|
 |
|
|
Şafak 238
Gün sayıyor Özhan Canaydın.
Yönetimini boş verin...
O gidince onlar zaten gidecek.
Bir erken terhis olmazsa...
İşte kaba, saba bir hesapla Mart'taki tezkereye kaç gün kaldı ki...
Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık, Ocak, Şubat...
240'tı dünün dünü (Köyün Delisi'nin yazıldığı gün)
Dün 239, yani...
Bugün de 238 yani... (Okuduğunuz gün)
Sayılı günler çabuk geçer... Bilirsiniz...
Galatasaray'ın iki tane olmazsa olmazı var(dı). Biri Ribery, biri Necati ...
Biri gitti.
Hıncal Abi, "Galatasaray'ı istemeyenin cehenneme kadar yolu var" diyor ama kilosuna, yaşına, parasına bakarsanız, Ribery'nin yeri dolmaz.
Belki Ribery'nin cehenneme kadar yolu var ama...
Giderayak cehenneme de soktu Galatasaray Yönetimi'ni...
Ribery ne pahasına olursa olsun bırakılmamalıydı...
Gerisi, hatta Song mong, Tomas momas, hatta Mondragon da hikaye.
Hadi belki biraz da Tomas.
Evet müthiş yararlılar ve de çok iyi futbolcular.
Ama 30'unu çoktan geçmişler.
Koysa koysa en fazla bir iki sene koyar Galatasaraylı'ya...
22 yaşındaki Fransız'ın gidişi her sene daha çok koyacak Galatasaraylı'ya...
Galatasaraylı her sene daha da tepkili olacak yönetimine.
Uzatmayalım, Ribery ne olursa olsun gitmemeliydi.
Ama gitti.
Keşke yönetimi de götürse...
Ancak öyle hafifler Galatasaraylı'nın acısı.
Peki kim gelecek diyorlar...
Şart mı birilerinin gelmesi!
Başkansız ve yönetimsiz bir Galatasaray bundan daha mı kötü yönetilir yani.
***
Hele bir yanlışı, başka bir yanlışla unutturmak istemeleri...
Ribery'nin gidişinden de daha vahim sonuçlar doğurabilir...
Yani Figo...
Tamam iyi futbolcu ve iyi profesyonel.
Ama 35 yaşında.
Ama doymuş.
Gideceği yer ya bir sisli, kasvetli, ikinci sınıf bir İngiliz şehri, ya bir çöl ülkesi, ya da belki kendi ülkesi, kendi şehri.
Ama burası İstanbul yaa...
Dünyanın 24 saat yaşayan en heyecan verici üç, beş şehrinden biri.
Yok yok...
Hatta, mesela Roma da var (Beyoğlu), mesela Milano da var (Nişantaşı), mesela Monaco da var (Moda)...
Uzatmayalım.
Figo'nun gitme ihtimali olan şehirlerden de İstanbul'da her köşe başında birer tane var.
Ve Figo'nun milyonlarca Euro'su var.
Ve hâlâ bu Figo'yu bu İstanbul'a Euro gücüyle getirmeye çalışıyorlar.
Yuh valla...
Üstelik Galatasaray'ın ihtiyacı olan oyuncu Figo değil.
Belki Figomsu biri, belki Figo gibi biri
Ama genci ve aç olanı...
Ve Rui Costa...
O da olsa da olur, olmasa da.
Milan'da asların dinlendirildiği maçlarda oynuyordu.
Portekiz'de de kesikti.
Figo gibi...
Yani...
Almış olmak için alıyorlar.
Kendilerini kurtarmak için...
Önce can, sonra canan...
Ve...
Ne biçim Galatasaraylı bunlar...
Bogdan'ın İstanbul aşkı
Bogdan Tanjevic, 'ben bugünü değil, iki sene sonrasını düşünüyorum' demişti.
İki sene önceydi...
İki sene geçti...
Yine, 'bugünü değil iki sene sonrasını düşünüyorum' diyor.
Dünden yarına bugünü yaşamadan geçiyor...
Eee... İstanbul böyle işte.
İnsanı kendinden geçiriyor...
Bu takımın sorunu, Mirsad'ı İbo'yu Hido'yu ve Memo'yu bir arada oynatmaktı.
Daha doğrusu oynatamamaktı.
Örs bu dörtlüyü oynatamadığı için gitti...
Tanjevic bu dörtlüyü oynatsın diye geldi...
Onları oynatmayarak şimdilik sorunu çözüyo ama...
Kendisi daha büyük sorun oluyor yavaş yavaş.
Bu takımın playmaker'ları pas dağıtımında hep arkadaşlarını kolladı bugüne kadar.
