|
Farklı bir Atatürkçü
TOKTAMIŞ Ateş Hoca gerçekten çok farklı bir Atatürkçü. Bunun içindir ki, Cumhuriyet'in "Söz Okurun" sayfasında en çok onu eleştiriyorlar! Kendisi de "Bu sayfayı benim için mi açmışlar?!" diye şaka yapıyor.
Atatürk'ün Lozan'da taviz verdiğini yazan ilk 'Atatürkçü' Ateş'tir. 1930'lara damgasını vuran "Tarih Tezi" ve "Güneş Dil Teorisi"nin "saçma sapan ve zırva" olduğunu yazan ilk ve tek Atatürkçü de odur.
Kitaplarında hem Atatürk'ü ve inkılaplarını kuvvetle savunur, hem "Atatürk yobazlığı" dediği bağnazlık türünü eleştirir.
Birçok kitabı var. Özellikle Bilgi Üniversitesi'nden yayımlanan büyük boy "Türk Devrim Tarihi" ve "Siyasal Tarih" adlı iki eseri son derece değerlidir; katılmadığım görüşleri olmakla birlikte.
* * *
ATEŞ, Atatürkçülüğe bir "siyasi itikat" değil, bir "siyasi doktrin" olarak inanıyor.
Atatürk'ün söz ve icraatını insanüstü bir varlığın ezeli ve ebedi doğruları olarak değil; bir dehanın tarihî pratik içindeki tecrübeleri olarak görüyor.
Zamanımızın tarihî pratiğinin farklı olduğunu da sık sık hatırlatıyor.
Atatürkçülük, sağcılık, solculuk, liberalizm, muhafazakârlık... Dilediğinize inanırsınız, hayat tarzınız da ona göre farklı olur; tamam...
Ama düşünme biçimimiz dogmatik olursa "ideoloji yobazı" oluruz. Düşünme biçimimiz analitik olursa, maddi gerçeği, değişik zamanların tarihî pratiklerini bilimsel disiplinlerle araştırmaya çalışırız.
"Atatürk Lozan'da taviz vermedi" demek için, siyasi tarih disiplinini anlamamış ve Atatürk'ün diplomasisini fark etmemiş olmak gerekir mesela!
Sayın Ateş hem Atatürkçü, hem eleştirel düşünce sahibi olduğu için özgün bir düşünürdür, bu sayede yeni açılımlar yapabiliyor.
* * *
ATEŞ, dünkü yazısında yarı başkanlık sistemini savundu! İlk defa bir Atatürkçü cumhurbaşkanını halkın seçmesini savunuyor, halka güveniyor!
Ateş'e göre, Özal ve Demirel azınlık oylarıyla seçilmişti. Sezer'i seçen partilerin oyları yüzde 20'nin altına düştü... Öyleyse:
"Çok geniş yetkilerle donatılmasına karşı olmama rağmen, cumhurbaşkanımızı halkın seçmesini öneriyorum.
Bu rejimin adı da 'yarı başkanlık rejimi'dir. Böyle bir seçimde halkımızın şaşmayan sağduyusunun galebe çalacağına ve en doğru seçimi yapacağına yürekten inanıyorum."
Evet, bu tür sözleri ilk defa bir Atatürkçüden duyuyoruz.
Bu 'ilk'ler, Kemalist düşünce tarihinde Ateş'in yaptığı açılımların ifadesidir.
* * *
YARI başkanlık sistemini, Ateş'in belirttiği gibi Fransa'ya De Gaulle getirdi ve bu sayede Fransa, Devrim'den sonra ilk defa siyasi istikrara ve "etkin yönetim"e kavuştu.
De Gaulle bu sistemi getirdiği zaman Mitterrand, Mendes France gibi sol politikacılar ve Duverger gibi sosyal bilimciler "diktatörlük geliyor" diye kıyameti kopardılar!
Hayır, Fransa "yönetemeyen demokrasi"den kurtulmuş, "yöneten demokrasi"ye geçmişti. Sonra Mitterrand da bu bu sistemin şampiyonu oldu.
Böyle bir sistem Türkiye açısından daha önemli olan şu: Gördük ki, Türkiye "ırken ve harsen mütecanis" (türdeş) değilmiş! Müzmin siyasi istikrarsızlığımızın en köklü sebebi budur. Duverger'nin sonradan yazdığı gibi, cumhurbaşkanını halkın seçmesi, geniş seçim ittifakları yaratarak milleti merkez sağ ve merkez sol etrafında birleştirici bir rol oynuyor.
Türkiye açısından, hem siyasi istikrar, hem uluslaşma sürecimiz için son derece yararlı olacaktır.
Yüzde 10 barajını uzun süre devam ettirmek mümkün değildir. Yönetimde istikrar ve siyasi hayatımızda entegrasyon için böyle yeni sistemleri düşünmeliyiz.
Her şeyin başı, "halkın şaşmaz sağduyusu"na güvenmektir. Güvenmiyorsanız uzaydan bir halk getireceksiniz!
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|