazara uymamıştı.
Neyse... Sakın korkmayın.
Devlet Bakanı sayın Mehmet Ali Şahin'in dediği gibi, "Havuzda anlaşma sağlanamazsa Sayın Başbakan devreye girer olayı çözer... Çünkü spor ve futbol direkt Başbakan'a bağlı!"
Kimse var mı?
"Şikeyi çözemedik, topu siyasilere attık." "Şiddete çare bulamadık, meclisi göreve çağırdık."
"Naklen yayın havuzunda çırpınırken, Başbakan'ın müdahalesini bekledik."
"Futbol yasasını politikacıların oyuncağı yaptık."
"Milli Takım hocası için icazet istedik."
"Kendi göbeğimizi kesemedik."
"Biz bu işi beceremedik..."
Diyecek, birileri var mı orada?
Yok mu..?
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|