|
Avrupa yazıları (5)
Değişime mahkûm olmak!
Avrupa'nın yaşadığı krizi dünkü yazımda özetlemeye çalışırken, AB içindeki 'model kavgası'na değinmiş, 'değişim krizi'nden söz etmiştim.
Avrupa'da halen toplam 20 milyon işsiz bulunduğunu, bu işsizlikle ancak ekonomik ve sosyal alanda yapılacak radikal reformlarla baş edilebileceğini belirtmiş ve yenilenmiş bir Avrupa'nın Türkiye'nin de çıkarına olacağını söylemiştim.
İngiltere Başbakanı Blair'in AB'de dönem başkanlığını devralırken önceki gün Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşma da yazımın bu çerçevesinin içine oturuyor.
Çünkü Blair bir yandan Avrupa'da model değişikliğini, yapısal değişimi savunuyor, aynı zamanda Türkiye'nin üyeliğini...
Değişimle ilgili sözleri şöyle:
"Avrupa'nın değişmesini isteyenleri ihanetle suçlamanın zamanı değil. Kuruluşundan 50 yıl sonra AB kendisini yenilemek zorunda. Tüm kurumlarımızı hiç utanmadan yenilemek durumundayız. Amerika tek süper güç. Çin'le Hindistan da yakın gelecekte dünyanın en büyük ekonomileri haline gelecekler. Avrupa Birliği'nin kendisini değişen dünya koşullarına adapte etmesi gerekiyor. Avrupa büyüyecekse ivedilikle reforma ihtiyacı var. Avrupa için modern bir bütçe, hala parasının yüzde 40'ını tarıma harcayan bir bütçe değildir."
Blair sözlerini şöyle bağlıyor:
"Ortalıkta 20 milyon işsiz var. İşsizlik bu boyutlardayken, bu nasıl bir Avrupa sosyal modelidir? İşleyen yeni bir modele ihtiyacımız var."
Başbakan Blair, Almanya'nın en çok satan gazetesi Bild'e bu hafta yazdığı bir makalede de meslektaşı Schröder'i adını vermeden şöyle eleştiriyordu:
"Avrupa Birliği'nin parası ineklere değil, istihdama gitmeli. Her inek başına 2 Euro harcamak yerine, teknolojik buluşlar ve uzmanlık eğitimine yatırım yapmalıyız."
Dünkü yazımda da belirttiğim gibi, başını çektiği bu 'model kavgası'nda Tony Blair yalnız sayılmaz.
Hollanda ve İsveç'le birlikte AB'ye geçen yıl katılmış olan 10'ların çoğunluğu da ekonomide yapısal reformları ve daha liberal bir modeli savunuyorlar. Avrupa'nın ancak böyle modelle büyüme rayına oturabileceğini, işsizliği yenebileceğini düşünüyorlar.
Bu model Türkiye için de önemli.
Çünkü işsizliği yenen bir Avrupa'da Türkiye karşıtlığı inişe geçer. İşsizliği yenen bir Avrupa'da milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı inişe geçer. İşsizliği yenen bir Avrupa'da Türkiye'nin AB üyeliğine sıcak bakanların oranı yükselişe geçer.
Nitekim Blair de bunları söylüyor.
Uyarıyor!
Avrupa Birliği, Balkan ülkelerine ve Türkiye'ye kapılarını kapatırsa, yeni bir milliyetçilik dalgasının kabaracağını ve yabancı düşmanlığının doğacağını belirtiyor.
Şu da unutulmasın:
İşsizliği yenen bir Avrupa, başını kaldırır, dünya sahnesinde daha büyük bir rol kapmaya soyunur. Dünyaya daha stratejik bakacağı için de Türkiye'yi dışlamak değil, tam tersine içine almak gerektiğini daha çok kavrar. Dünya sahnesinde küresel oyunculuğa talip bir Avrupa, Türkiye'ye yaklaşır, uzaklaşmaz.
Uzun lafın kısası:
Avrupa değişim krizi yaşıyor.
Avrupa değişmeye mahkum...
Türkiye de değişim krizinde.
Türkiye de değişime mahkum...
Ve yazın bir kenara:
Değişimi gerçekleştiren ve işsizliği yenen Türkiye'yle AB birbirine yaklaşır.
Ve hayatta değişmeyen tek şey değişimdir.
Yola devam Türkiye!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|