Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 25 Haziran 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Deniz manzaralı darbuka talimi

Cannes Reklam Festivali'ndeki Türk gecesinin konuğu, ünlü darbuka ustası Burhan Öçal'dı. Öçal, gece vereceği konsere, deniz manzaralı odasının balkonunda hazırlandı

Cannes
Cannes'da kaldığım otelde yan odadan dinmek bilmez tıkırtılar geliyordu.
Sabahtı, henüz şehir uyanmamıştı.
Kapıyı çaldım.
Tişört ve kotuyla Burhan Öçal açtı.
Milliyet'in temsil ettiği Cannes reklam festivalindeki Türk gecesinin konuğuydu ve akşamki solo konsere hazırlanıyordu.
Gece, geç vakte dek canlı sokaklar boyunca birlikte yürümüş, yol ortasında neşeyle dans edenleri izlemiştik.
Ellerinin hiç durmadığını fark etmiştim. Parmakları, otururken diz kapağında ritim tutuyor, konuşurken tarife yardımcı oluyor, bıçkınlaştığında saçlarını geriye doğru tarıyordu.
Oda penceresinden zümrüt Akdeniz ve yanık tenle sahile koşan alımlı Fransızlar görünüyordu.
Öçal ise balkona sandalyesini, dizine darbukasını koymuş, manzarayı izleyerek "talim" yapıyordu.
* * *
Türkiye'nin ritmini yurtdışında duyuran bir vurmalı çalgılar ustasının nasıl hazırlandığını merak ettim.
Bateristmiş aslında... Ayağını kırıp pedal kullanamaz hale gelince davulu bırakıp darbuka çalmaya başlamış.
Annesi, "Ne o oğlum, dümbelekçi mi oldun" diye takılsa da vazgeçmemiş; dövme bakırdan çemberli darbukası ile yoldaş olmuş.
O darbukayı kâh başına yastık yapıyor, kâh tabure gibi üzerine oturuyor. Yere koyup ayağını uzatıyor, gergefinde yazı yazıyor, içinde eşya taşıyor. Konu komşu rahatsız olmasın diye içine havlu tıkıştırıp şefkatle koltuğunun altına alıyor ve tatlı tatlı dövmeye başlıyor.
O andan itibaren, damarlı ellerin ucunda eklemli sıradağlar gibi gergin deriye yayılan parmakların raksı başlıyor.
* * *
"Talim" sıkıcı iş... Amaç, 10 parmağı tek tek açıp ritme alıştırmak...
Saniyede 18 vuruşla 10 parmaktan 10 ayrı ses çıkarmak...
Kâh baş parmak serçeye hızla çarpılarak "kick" yapmak, kâh sol elin trampeti eşliğinde sağın işaretparmağıyla tırnak çalmak...
Düzenli hip-hop ritimlerden altyapı serip araya Roman figürleri ya da Şamlı büyükdedesinden miras Arap ezgileri serpiştirmek, kendi deyimiyle "cümleler kurmak".
"Parmakları, bazen bir kelebek kanadı kadar hafif gezdirip, bazen bir çekiç kadar sert vurabilmek."
* * *
Öçal, en az 4 saat süren bu antrenman süresince sıkılmamak için genellikle TV karşısına geçer, anlamsız bir program seçer ve boş gözlerle ona bakarak çalışırmış.
O gece birkaç sorunu var.
Sıcak havanın nemi parmaklarını deriye yapıştırıyor ve deniz, müziğin sesini emiyor. Buna karşın çaldığı yerde 2 kilobaytın üzerinde sese izin verilmiyor. Oysa o 20 kilobayt istiyor.
"Bıraksalar tek başıma dağıtırım burayı... Sahili başıma toplarım" diyor.
Sonra "milli ritmimiz"e başlıyor:
"Dım dım çaka tak, dım çaka tak..."
"Nasıl birasız Almanya olmazsa, 9/8'lik ritimsiz Türkiye de olmaz... Çalayım bunu, anında herkes dökülür sahneye... Ama bütün solo konseri bununla götüremezsin. Aralara başka öyküler serpiştirmelisin. Çalarken satranç oynar gibi, bir sonraki cümleyi, o cümlenin o ritme uyup uymayacağını hesaplamalısın. O sırada kramplı çalarsan seyirci fark eder, relax çalacaksın."
* * *
3 yıl önce Erkan Mumcu'nun davetiyle geldiği anavatanında şimdi daha çok vakit geçirip evrensele açılan ezgiler besteleyerek "kendisini besleyen Türkiye'ye borcunu ödemek" istiyor Burhan Öçal...
Bir yandan da ilk filminden sonra yağan film, dizi, konser teklifleriyle, yeni çıkan albümünün tanıtımıyla uğraşıyor.
Gece olduğunda ise, tam da otelde tarif ettiği gibi çalıyor:
Kelebekler ve çekiçlerle...
Ve dediği gibi, birkaç parmak darbesinde "Türkiye'nin ritmi"ni duyan, koşuyor sahneye...

can.dundar@e-kolay.net








Taha AKYOL
Yunanlıdan dost olmaz!
YUNAN ve Türk siyasi kimliklerinin oluşumunda...
Çetin ALTAN
"İnsanları yönetme sektörü"nün yediği haltlar...
Bizim Fenerbahçe Parkı'nın girişinde bir acay...
Melih AŞIK
Plaja saldırı
Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'e sorm...
Fikret BİLA
Hükümet-YÖK çatışması
Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da hükümetle YÖK...
Hasan CEMAL
Değişime mahkûm olmak!
Avrupa'nın yaşadığı krizi dünkü yazımda özetl...
Güneri CIVAOĞLU
Kurşun sapması
55. ve 56. hükümetlerde M. E. Bakanı ve Başba...
Can DÜNDAR
Deniz manzaralı darbuka talimi
Cannes'da kaldığım otelde yan odadan dinmek b...
Abbas GÜÇLÜ
Katsayı sorunu nasıl çözülür?
Ülkeyi yeni bir krizin eşiğine getiren ÖSS ka...
Semih İDİZ
Amerika'dan "fikri takip" ziyareti
Kuzey Irak'ta yuvalanmış olan PKK meselesi, A...
Mehmet Y. YILMAZ
Başbakan'ın asıl bakması gereken yer
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, meslek liseler...
Hasan PULUR
"Recep Abi"nin kalbini belki de "Kör Öfke" vurdu...
O bizim kuşağın "Recep Abi"siydi; bizden bir ...
Derya SAZAK
Bush'un sıcak yazı
İngiltere'de yayımlanan The Economist dergisi...
Meral TAMER
Yoksul kadın, yoksulluğu nasıl tarif ediyor?
Bizim İstanbul ya da Ankara'da, gazetedeki ya...
Tamer HEPER
Yasalar hazırlıksız yapıldı
"Yeni yasaya göre polis bir evde arama yapama...
Yaman TÖRÜNER
İlaç sektörünün kafası karışık
Kansere bulunan çare ve ilaç sektörü hakkında...
Güngör URAS
İlgi görmesi için kadın 'illa da soyunmalı mı?'
Kadının müzede yer alabilmesi için illa da so...
M. Ali BİRAND
Türk-Yunan komutanları...
Kara Kuvvetleri komutanı Org.Büyükanıt, Atina...

© 2005 Milliyet