İbo'ya bile pas gelmiyordu Hido var diye...
Son dönemin en büyük şutörü Serkan'a gelir mi o paslar?
Mesela Hüseyin Beşok üvey evlattı...
Bogdan bu sorunu da onu evlatlıktan redderederek çözdü.
Ve senenin en başarılılarından Muratcan...
Hiç olmazsa hazırlık kampına çağırılması gerekiyordu.
Bogdan Türkiye'de politikayı da öğrenmiş.
O bu dört yıldızı beraber oynatıp bu güçlü takımı şampiyon yapmalı.
Bunun için getirildi.
Gerisi laga luga...
Otel Savoy, Floransa, Terim, Yanal
Floransa'da Savoy Oteli'ndeydik.
Kalabalıktık...
Terim'e, "Hocam sen bu iki üç göbekten Toscanalıları tanımazsın. Sahanın içinde çok başarılısın. Seni gönderemezler ama sana bu İtalya Kupası'nı kaldırtmazlar. Saha dışında dikkatli ol" demiştim.
- Kırmızıda geçme.
- Yerlere tükürme.
- Alışverişlerinde fiş almayı unutma.
Biri çıkar, "Koca Fiorentina'nın teknik direktörü kırmızıda mı geçer" der...
Ve gidersin.
Ve gitti.
Finalde Fiorentina'nın başında Roberto Mancini vardı.
Terim, Floransa'da çok başarılıydı.
Üstelik kırmızıda geçmedi, üstelik yerlere tükürmedi, üstelik fişlerini aldı.
Yine de...
***
Milano'da olanlar da farklı değildi.
Üstelik Terim'in arkasında dört şampiyonluk, bir UEFA Kupası vardı.
Onların da arkasında 30 yıl sonra son torbadan girilerek gelen bir Avrupa Şampiyonası.
Onların da arkasında, olimpik takım, ümitler mümitler, Terim'in o futbolcu kariyeri filan, falan.
"Bir yıkılmaz"dı o Fiorentina'ya gittiğinde...
***
Yanal'ın sonu taa başından belliydi...
Milli Takım'ın teknik adamı, Şükür için "Nev - i şahsına münhasır bir adam (!), bana uymuyor" deseydi...
Yine giderdi.
Ama adam gibi giderdi.
Teknik dedi.
Teknik gitti.
Ve Fatih Terim'i, Mustafa Denizli'yi böyle gönderemezlerdi demesi...
Doğru, kimse onları böyle gönderemezdi.
Ama onlar Terim ve Denizli'ydi...
O da Yanal...
Onu böyle gönderirlerdi.
Üstelik kırmızılarda geçti, yerlere tükürdü, fişlerini almadı.
Ve...
BİLGİN'DEN
O kadar çok soruyorsunuz ki...
Nasıl biri O, kime benziyor...
Hani Monica Belluci gibi.
Aynı havada, aynı yaşlarda, ama Monica'nın daha hoşu, daha çekicisi...
Bir çorba kaşığı 30 sene önceki Sophia Loren'in Napolili şuh deli doluluğu...
Bir tutam Claudia Cardinale zerafeti...
Biraz da Catherine Denauve asaleti.
Bunları hafif ateşte 5-10 dakika karıştırın...
O işte.
Vaaay be değil mi?
Evet vaaay be!
Üstelik üniversiteli, ex - üniversite hocası, üç dili sanki anadili...
Her sabah 3-4 saat spor ve hatta yoga moga.
Su katılmamış özel bir down town kadını yani...
Her gün 10 saat çalışan...
Aileden soylu filan falan...
Her neyse...
Gelelim sadede...
İşini sevmiyordum, sağındaki solundakileri de...
Takılmıştım bi kere...
O çok iyi niyetliydi...
Bir hanımefendiydi.
Onlar bence değildi...
Çoğu bence beyefendi de değildi.
Sorun da buydu..
Ve bitti...
Bitti gibi...
***
Demiştim...
Ama bitmedi...
Bitiremedim...
Bitmiyor...
Ve peşimde o kadar O olmayı bekleyen varken.
Ve ısrarla ve sabırla beni kovalayan İstanbul'un yarısının peşinden koştuğu hele o biri varken...
***
Hani haberiniz olsun...
Atıp tutmakla olmuyor bu işler.
Cak cak cak konuşuyorum da...
Yüreğim dinlemiyor ki beni!
SERİ İLANLAR
Pazartesi - Çarşamba 09.30 - 10.00 Radyo D'de
Cuma'ları ise Milliyet'teyiz (Başka şubemiz yoktur.)
İmza: Köyün Delisi
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|