Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 01 Temmuz 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

İki seçeneğimiz var: Kavga veya anlayış


PARİS

Önümüzdeki dönemde, Avrupa Birliği ile son derece duyarlı bir müzakere sürecine gireceğiz. Artık karşımızda, 17 Aralık 2004'teki Avrupayı bulamayacağız. Hepimizin tanıdığı veya tanıdığını sandığı Avrupa yok. Referandumlarla sarsılan, ardından da derin bir iç hesaplaşma, kendini arama sürecine giren bir Avrupa ile karşı karşıyayız.
Eskiden kararları hükümetler alırlar, krizleri onlar çıkarırlar ve uzlaşıları da yine onlar bulurlardı. Herşey kapalı kapılar ardında pişirilir, kamuoyu bu oyuna dahil edilmezdi. İşte bu yaklaşım da değişti.
Herşey altüst oldu.
Oyunun kuralları yeniden oluşturulacak. Yeni değerler, yeni hedefler, yeni yöntemler bulunacak. Zira AB sistemi yaralandı. Temel ilkeler hala geçerli, ancak bu defa kamuoylarındaki kuşku ve kaygıların giderilmesi gerekecek.
Avrupa halkı korkuyor.
Avrupalı, yabancıların gelip işlerini almasından korkuyor. Sosyal güvencelerini kaybetmekten ve zenginleşememekten ürküyorlar.
İşte böyle bir Avrupa ile müzakere masasına oturacağız.
Pazarlık ederken de, sadece kendi çıkarlarımızı değil, kendi çıkarlarımız kadar, karşı tarafın duyarlıklarını, gereksinimlerini, kuşku ve kaygılarını da hesaba katabilirsek başarılı olabiliriz.
Ne demek istediğimi, örnekleriyle anlatmak isterim:

1 inci SEÇENEK: SADECE KENDİNİ GÖZETMEK
Müzakerelerde benimsenebilecek seçeneklerin biri, nalıncı keseri gibi herşeyi kendimize yontmaktır.
Örneğin, Serbest Dolaşım...
Türkiye, serbest dolaşım konusunda son derece sert olur. Daha önceki uygulamaları, AB'nin diğer adaylara gösterdiği esnekliğin aynını ister. Macaristan veya Polonya'nın elde ettiklerinden bir dirhem geri adım atmaz. Elde edemediği taktirde de kriz çıkarır, müzakereleri askıya almaya kadar gider.
Örneğin fonlardan yararlanma...
Türkiye, 15-20 yıl önce üye olmuş İspanya, Yunanistan veya Portekiz gibi, yapılacak yardımların en üst düzeyde tutulması için büyük uğraş verir. Beklentilerini elde edemediği taktirde de, ipleri gerer. Yine krizli bir sürece girer...

