|
Erkek millet olmaktan, evrensel millet olmaya...
50yıldan bu yana yaz sağanakları bastırdığında, "savunma" için yapılan muazzam harcamalara karşın; birçok kent ve ilçenin, özellikle de İstanbul'un, "yağmurlara teslim olması" önlenemez.
50 yıldan önce kentler, ilçeler ve İstanbul "yağmurlara teslim" olmuyor muydu?
Olmasına yüzlerce yıldan bu yana oluyordu ama; halkın çile çeken kesimleri, ne görüntüleri ne ayrıntılarıyla basında, ne de küçük parmak boyunda bir haber olarak bile "radyo haberleri"nde yer alıyordu.
İnsanlar da çok doğal karşılıyorlardı; yağmur yağınca damların akmasını, alt katları suların basmasını, toprak yolların belalı bir bataklığa dönüşmesini...
***
Yağmurla birlikte, ahşap evlerin üst katlarında tavanlar nerelerden akmaya başlamışsa, oralara çamaşır leğenleri koşturulurdu. Tahta tavanlardan sular sağa sola yayılarak, tıp tıp sesleriyle leğenleri yavaş yavaş doldururdu.
***
Ayrıca yazları her akşam, sivrisineklerle tatarcıklara karşı filitler sıkılır; karyolaların yatakları, tavandaki bir kancaya bağlı, tepesi tahta bir çemberle genişletilip gerilmiş, tül bir cibinliğin içine alınırdı.
***
Sıtma, verem, trahom kırar geçirirdi insanları; bazen de tifüs salgınları...
Ve ilkokullarda her pazartesi sabahı bayrak törenleri yapılır; sıra sıra dizilmiş çocuklar, hep bir ağızdan marşlar söylerlerdi:
Türk çocukları, Türk çocukları
Gözler ileri, başlar yukarı...
***
Son yağmurlarda Sakarya Devlet Hastanesi'ni yine sular basınca, acil servisteki hastalar, sedyelerle tahliye edilmiş; İstanbul'da da dereler taşınca bine yakın ev ve işyerini yine sular basmış, çok sayıda araç sele kapılarak sürüklenmiş, Pendik'te Plevne Caddesi'nin 20 metrelik bölümü çökmüş...
***
Yüzyıllardan bu yana hem "erkek millet" olmakla övünüp, hem de öle sürüne, olmadık çileleri çeke duralım; sonuncu yağmur sefaleti sırasında, ABD Uzay ve Havacılık Dairesi -ABD'nin Bağımsızlık Bayramı 4 Temmuz'da- "Derin Darbe" adlı uzay aracının bıraktığı dev mermi benzeri bir sondayla, Dünya'dan 133 milyon km uzaklıktaki "Tempel-1" kuyrukluyıldızını vurdu.
***
Siyasal sınırlarla belirlenmiş siyasal coğrafyanın ve "onlar-biz" ayrımlarının ötesine geçerek, yerel koşullanmalardan arınmış bir "dünya vatandaşı" gibi, bakmaya başlanırsa olup bitenlere...
Siyasal coğrafyanın balını peteğini emip götüren yönetim kadrolarının ötesindeki, bambaşka bir insanlık sektörüyle de, öylesine ışıklı köprüler kurulabilir ki...
Bir an önce şıkıdım bir hayat sürme sevdasındaki genç kuşaklara da, yepyeni umutlar ve ufuklar açılabilir...
***
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Toptaş'ın da el uzatmasıyla İstanbul'da toplanan; 120 ülkeden 6 bin kişinin katıldığı "22. Uluslararası Mimarlar Birliği Kongresi"ne şöyle bir göz attığımızda...
Mimarlık açısından, "biz-onlar" ayrımının ötesinde; "yerel"i de ihya edecek, evrensel bir yaratıcılığın ortak sentezi çıkmıyor mu ortaya?
***
Türkiye'de de -bir tanesi bendenizin torunu- mimar olmayı aklına koymuş nice genç var...
"22. Uluslararası Mimarlar Birliği Kongresi"ne 120 ülkeden katılan mimarların; nerelerde hangi yapıtları gerçekleştirdikleriyle, karşılığında ne kazandıklarının da bir dökümü yapılsa...
Bir anda mimar olmaya uğraşan gençlerin gözlerinde, bambaşka somut hayat tabloları canlanırdı.
Ve şu sorunun da yanıtı verilmiş olurdu:
- Mimarlar, nerelerde, ne yaparlarsa ne kazanırlar ve nerelerde neler yapamaz ve neler kazanamazlar?
Gelişmiş diyarlardaki para bolluğuna karşın, mimarlar için azalan alanlar; gelişmekte olan diyarlarda para yokluğuna karşın, mimarlar için mevcut alanlar...
Böylesi bir dilama, evrensel bir sentezle çözümlenebilir ancak...
***
Dünyanın en zengin 8 ülkesinin, başkan ve başbakanlarının toplandığı İskoçya'da, yeryüzünü ilgilendiren gündem, -platonik de olsa- Afrika'nın yoksulluğu...
Londra'da, 150 bin kişiye verdikleri açık hava konserleriyle G-8'ler zirvesinin de dikkatini aynı yoksulluk üstünde keskinleştirmek isteyen, dünyanın en ünlü caz ve pop müziği sanatçıları...
Tıpkı "biz-onlar" ayrımı ötesinde, İstanbul'daki Uluslararası Mimarlar Birliği Kongresi'nin geliştirdiği sentezler benzeri; dünya müzisyenlerinin geliştirdiği bir uyarı sentezi...
***
Savunmaya yapılan onca harcamalara karşın, yüzyıllardan bu yana neden hep yağmurlara teslim olup duruyoruz; hem de sonuncusunda, insanoğlunun Dünya'dan 133 milyon km uzaklıktaki bir kuyrukluyıldızı vurduğu gün?..
***
Acaba "erkek millet" olmak yerine, kadın varlığının da ağırlıklı olduğu bir millet olsaydık?..
Kadınlar, iyi bir yaşam özlemi dışında; evrensel konulardan kopuk, kendi kapalı küçük dünyalarında yaşamaya koşullanmış olmasalardı...
Örneğin Hüseyin Rahmi'nin 1912'de yazmış olduğu "Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç"ı okuyup sevmişliğin tadıyla, renklendirselerdi yuvalarının atmosferlerini...
Türkler ikide bir de yağmurlara teslim, İstanbul da yağmalanmış kaotik bir kent mi olurdu?
***
"Erkek millet" olmak yerine, evrensel bir millet olmanın tılsımı, nüfusun 40 milyona yakın bir bölümünü oluşturan kadınlar âleminde saklı galiba...
Uzay kapılarını açan erkek çocuklarını da onlar büyütür, mimarları da onlar yetiştirir, müzisyenleri de onlar mayalandırır çünkü...
c.altan@prizma.net.tr
|
|