|
 |
|
|
Hanedan ve demokrasi
TFF Başkanı Dr. Levent Bıçakcı'nın dört aylık ciddi bir çalışma döneminden sonra dün açıkladığı yeni havuz sistemi, Türk Futbolu'nda "Hanedan" ayrıcalıklarını sona erdirip katılımcı ve paylaşımcı bir anlayışla "Demokratik" bir süreç başlatıyor.
Televizyon yayın haklarının pazarlanmasından elde edilen geliri 131 milyon YTL'den 151 milyon YTL'ye yükselterek "havuzun suyunu arttıran" Bıçakcı ve arkadaşları, suyun (gelirin) paylaşımına şimdi daha adil kriterler öneriyor.
Önce her kulübün hakkını eşit olarak teslim eden katılım payı (yüzde 35)... Sonra başarıya ve puana dayalı performans payı (yüzde 44)... Ve klasman payı (ilk 6'ya yüzde 7 )...
Yeni paylaşım sistemine göre, geçen yıllarla kıyaslandığında her kulübün elde edeceği gelir, kesinlikle artacak. Ama daha önemlisi, sahaya çıkan her takım, her maçta kazandığı puanın karşılığında mutlaka belli bir para alacak. Hele ilk altıya girerse, altıncıdan şampiyona kadar (350 bin - 3,5 milyon YTL) kademeli olarak ayrıca bir gelir elde edecek.
Bu önerinin, Kulüpler Birliği Vakfı'nın toplantısında alınan ve federasyona dayatılmaya çalışılan kararla ilgisi yok. Çalışmaların daha önceden başladığını biliyorum. Kulüpler Birliği, TFF çalışmasından ayrı olarak eski sistemin değişmesi ve daha adil bir düzenin oluşturulması için bence yapılan çalışmalara güç kazandırmak üzere stratejik bir hamle yaptı. Konuyu kamuoyunun gündemine getirip, olası itirazları göğüsleyerek bir duruş gösterdi. Birlik Başkanı Cavcav'ın gerekirse lige katılmayacaklarını açıklamasının da TFF'nun yaptığı çalışmalara hız ve destek vermenin somut bir göstergesi olduğunu düşünüyorum.
Yeni sistem, Perşembe günü kulüplerin davet edildiği toplantıda TFF tarafından resmen önerilecek... Ancak şimdiden söylemeliyim ki, öneri Hanedan'ı oluşturan Dört Büyük Kulüp ya da "Ötekiler" dediğimiz 14 kulüpten gelecek itirazlara çok açık değil... Bazı detaylarda, küçük değişiklikler olabilir. Ama havuzun oturtulduğu çelik şasi değişmeyecek! Bıçakcı ve arkadaşları, bu konuda çok hazırlıklı ve kararlı !
Havuz sisteminin daha adil biçimde yenilenmesi, bize daha rekabetçi, daha dürüst ve daha temiz bir lig için umut veriyor... Sadece havuz suyu ile lig temizlenebilir mi ? Elbette yetmez, ama bu bile cesaret veren bir başlangıçtır.
Tarihsel zenginliklere sığınarak ayrıcalıklı konumu sürdürme inadı yerine, her yıl sportif anlamda kendini yenileyerek dürüst ve adil bir lig ortamında mücadele ederek büyümek ve kazanmak, herhalde daha iyidir.
Şimdi ortada suyu herkese yetecek temiz bir havuz var...
Aman kirletmeyelim.
'Şu Çılgın Türkler'
Turgut Özakman'ın Kurtuluş Savaşı ile ilgili binlerce belgeye dayanarak dipnotları ve açıklamalarıyla 700 sayfa tutan romanını ibretle, minnetle okudum. Atatürk ve silah arkadaşlarının tarihi yeniden yazarken ortaya koyduğu kararlılığı, yaratıcılığı hayranlıkla - yeniden - izledim... Zaman zaman gözyaşlarımı tutamadım. Kitabı bitirdiğimde ülkemi bir kat daha sevdim. Bu ülkede doğup yaşadığım ve bu ülkenin bir parçası olduğum için gurur duydum. Tüm çelişkilerine, çatışmalarına ve sıkıntılarına rağmen bu ülkenin yaşanmaya da gerekirse uğrunda ölünmeye de değer olduğunu bir kez daha anladım..
Bu kitabı okumalarını, özellikle genç arkadaşlarıma içtenlikle öneririm... Her evin kitaplığında mutlaka olması gereken bir temel eser.
O romanda önemli bir tarih var... 22 Temmuz 1922.
Büyük Taarruz'a hazırlanan Başkomutan Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, işgalci Yunan ordusunu Anadolu'dan söküp atmak için çok gizli planlar yaparlar.
O planlar genelkurmay başkanı, kolordu ve tümen komutanları ile konuşulacak, tartışılacak ve yıldırım süratiyle uygulanacaktır. Toplanmaları gerekir... Ortalık casus ve işbirlikçilerle doludur... Bu toplantının öğrenilmemesi, dikkat çekmemesi gerekir...
Çare, futbol olur...
O yıllarda İstanbul ve Anadolu'da yayılan futbol, askerlerin de çarık ve çıplak ayakla fırsat buldukça başvurduğu bir oyundur...
Akşehir'de kolordu ve tümen karmaları arasında büyük bir maç düzenlenir... İstihkamcılar iki günde toprak zemin ve ağsız iki kaleden oluşan futbol sahasını yetiştirirler.
Maç oynanır ve büyük ilgi görür... Bu arada - güya maçı izleyen - Başkomutan, kolordu ve tümen komutanları da toplantılarını yaparlar.
Maç 2 - 2 berabere biter... Savaşı Türkiye kazanır!
Bir milyon dolarlık iddaa!
Spor Toto Teşkilatı ile birlikte "İddaa"yı düzenleyen spor adamlarıyla konuştum...
"Bizim sistemimizde hiçbir ayrıcalık yok. Dört Büyükler neyse, İkinci Lig A grubu takımları da aynı. Hepsine eşit ölçüde isim hakkı veriyoruz. Geçen sezon kulüplerimiz 600 - 700 bin dolar isim hakkı aldılar" diyorlar, "Yeni sezonda her kulüp en az 1 milyon dolar isim hakkı alır!"
1 milyon dolar, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor için "diş kovuğunu bile doldurmayacak" kadar az görülebilir. Ama öteki kulüpler için gerçek bir hazine değerinde... Deplasman giderlerini karşıladıkları gibi, aylık bordrolarında da önemli rahatlamalar sağlıyor.
İddiaa'cı dostlarımın dikkati çektiği önemli bir konu var: "Futbolu ne kadar ilgi çekici temiz bir oyun olarak oynarlarsa, rekabet de o kadar gelişir. Rekabetin gelişmesi, daha çok iddaa ve daha çok para demektir! Pastayı büyütsünler, paylarını alsınlar."
Bu mesaj tüm kulüplere.
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|