2 inci SEÇENEK: ANLAYIŞ GÖSTERMEK
Büyük bir kriz içinde çalkalanan Avrupa ile müzakerelerde sergilenebilecek ikinci seçenek, karşı tarafın sorunlarını iyi anlayıp ona göre uzlaşı formülleriyle ortaya çıkmaktır. İstediğimizi elde edemeyeceğimizi bildiğimiz belli başlı konularda, karşı tarafın duyarlıklarını hafifletecek çözümleri bulmak, Türkiye'ye yarar sağlayacaktır. AB'nin HAYIR deyip kapıyı kapatması yerine, onları rahatlatacak formüller, kapıları açacak, müzakerelerin havasını değiştirecektir.
Aynı örnekleri tekrarlayalım...
AB'nin en büyük korkularından biri, Türk işçisi istilasına uğramaksa, Türkiye'nin elde edemeyeceğini bilmesine rağmen, sırf "ne amansız pazarlık ettik" cakası satmak yerine, bu korkuyu dağıtacak formüllerle ortaya çıkması bize puan kazandıracaktır.
AB kamuoyundaki yersiz kuşku ve kaygıları dağıtacaktır.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
AB toplumları için Türkiye çok büyük bir lokmadır. Yutulması, hazmedilmesi güç ve aynı zamanda çok pahalıya mal olacak bir bir ülkedir.
Bizlerin Avrupayı sarsmak, halklarını rahatsız etmek için tam üyelik peşinde koşmadığımızı da en iyi şekilde yine bizler anlatabiliriz.
Maksimalist (herşeyin en fazlasını istemek) davranmak, kendi bindiğimiz dalı kesmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Biliyorum şimdi bazı okurlarım "ne yapalım yani, daha ödün mü verelim? Ne isterlerse kabul mü edelim?" diye tepki gösterecekler ve beni teslimiyetçilikle suçlayacaklar.
Oysa benim anlatmak istediğim şey bambaşka...
AB ile müzakerelerin başarılı geçmesine ve Avrupadaki havanın dağılmasına yardımcı olmak istiyorsak (ki, bu özellikle bizim çıkarımızdır), o zaman 2 inci seçeneği tercih etmeliyiz.
AB ile köprüleri atmak, müzakerelerin ertelenmesini sağlamak amacında olanlara ise 1 inci seçeneği tavsiye ederim.
Bağcıyı mı dövmek , yoksa üzüm mü yemek istiyoruz?
Bağcı dövmek kolaydır. Ancak kavgadan çıkarların zafer çığlıkları kısa sürer. Dayak attıklarını sandıkları kişiler kadar zarara uğradıklarını hemen anlayıverirler. O zaman da iş işten geçmiş olur...

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Farklı bir Atatürkçü
TOKTAMIŞ Ateş Hoca gerçekten çok farklı bir A...
Çetin ALTAN
Dünyanın "dinsel haritası"nı nasıl değerlendirmeli?
Buzlanmış beyinler penceresinden görünen düny...
Melih AŞIK
Yalan rüzgârı!
İzmir Valisi Yusuf Ziya Göksu, eşiyle Londra'...
Fikret BİLA
Baykal: Bu Başbakan valiye hesap soramaz
İzmir Valisi Yusuf Ziya Göksu'nun, batan Topr...
Hasan CEMAL
Yol ince ve uzun ama...
Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin yıllardı...
Güneri CIVAOĞLU
Bacağa kurşun
Formula 1, Avrupa Şampiyonlar Ligi finali, Ha...
Abbas GÜÇLÜ
Moskova artık ürkütmüyor, aksine...
Öğrenciliğimizde Moskova'yı bırakın dile geti...
Hurşit GÜNEŞ
Büyüme vites küçülttü
Dün açıklanan 2005 yılının ilk çeyrek büyüme ...
Semih İDİZ
Yasak olmasa da ABD'ye gönderirdim
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Üniversiteler...
Sami KOHEN
Önemli olan başlamak...
AB Komisyonu'nun "müzakere çerçevesi" belgesi...
Mehmet Y. YILMAZ
İmam hatip meselesi ve bir okur mektubu
İmam hatip liseleri ile ilgili tartışmalar üz...
Faik ÖZTRAK
Kayıt dışı istihdamla işsizliği çözmek
Bu yılın ilk üç ayına ait imalat sanayii veri...
Hasan PULUR
Hukuk herkese lazımdır ama...
ESKİ Cumhurbaşkanı Demirel, kardeşi Şevket De...
Derya SAZAK
Evinizde uyuyun
Bakan, Sisam'da eşiyle uyudu! Türk-Yunan Foru...
Meral TAMER
İzmir Valisi, AKP'nin kuyusunu kazıyor
İnanamıyorum. AKP Hükümeti'nin Sanayi Bakanı ...
Ece TEMELKURAN
Küresel ve kişisel
Belki birçok kişi "havalı" olanın bir yerlerd...
Güngör URAS
Halkımızın parası tükendi
Büyüme yavaşladı. Büyüme yavaşladı demek, üre...
M. Ali BİRAND
İki seçeneğimiz var: Kavga veya anlayış
Önümüzdeki dönemde, Avrupa Birliği ile son de...

© 2005 Milliyet