
|
|
|
 |
|
|
Türkçe dünyanın en büyük dili
"Bu dilde söylenen şey başka dilde söylenemez" diyen Türk şiirinin çınarı Fazıl Hüsnü Dağlarca, diğer şairleri eleştirdi: "Türkçeyi kafalarına oturtamamışlar." Şair, en yeni şiirini Milliyet okurları için okudu
Filiz Aygündüz
Türk şiirinin yaşayan en büyük şairlerinden 91 yaşındaki Fazıl Hüsnü Dağlarca, en son, aldığı 2005 Vehbi Koç Ödülü ile gündeme gelmişti. Ardından, "Prostatım terbiyesizlik yaptı" diye özetlediği sağlık sorunları nedeniyle bir ay kadar tedavi gördü. Geçtiğimiz günlerde, hastaneden çıkan Dağlarca, şu an evinde dinleniyor.
Dağlarca ile Vehbi Koç Ödülü'nden Türk şiirine, son yazdığı şiirlere ve sağlık durumuna uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik.
Bu ödül 'derin ödül'
Vehbi Koç Vakfı'nın edebiyat dalında düzenlediği 2005 Vehbi Koç Ödülü'nü aldığınızda, bu ödülün sizin için özel bir anlam taşıdığını söylediniz...
Aldığım bu Vehbi Koç Ödülü, bence, günün deyişiyle "derin ödül"dür. Edebiyat kurumları verdiği ödüllerle bir "alışık sevgi"yi açıklarlar. Bu ödül ise, alışık olmayan bir sevgiyi açıklıyor.
Sayın Vehbi Koç, uzun yıllar, çalışmalarıyla ve çabalarıyla bir güç sahibi oldu. Bu davranışı ise bir işadamının 'alın terine' duyduğu saygıdır. Kendimi, Vehbi Koç yakınlığı içinde bulmam, beni en az iki kez sevindirdi.
Ödül almak güzeldir ama daha da güzeli bir alın terinden ödül almak. Artık kendimi öteki ödüllerimden kurtulmuş sayıyorum. Çünkü Vehbi Koç'un ödülünün içten geldiğini anladım, ötekilere benzemediğini... Ellerim nasır tutmuş gibi hissediyorum.
Neden?
Küçücük bir parayla işe başlayanların büyük yatırımlar sahibi olması, kişiye şunu düşündürür: Nasırlı ellerin başarısı!
Türkçeyi bilmiyorlar
Şairlerimiz için Türklüklerine şükretsinler dediniz ve kendi şiirinizin izleri için de bu yolu gösterdiniz.
Maalesef bunların çoğu Türkçenin ne büyük bir dil olduğunun ayrımında değiller. Çünkü şiirin asıl özünün 'dili çırılçıplak yapmak' olduğunu bilmiyorlar.
Benim başarım, Türkçeyi iyi dinliyorum, iyi söylüyorum, bu kadar. Ama bunlar Türkçeyi bilmiyorlar; gramerini, eskisini, yenisini, bu büyük dili kafalarına oturtamamışlar.
Çalışmak da lazım ayrıca; okumak ve yazmak. Benim kurşunkalemim kaç defa bitmiştir bilir misiniz, bir santimetreye kadar inmiştir yaza yaza, ama bunlar çalışmıyorlar.
Dünyanın hiçbir insanı mutlu değildir Türkler kadar. Çünkü Türkler, Türkçe gibi büyük bir dile sahipler.
Bakın, ben hiçbir dil öğrenmedim, çünkü tenezzül etmedim. Herkes Almanca malmanca öğrenmeye can atıyor, onlardan bir şey alacağını zannediyor. O dillerde böyle bir şey yok. Ayrıca onu almak için de evvela Türkçeyi iyice, iyice, iyice bileceksin.
İnanın ki, dünyanın en büyük dilidir Türkçe. Yani bu dilde söylenen şey başka dilde söylenemez. Paris'te bir hocayı mahcup ettim. Kendi dilini bilmediğini ve dilinin Türkçeden küçük olduğunu ispat ettim. Türkçemiz hazinedir. Türkçe iyi dedirtmek bir insana, inanın, üniversiteyi bitirmekten büyük yarar sağlar. 'Türklüklerine şükretsinler' sözüm Türkçeyle ilgili, bıyıkla ilgisi yok.
Yazarken aydınlanırım
Şiirin bir gramer mucizesi olduğunu söylüyorsunuz. Siz 75 yıldan fazla bir zamandır mucizevi bir iş yapıyorsunuz bu anlamda. Sürekli mucizelerle uğraşmak yorar mı insanı?
