|
 |
|
|
Marmaris'te ne Türk kalmış ne de balık
Geçen hafta yıllardan sonra tekrar Marmaris'e gittim. Hatıralarımdaki Marmaris'ten çok farklı bir tatil beldesiyle karşılaştım
donatellapiatti@hotmail.com
Nasıl oldu da böyle bir fikir geldi aklıma bilmiyorum; denizin içine kadar uzanan sonsuz ormanların ve o harika kokulu, müthiş lezzetli balları için arıların müzikleri eşliğinde, balıkçının az önce, biraz ilerinizde tuttuğu balıkları yiyebileceğiniz ahşap masalı lokantaların eski tatlı hatıraları yüzündendir belki... Hey, rüya görmüyorum! Bütün bu anlattıklarım artık çok uzakta kalan Marmaris hatıralarımda yaşıyor! O zamanlar İtalyan nüfusunun yarısı, doğrudan Milano'dan kalkan seferlerle her yaz oraya taşınırdı. "Marmaaaaaaaris'teydik" derlerdi, a'yı İtalyan aksanıyla iyice uzatıp kelimenin vurgusunu bozarak. Ben her seferinde gülmekten kırılırdım ama onlar benim düzeltmelerime hiç kulak asmadan, coşkuyla "Marmaaaaaris" diye tekrarlamaya devam ederlerdi: "Gerçek bir yeryüzü cenneeeeeeeeeti!"
Duyduğuma göre sonraki yıllarda Marmaris, ilk olarak Almanlar, ardından Hollandalılar ve son olarak da gürültücü Ruslar tarafından işgal edilmiş, İtalyanlar da kaçıp Göcek'e sığınmışlar. Buranın o muhteşem denizinde haftalarca süren tekne yolculuklarına çıkıyorlarmış, yere ayak basmadan!
Tekrar söylüyorum; nasıl gelebildi aklıma hiç bilmiyorum ama geçen hafta, Marco'nun ziyaretinden istifade ederek Marmaaaaaaris'e dönmeye karar verdim! Daha adımımızı atar atmaz ilk hissettiğimiz, tüm nüfusu, nece olduğu anlaşılmayan çeşitli diller konuşan obez beyaz insanlardan oluşan tuhaf bir dünyaya düşmüş olduğumuzdu. Etraftaki bütün dağları sarmış, petek şeklindeki otellere girip çıkıyorlardı vızır vızır (Acaba o eski arıların dönüşmüş halleri olabilirler miydi? Bir an için düşünmedim değil).
İçmeler'de Sunblue isimli çok sevimli bir otel işleten arkadaşım Zeynep'in, palmiyelerle dolu küçük vahasında nihayet biraz soluklandım. "Afedersin ama" diye sordum ona vahanın küçük barında otururken, "Türkler nerede?" Omuzlarını silkerek, "Marmaris'te artık pek Türk bulamazsın" dedi. Doğruydu! Teknelerin istila ettiği marinada, herkes müşterilerini çağırmak için kendininki dışında mümkün olabilecek hemen her dili kullanıyordu! Üstelik dönüp onlarla Türkçe konuştuğumda da Marslıymışım gibi bakıyorlardı bana!
Tatlı, küçük teknemiz Angel'ın kaptanı, şansımıza çok hoş biriydi; bana Türkçe olarak artık bütün fiyatların avro üzerinden olduğunu açıkladıktan sonra, maceraya atılmak için yola koyulduk... Marco'ya gezdiğimiz yerlerin geçirdiği metamorfozu açıklamakla o kadar meşguldüm ki güvertede ne yiyeceğimizi sormayı düşünemedim. Ayrıca o turkuvaz denizin ortasında bir teknede ne yenebilir ki? Balık değil mi? Halbuki hayır! Çünkü -ve bu da zaten geçirdiğimiz şokların en büyüğüydü- Marmaris'in denizinde balık yoktu artık! Bulabilecekleriniz de, eğer bulabilirseniz tabii, doğrudan İzmir'den geliyordu! Dediğim gibi, kaptanımız gerçekten sevimli bir tipti ve fırında enfes köfteler, tavuklar ve patatesler hazırladıktan sonra, o büyük hayal kırıklığımızı görünce, bizi muhteşem ve sessiz koylara götürerek teselli etti. Dalgaların pışpışlayıp denizin öptüğü o yerde üç gün geçirdikten sonra Marco'yla ben, uzun zamandır kurduğumuz "tekneyle açılıp tonlarca spagetti ve enfes ızgara balıklar yeme" düşümüzü hatırlamakla yetinir olmuştuk! Ama şans yine benim yanımdaydı ve tam son gecemizde, inatla kendimize yöresel bir lokanta ararken, seneler önce izlerini kaybettiğim iki eski arkadaşıma rastladık: Güven ve Yasemin Karabenli. Güven arkeolog, Yasemin ise ressam ve yaptıkları bir dolu ilginç şeyin yanı sıra İçmeler'in en ilginç lokantasını işletiyorlar: Mona Titti. Böylece hem bir zamanların yeşil Marmaris'iyle ilgili uzak hatıraların tozunu almış hem de spesiyaliteleri olan balık çorbasını tatma fırsatını bulmuş oldum. Enfesti!
Güven beni kıramadı tabii ve tarifini verdi...
Balık çorbası
Malzemesi: Fileto balık (mezgit), ahtapot, karides, havuç, soğan, dereotu, domates suyu, krema, limon, zeytinyağı.
Hazırlanışı: Soğanı ve havucu iyice kavurun. Balığı haşlayın, doğranmış ahtapotu, karidesi ve domates suyunu ekleyip yoğunlaşıncaya kadar pişirin. Biraz krema ve limon ilave edip bolca peynir serpiştirin. Üstlerinde altın rengi bir kabuk oluşana kadar fırında tutun. Zevkinize göre dereotu da ekleyebileceğiniz çorbayı sıcak olarak, üstüne biraz sarmısak sürdüğünüz kızarmış ekmek parçalarıyla servis edin!
|
|
|

|