Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 04 Temmuz 2005 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çatlatmak şahane, hormonlar bahane!

Birine "defoooolll" diye bağırmanın zevkinden mahrum bırakmayın kendinizi...

www.ilhanuckan.com Faks: (0212) 505 63 88

İnsanın canı bazen nasıl da her şeyi altüst etmek istiyor. Sürünen bir ilişkiye "artık yeter" demeyi, salakça davranan bir arkadaşa arkanı dönüp gitmeyi, titizlendiğin bir işte aynı titizliği göstermeyen birini bırakıp yoluna devam etmeyi... İnsana nasıl da iyi geliyor kestirip atmak.
Ne kaybedersiniz ki?
- İlişki zaten sürünüyorsa birlikte olduğunuz kişiye "defol git" demek yararlıdır mesela. Biraz haddini bilir. İstiyorsa gelir özür diler, istemiyorsa da tak sepeti koluna güle güle...
- İhtiyacınız olduğunda asla yanınızda olmayan bir arkadaşa arkanızı dönüp gitmek zaten iyidir. İyilik perisi değilsiniz ya!
Ama iyi olmayan çatlatma halleri de var tabii. Kadınlar bunu çok iyi bilir. Ayda bir adet döneminde kriz yönetiminde uzmanlaşma pratikleri yapmaktan, artık neyin blöf neyin rest olduğu sadece kendi bildiğimiz bir şeye dönüşüveriyor. Kafayı dik tutmak için de, içinizdekini dışınızdakini çekinmeden açık açık konuşacağınız, hayatla sizin aranızda bir hakeme duyulan ihtiyaç da artıyor. Mesela bir kardeş, kıskanç olmayan bir arkadaş, iyi bir yönetici ya da sevgili...
İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
Ben çatlattığım zaman eşim beni hemen uyarıyor: "Dikkat! Hormonlar!" Ama çatlatmak şahane, hormonlar bahane! İçimde biriktirdiğim ne varsa (pek de biriktiren biri sayılmam ya) fırsattan yararlanıp çöpü temizlemek için can atıyorum. Temizlik büyük olmasın diye de sürekli ilişki halinde olduğum insanlara uyarı notları bırakmayı ihmal etmiyorum. Sakın ha siz de kendiniz için belli kişileri uyarmayı, yani sizi uyarmalarını tembihlemeyi unutmayın! Yoksa insan o gözü karalıkla hızını alamıyor.
Önleminizi alın, sonra fırsatları kaçırmayın yani. Hazır her ay potansiyel dellenme hali doğal ritimse, yani "adettense", bari bir işe yarasın. İsteklerinizi bir sonraki periyoda ertelemeyin. Birine "defoooolll" diye bağırmanın zevkinden mahrum bırakmayın kendinizi... Nasılsa gideceği yoksa kimse gitmiyor, bari hizaya girer.
Bugünkü yazımın ana fikri şu:
Aslında bu çatlatma halinin verdiği ekstra cesarete bayılıyorum. Önünde kimse duramıyor. "Boşveeer" diyorsun kendine. Öyle huzurlu ki sonrası...
İyi oyunlar herkese...


Erkek köşesi!
Bir kadına kriz yönetiminde nasıl destek olursunuz?
Sevgiliniz sizden adet dönemlerinde hormonları konusunda kendisine uyarıda bulunmanızı isterse ona kulak verin. Zamanı gelince uyarınızı sakince yapın ve susun. Israrcı olmayın. Zorlamayın. Uyarınızı ilk seferde ciddiye almazsa sonucun kötü olduğunu görüp bir dahaki sefere sizi dinleyecektir. Ama siz "Bak, ben uyarmıştım" demeyin. Sonra ben de size "Ben uyarmıştım" derim...


Öptüm sizi

Seray Sever'i evinin duvarındaki bir resim için öpmeden duramayacağım. Atv'de Vahe Kılıçarslan'ın sunduğu bir dekorasyon programında gördüm. Birinin evine gidip baştan dekore ediyorlar ya hani, işte o programlardan. Program Vahe Kılıçarslan yüzünden bayağı absürd. "Bu vazooo, bu masaaa, bu tablooo..." diye son derece bilgilendirici bir sunuş biçimi var zira... Neyse, Seray Sever'in evine konuk falan oluyorlar işte, duvarındaki resimde de zenci bebeği öperken görüyoruz Seray'ı. "Bu nedir?" diye soruyor sunucu, o da "Zenci bebeği öperken çekilmiş fotoğrafımı annem beğenmiş, yağlıboya yaptırmış" diye açıklıyor. Yani "zenci bebek" anonim bir dekoratif öğe. Seren Serengil'in Etiyopyalı bebek evlat edinmek istemesi de daha anlamlı hale geliverdi... Hepsini öpesim geldi.