Yormaz, şu bakımdan yormaz: Mucizeler dildir. Sanatçılar kendi dilleri ne olursa olsun, o mucize dilinin içindedirler.
Ben, şiir yazarken bazen bin bir parıltı içinde kalırım. Baştan aşağı aydınlanırım, en güçlü bir ışıkla, aydınlıkla. Belki de başkası o anda beni görse... Bütün korkunç hayvanların en korkuncu oluyorum, belki evliyaların en güzeli. Kişi, sanat eseri yaparken ayırdında değildir. Çünkü sanat dünyası, insanı varlık dışı kılabilir.
Bundan 40- 50 yıl önce ile karşılaştırdığınızda bugün yazma isteğiniz ne durumda?
Daha çok. Giderek de çoğalıyor. Ben bunun tutsağıyım; ama sevinçli bir tutsaklık. Onun da ötesinde büyük bir yeryüzü parçasının mülk sahibi gibi...
En son ne zaman şiir yazdınız?
Dört gün önce. Kendim yazı yazamıyorum. Yardımcımı çağırıyorum, ona beş dakikada yazdırıyorum. Ben söylüyorum, o yazıyor. Silmesini bilmem.
Yaşamdan alacaklıyım
Ödül töreninde sizi tekerlekli sandalyede gördük...
Birisi yanımda olursa yürüyebiliyorum. Ama orada daha rahat ediyorum.
Genel sağlık durumunuz nasıl?
Vücudum biraz nazlanıyor, o kadar...
Prostat nedeniyle bir süre hastanede yattınız... Şimdi nasılsınız?
Küçük bir prostat büyümesi var, tedavi görmekteyim. Şimdilik yaşamak defterindeki alacaklı durumum sürüp gitmektedir. O büyük bankaya borçlu kalmadan yaşamak ne kadar güzel. Bu arada bir şey söyleyeyim mi size: Yeme zehirli kestane, daha kolay götürür köşedeki hastane.
Yerli paranın adı bile kalmadı
Vehbi Koç ile tanışma fırsatınız olmuş muydu?
Olmadı. Yalnız ürünleriyle tanıştım evde.
Vehbi Koç Vakfı'ndan 100 bin dolar para ödülü aldınız. Sizin bir şiiriniz vardır: "Dolar dediğin de Batı parası, mark da öyledir ötekiler de, Türk parası benim alın terimdir, neden benim param en düşük yerde." Bu şiiri hatırlıyorsunuz değil mi?
Evet. Ama ödül bankaya Türk parası olarak yatırıldı; 140 milyar. Ayrıca o çocuk, şimdi o düşüncede değil. Artık yerli paranın adı bile kalmadı.
İnsanın aklı 100'den sonra başına gelir
Bundan sonrası için planlarınız neler?
Bazı notlarım var, onları şiir haline getirmek istiyorum.
İçinizde ukde kalan bir şey var mı?
Var; yine şiir, sanat üzerine, şiirin daha gelişmesi için neler yapmak gerektiği üzerine bir kitap düşünüyorum.
Genç şairlere öneriler şeklinde mi olacak bir anlamda?
Öneri değil de işte, yaşanmamış şiir anıları diyebilirim.
Zamanı belli mi?
İnşallah kalan 15 senede.
Hedefiniz 105 yaş o zaman?
Öyle bir şey. Zaten 100'den evvelkiler çocukluktur. İnsanın aklı 100'den sonra başına gelir.
Bu şiiri birkaç gün önce yazdı
Elimizdeki
elindekini değiştirenlerin yarışması vardı
başladı demirciler
o güne dek en sert bilinen demiri ocağa attılar
ey ateş
peygamberler bile seni söylemiştir
senin tanrı kullarını
değiştirme gücünü söylemiştir
ne yapsın demircik
çift sürmüştür sabanda araba tekerleği olmuştur dolaşımda
çatı olmuştur evlerde, yapılarda
demir yolu olmuştur tramvaylarda, trenlerde
para olmuştur
silah olmuştur
bıçak olmuştur, süngü olmuştur
tutsak evlerinde tencere olmuştur, kapı olmuştur
ayak olmuştur
kol olmuştur
insanın en büyük buluşlarını gerçekleştirmiştir
elindekini değiştirenlerin yarışması sürüyordu
başka çalışmalara da baktılar
çoktu onlar, bitip tükenmiyordu onlar
seçiciler kurulu sonucu bildirdi
bir anneyi seçmiştiler
anne
ormanda
tek başına doğurduğu çocuğu
bilgisayar uzmanı yapmıştı.
23. 06. 2005 / Kadıköy
|
|
|