|
Arundhati Roy ile devam:
Toplumsal hareket ve insanlığın kanseri
Bir kot firması geçenlerde gördüm- çıkardığı yaz koleksiyonundaki penyeler üzerine "logo" yaptırmış:
Porto Alegre!
Porto Alegre, Paris, Venedik ya da New York gibi şerefine t-shirt bastırılacak bir "çok-satan-imaj şehir" değil; adı, pazarlama sloganına katılacak bir şehir hiç değil. Brezilya'da kendi halinde bir şehir. Hatta bu şehrin ismi, kapitalizm karşıtı hareketin ikonu.
Dünya Sosyal Forumu'nun başkenti Porto Alegre. Bütün dünya muhaliflerinin bir araya geldiği merkez. Ama işte öyle midesi geniş ve her şeyi yutup gövdesine katmaya hevesli bir sistem ki bu, kendine karşı olanı bile tükrüğüne bulayıp piyasasına sürebiliyor, süründürebiliyor.
Önceki gün işte Milliyet'te yayımlanan Arundhati Roy röportajının devamında bunlar vardı.
Her şeyi "markalaştıran", her şeyi pazarlayabilecek kadar geniş ve arsız bir işkembesi olan sistemin kendisini de pazarlamaya, hatta reklam yıldızı yapmaya kalkıştığını konuştuk.
Oysa son birkaç yıldır küresel eylemlere yön veren, Roy'un da liderlerinden biri olduğu Dünya Sosyal Forumu hareketinin başlangıç noktası şuydu: İnsanı bütün var oluşuyla ele geçiren bir sistemi ifşa etmek, o sistemin dışında, kıyısında bir hayat alanı yaratmak. İnsanlardan hayallerini bile alan, hayallerden reklam sektörü yapan bir sisteme karşı "Başka bir dünya mümkündür" demek. Ki bu sloganı da pek yakında bir gün bir kot pantolunun kıçında logo olarak görebiliriz.
Tıpkı Che'nin yüzünün ünlü modacılar tarafından koleksiyonlarında "desen" olarak kullanılması gibi... Roy da bunu söyledi; hareketin evcilleşmesinden, kendisinin "starlaştırılarak" küresel bir hareketin "tatlı bir kadının yüzüne" indirgenmesinden duyduğu endişeyi anlattı.
İnsanlık ve tümörleri
Arjantin'de "Barikatçılar" hareketini anlamaya çalışırken, "yayımlanmayacaklarımı" yazdığım küçük akıl defterine şöyle bir cümle kaydetmişim:
"Her toplumsal hareket, daha o en masum olan ilk günlerinde bile, doğumuyla birlikte oluşan bir tümör taşır içinde. Hareket büyüdükçe bu tümör de büyür. Nihayet kanser teşhis edildiğinde hareket çoktan metastaz aşamasına gelmiştir. Bu tümör, insan ruhunun güç istemiyle sakatlanmış karanlık yarısından doğar ve beslenir.
İnsanlık, henüz ruhunun karanlık yarısıyla ürettiği bu tümöre dirençli bir toplumsal hareketi nasıl oluşturacağını, nasıl doğuracağını bilmiyor. Şimdi Hindistan'da, Latin Amerika'da, Avrupa'nın getto'larında öğrenilmeye çalışılan şey bu."
Dünya Sosyal Forumu sürecinin "tümörü" de Roy'un söylediği gibi "STK'laşmaydı", hareketin sivil toplum örgütü "etkinliğine" dönüşmesi, evcilleşmesi. İyilik perileri gibi dünyanın orasından orasına uçan sivil toplum örgütçülerinin dünyayı değiştirmek hayalini "meslekleştirmesi". Yaptıkları şeylerin hepsi çok iyi ve gerekli. Ama dünyanın değişmesi için yeterli mi?
Sistemin mahşeri
Üstü açık BMW'li bir adam, yavaş yavaş sürüyor arabayı. Merak ediyorum hiç korkmuyor mu? Aç bir kadının öfkelenip "Sen daha çok yediğin için benim çocuğum daha az yiyor" deyip kafasına bir tane geçirmesinden korkmuyor mu? Nasıl korkmadığını anlamıyorum doğrusu.
Anton Negri'nin "İmparatorluk" gücüne karşı en ciddi tehdit olarak küresel yoksullar ordusunu gösteriyor; STK'ları değil!
Bir gün yoksul kalabalıklar "ekmek çalmayı yasaklayan yasaların ekmek satanların yasaları" olduğunu anlayabilirler. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış insanlar bu hukuka saldırabilirler.
Bu yüzden bütün dünya hukuku yok olmadan önce aç olanların da hesaba katılması gerek. Artık o BMW'deki adamın, hiçbir şey için değilse bile en azından kendini korumak için "bölüşmeyi" öğrenmesi gerek.
Zaten bütün bu küresel muhalif hareketin başlangıç noktası buralar değil miydi? "Başka bir dünya mümkündür" derken aslında söylenen "Biz bunu yapabiliriz" değil miydi? Öyleydi. Öyle!
ecetem@hotmail.com
|
|