ÇEKİNMEYİN, SORUN! DAHA İYİSİNİ BİLENİNİZ VARSA DA ANLATSIN!

"Aramızdaki ilişki bayağı bir laçkalaştı!"
19 yaşındayım. İki yıldır evimden uzakta üniversitede okuyorum. Çıktığım bir çocuk var. İyi bir aileden gelme, her şeyi yerinde... Onunla iki yıldır birlikte kalıyorduk ama bizim bir sürü sorunumuz vardı, hep kavga ediyorduk... Dik kafalı, ben de öyle. Ben onun her şeyini çektim,
o da öyle. Beni çok sıktı. Yeri geldi birbirimizi dövdük bile ama onu çok sevdiğim için arayan, özür dileyen taraf ben oldum. İlişkimiz bayağı bir laçkalaştı. Aramız iyiyken beni deliler gibi sevdiğine eminim ama kötüyken benden nefret ettiğini düşünüyorum. Son defasında aptal bir şey için kavga ettik. Ben üstüne gittim, sonra bana vurdu. Bunu bazen yapıyor. "Sen bana neden vurdun, eski kız arkadaşlarına böyle mi yapıyordun?" dedim, o da bana "Onlar senin kadar basit değillerdi, üstüme gelme dememden anlıyorlardı" dedi. Benim gözlerim doldu ve onun gözlerine baktım, sonra lafı biraz kıvırmaya başladı. Bavulunda bana ait bir şey vardı, yüzüne bakmadan alacağımı aldım ve gittim. Bu ilk değil, her barıştığımızda "Aşkım, ben sinirliyken ne dediğimi bilmiyorum. Biliyorsun öyle düşünmüyorum" falan diyordu, acaba bu defa da öyle olacak mı? Ama hiç bu kadar gücüme gitmemişti sözleri. Beni arayacak mı, yoksa hiç düşünmüyor mu? Kitabınızda "Bir erkek beş gün içinde aramıyorsa başka arayışlar içindedir" yazmışsınız, ne yapacağım?
Şeyma Y.


* * *

Delirdin mi güzelim! Şu bana yazdıklarını biri sana yazmış gibi oku ne olur. "Delirdin mi?" demez misin? Ne işin var, "Beni arayacak mı?" diye düşünüp duruyorsun! Aramasa da "Allah kurtardı beni kendi abuk halimden" diye sevinsen keşke... Yoksa aklını başına toplamayacaksın yani! Beş gün bile beklenmeyecek olan da var... Adamın kölesi olmak istiyorsun anlaşılan. Canı ne zaman isterse hakaret etsin, istediğinde vursun! Oh ne âlâ! Bunun için mi üniversitede okuyorsun? Bir şey öğrenemedin mi bunca yıldır! En basitinden, birinin sana böyle davranamayacağını öğrenmedin mi? Tabii fantezi olarak yaşıyorsan o zaman başka... Ailen seni bir zibidinin kölesi ol diye mi okutmaya çalışıyor, yoksa aklını başına topla, kendi ayakların üzerinde dur diye mi? Bırak gitsin, sen de biraz akıllan...


Haftanın "en kışkırtıcı programı"!

Digitürk'teki "Extreme Makeover" adlı bir programla ilgili, "haftanın programı" seçmem için bir sürü mektup aldım. Sonunda seyrettim. "Beni baştan yarat" tarzı bu programa çirkin olduğunu düşünen kız ve erkekler başvuruyor. Seçilenler de Amerika'nın ünlü estetik cerrahlarının, kuaförlerinin ve modacılarının ellerine kendilerini teslim ediyor. Bir dizi operasyondan sonra aynı "Deniz Akkaya model", gıcır gıcır çıkıyorlar meydana. Aileleri de sonucu görüp gözyaşlarına boğuluyor. "A, benim çocuğum ne yakışıklı olmuş" ya da "Aa!
Bu güzel kız benim kızım mı?" gibisinden... Bu tür operasyonlar geçirme konusunda sahiden kışkırtıcı bir program
değil mi? Üşenmeyen oylasın... "Acı var mı acı?"












CUMARTESİ
"Her binişimde attan düşerdim ama iyi yetiştirici oldum"
"Seksi otel" seçilmek onları biraz korkutmuş!
Bu konserleri atlamayın
Müzik yine Afrika'nın yanında
Yaz adalarda yaşanır
Tatil bavulunu hafife almayın
Bodrum'da modern kilim ve halılar
MİNİKLERİN DÜNYASI
"Bazen gerçek bir müzisyen olmadığımı düşünüyorum"
Galata'da festival var
Bitmeyen tehdit





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2005 Milliyet