Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 05 Temmuz 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sporun faydaları

Akdeniz Oyunları'nda göz kamaştıran "Türk Amazonlarına" atılan her "Atatürk'ün Kızları" manşeti, bazı kesimlerin çok asabını bozuyor!.. Küplere biniyorlar, çıldırıyorlar.
Tahmin değil bu... Biliyorum...
Çünkü plaj voleybolcularımız, ABD'li gazetecinin "giyim kuşam" konusundaki "abuk" sorusunu Atatürk'e gönderme yaparak yanıtlamıştı; ben de "helal olsun" demiştim de elektronik postam dolup taşmıştı:
"Madem ki laik ülke, aynı hoşgörü niye türban konusunda gösterilmiyor."
Bu ne biçim iş ? Atatürk'ten nefret ederken, onun sağladığı olanakları kendi fikirlerine mancınık yapmaya çalışıyor tatlı su kurnazları.
Onu bunu bilmem ben !.. Bunlar, Atatürk'ün kızları.
Yani erkek egemen gelenekleri eşitliğe kadar yırtmış, ambalajlı ev eşyasına dönmeyi reddetmiş, Cumhuriyet'in ilkelerini rehber kabul etmiş, muasır medeniyeti hedeflemiş, geleceğin aydınlık, modern anneleri.
Bazılarına göre bir bomba kadar tehlikeli bu kızlarımız.
Atatürk'e göre, milyonlarca bombanın enerjisine sahip bir potansiyel.
Gördük işte... Akdeniz'i yeniden Türk Gölü'ne çevirdiler.
***
21. yüzyılda, bunları tartışmak ne kadar acı ama, Dünya Tarihi böyle yazılmış maalesef.
O kadar ki, insanın "kadın" cinsi için liderlerin, filozofların, kaleminden bal damlayan yazarların "vecize"lerini, utanmadan okuyabilen var mı acaba?
Entrika, yalan dolan, çenebazlıkla donatılmış cinsel obje onlar. Mümkünse hırpalanıp, üzerlerinden kilitlenmeliler. Sadece aşki durumlarda muhteşemler.
Bir tek Atatürk... O çok iyi anlamış kadınlarının gücünü.
Ve Türk Kadınları'nın kağnıda mermi taşımaktan, memlekete madalya taşımaya kadar geniş bir perspektife sahip olduğunu görmüş, göstermek istemiş:
29 Nisan 1935... Orduevinde kadınlar toplantısı yapılıyor. Gazi, Yardımsevenler Derneği başkanına dikte ettiriyor:
"Yoksul kadın; hiçbir şeyi olmayan kadın anlamında alınmıştır. Halbuki kadın denilen varlık, bizatihi yüksek bir varlıktır. Onun yoksulluğu olamaz".
Şu zerafete bakın.
Bir de tartıştıklarımıza... İyi bir örtünme için kaç metre kumaş yeter, kız çocukları kaçıncı sınıfa kadar okumak keser, sporcu kızlarımız şort giyince günaha mı girer?..
***
Akdeniz Oyunları'nda 7 altın 5 gümüş 9 bronz madalya ile Türk madalyalarının yüzde otuz beş oranını yakalayan ve artık takım oyunlarında da büyük başarılara imza atan kızlarımızdan alınacak dersler vardır elbet.
Türk kızlarının disiplin, güç ve dayanışma açılarından kapasitesi nedir?
Önü açılan Türk Kızları nereye kadar yükselebilir?
Türk Kızlarının kaderi sadece aşçılık, temizleyicilik, annelik midir?
Sokağa, siyasette kullanılacak malzeme olarak çıkmak yeterli midir?
Bu soruların yanıtları Akdeniz Oyunları'nda verildi bir anlamda. Devamı olimpiyatta umarım.
İşte sporun toplumsal ve politik yaşamımıza böyle faydaları var.

Beşiktaş ve ırkçılık

Dünya futbolu "ırkçılık" denilen küresel mikroba aşı bulmaya çalışırken, Türkiye'den Beşiktaşımız tüm imkanlarını açtı bu insanı çabaya.
Sayın Yıldırım Demirören'in "Biz bir dünya kulübü olarak ırkçılığa karşı kampanyada yerimizi almalıyız" emri ile, futbol takımı parçalı formalar giyip siyah - beyaz bileklikle sahaya çıkarak katılacaklar küresel arayışa. Çorbaya tuz atacaklar.
Buraya kadar muhteşem.
Lakin bu ırkçılık denilen illet, ileri geri çalışan testere gibi kesip ayırmaktadır insanlığı. Renkli insanı aşağılamak kadar, renksizi ayırmak, hatta ulusal kimliklerden yola çıkarak önyargılara varmak da ırkçılıktır ve geçmişte bilmeden bu tuzağa düşmüştür Beşiktaş.
Mesela sayın Demirören'in ilk döneminde, "siyahi" bir santrfor aranması gibi.
Irkçılık ne zaman mağlup edilir?.. İnsanın rengi ve pasaportu "aranan vasıflar" listesinde hiç yer almadığında. Farkına bile varılmadığında.
İlla ki "siyahi santrafor" diye yola çıkarsanız, "küfür edenin sülalesini" gibi bir slogana benzer ve kendi kendini tekzip eder. Renklere kafayı takmayalım yeter.
Bunlar geride kaldı. Beşiktaş kendine yakışanı yaptı.

Transfer komedisi

Akdeniz Oyunları'ndan öyle bir öykü okudum ki, gülmekten yere düşüyordum.
Belki biliyorsunuz, "ata sporumuz" güreşte, dibe vurmaya az kala panikleyen spor yöneticilerimiz, çareyi "devşirme"de aramaya başlamışlardı.
İlk yabancı transfer adayı, Mısırlı olimpiyat şampiyonu İbrahim Karam olacaktı. Lakin, Aydın Polatçı'nın madalya töreninde İstiklal Marşı çalarken yürüyüp giden Mısırlı'nın bu davranışı transferini suya düşürdü.
Yahu ne bekliyordunuz ki?
Üç - Beş kuruş vereceksiniz diye adamın "vatansever" olacağını mı umuyordunuz? İstiklal Marşı çalınırken buğulu gözlerle çakılıp, sonra Türk Bayrağı'nı kucaklayarak salonda tur atmasını ve Aydın'ı sırtında taşımasını mı ?
İbrahim Karam'la tek ortaklığımız Müslümanlığımız.
Şu güzelim Türkiye'de İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmayan, küfür eden, slogan atan o kadar insan varken, üç - beş kuruşa milli formasını değiştiren Mısırlı'dan ne umuyordunuz da hayal kırıklığına uğradınız?

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
Miloseviç geliyor
Rüştü'de birinci raund sonuçsuz
Kombineler sır oldu
Ucuz kurtuldular
Güneş'i yaktılar!
Aynı yolda yürüyor
Havuzda yeni tarife
'Hakan'a kapım açık'
Kırmızı-Beyaz
Yiğido ışık saçtı: 2-2
Federermania
Üçüncü etap yine Boonen'in
Büyük yarış
Çileli bekleyişler
Haber turu...
Yazılarınızı saklayın
Sporun faydaları
At yarışları
Hüseyin Beşok Unics Kazan'da
Cenk'e övgü





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Mehmet DEMİRKOL
Yazılarınızı saklayın
Sadece Fatih Terim'in göreve getirilişinin çı...
Ercan GÜVEN
Sporun faydaları
Akdeniz Oyunları'nda göz kamaştıran "Türk Ama...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet