Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 06 Temmuz 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Devrim!


Madonna, beyazlar içinde, umut ve adaletin simgesi beyazlar... Mega star, cinsellik yüklü sesi ve en seksi haliyle devrim çağrısı yapıyor sahneden:
"Tarihi değiştirmeye hazır mısınız? Devrime hazır mısınız?"
Devrim!
Bir başka deyişle, Afrika'da yoksulluğu tarihe gömmek... Böyle bir devrim o kadar kolay olsaydı hiç kuşkusuz çoktan Afrika'da başlamış olurdu.
Her 3 saniyede 1 çocuğun öldüğü... Yoksulluktan her gün 50 bin kişinin yaşama veda ettiği... Her gün 3 bin kişinin sivrisinek ısırıklarının yol açtığı hastalıklardan hayatını kaybettiği Afrika...
İçler acısı bir kıta.
Günümüzde devrim olsa, herhalde en kolay AIDS'in, kırımların, soykırımların, iç savaşların, kıtlıkların, askeri yönetimlerin, rüşvet ve yolsuzlukların yaşamı bin yıldır cehenneme çevirdiği Kara Afrika'da olurdu bu devrim...
Ama bunca yıldır olamıyor.
Devrim hâlâ kapıyı çalmış değil.
Live 8 elbette iyi niyetli bir girişim. Afrika'ya daha çok yardım için Amerika'nın, Avrupa'nın tepesinde boza pişirecek, baskı oluşturacak girişimler elbette takdire değer.
Ama işe yarayacak mı?
Yardımlar daha da artırılsa, tüm borçlar silinse, yoksulluğu tarihe gömecek yeni ve umut verici bir süreç uç verebilir mi Afrika'da?..
Bundan kuşku duyanlar var.
Geçmişi örnek gösteriyorlar. New York Üniversitesi'nden, konuyla yakından ilgili tanınmış bir iktisatçı şunları yazmış:
"Nihayet birçok insanın Afrika trajedisine dikkat çekmeye başlaması gayet güzel. Ama tarih ne yazık ki büyük planların öngördüğü çözümlerin hiç de kolay olmadığını gösteriyor. 1960 ile 2003 yılları arasında, Afrika'da yoksulluğu yenmek için tam 568 milyar dolar (bugünün kurlarıyla) harcadık. Ancak Afrika'nın sefaleti de, yoksulluk ve ekonomik çıkmazı da fazla değişmedi." (Prof. William Easterly, New York Times, 3 Temmuz 05)
Afrika'nın kaderi bundan sonra değişebilir mi?
Dünyanın en zengin sekiz ülkesinin, G-8'lerin liderleri bugün böyle bir gündemle İskoçya'da toplanıyorlar.
İngiltere Başbakanı Blair'in başını çektiği girişim eğer başarılı olabilirse, Afrika'ya yardım önümüzdeki on yılda iki katına çıkacak, her yıl 25 milyar dolarlık bir artış sağlanacak. 14 Afrika ülkesinin de borçları silinecek.
Zirveden böyle bir sonucun çıkması, olumlu bir gelişmeye işaret edecek. Ama kimileri yine de kuşku duymaya devam edecek. Yardım paralarının geçmişte olduğu gibi dipsiz bir kuyuda yitip gitmesinden kaygı duyacaklar.
Bunlardan biri, Kenyalı bir kahve üreticisi. Köyünde kahve çiftçiliği yapıyor. Washington Post muhabirine şöyle yakınmış:
"Önemli olan, yardımdan çok, ticaretin koşullarını değiştirmektir. Bunlar değişmezse, yardımlar bir yandan Afrikalı devlet yetkililerini zenginleştirir, öbür yandan çokuluslu kahve şirketlerini. Borçları silip yardımları devlete verirseniz, sokaktaki insan bundan yararlanamaz."
Senegalli bir sinemacının değerlendirmesi de farklı değil. Live 8'i de, G-8 girişimini de fazla önemsemiyor. Yardım yerine o da ticaret diyor:
"Biz Afrika'da çok iyi pamuk yetiştiriyoruz. Ama Batı bizim pamuğumuzu almıyor. Kendi üreticilerini destekleyip, bizim pazarlarda fiyat kırıp damping yapıyorlar. Ayrıca yoksulluktan kurtulmamızın yolu, çok daha fazla çalışmaktan geçiyor, daha fazla yardımdan değil." (Wall Street Journal, 4.7.05, s.1)
Bu seslere kulak vermek şart.
Daha çok yardım hiç kuşkusuz önemli. Borçların silinmesi de öyle. Ama bunların, beklenen sonucu nasıl, hangi mekanizmalarla yaratacağını geçmiş deneyimlerin ışığında inceden inceye düşünmek lazım.
İngiliz The Economist dergisinin başyazısı bu açıdan ilginçti:
"Yoksulluğun yenilgiye uğratılması konusunda yakın tarihin örneklerine dikkat gerekir. Bunların hiçbirinde yoksulluk, yabancıların cömertliği sayesinde yenilmedi. Çin ilk kez 1978'de kendi kendine pazar ekonomisine yönelmeye başladı. Hindistan'ın özel girişimciliğe açılmasının başlangıcı 1982'dir. Vietnam 1986'da düğmeye bastı piyasa reformları için. Bu ülkeler, kendi inisiyatifleriyle başlattıkları reform politikalarıyla, kendileri para yaparak, kazanarak zenginleştiler, dışarıdan para alarak, yardım alarak değil..." (Helping Afrika help itself, The Economist, 2.7.05, s.11)
Herkesin son tahlilde kendi göbeğini kendisinin kesmesi gerekiyor.
Gerçek devrim bu olmalı.
Kahve üreten Kenyalı çiftçi haklı...

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Özelleştirme, sendika, grev
ÖZELLEŞTİRME konusundaki gecikmelerimizin nel...
Çetin ALTAN
Erkek millet olmaktan, evrensel millet olmaya...
50yıldan bu yana yaz sağanakları bastırdığınd...
Melih AŞIK
Başbakan sözcüsü
Yeni Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, kısa süre...
Fikret BİLA
Çiçek: Güvence kendileridir
Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılan değiş...
Hasan CEMAL
Devrim!
Madonna, beyazlar içinde, umut ve adaletin si...
Güneri CIVAOĞLU
Ata nerede?
Bir grup ünlü mimara, İstanbul Kültür Sanat V...
Abbas GÜÇLÜ
Mimarlık Kongresi ve hüzünlü bir hikâye
Dünyaca ünlü binlerce mimara ev sahipliği yap...
Hurşit GÜNEŞ
Nasıl bir özelleştirme yapılmalı?
Türk Telekom'un satışı konusunda hükümetten f...
Nail GÜRELİ
Zonguldak'ta "can emaneti"
Kömür, öteki adıyla karaelmas Zonguldak'ın he...
Sami KOHEN
Avrasya 'dansı'na davet...
AVRASYA terimi, kapsadığı coğrafya açısından ...
Hasan PULUR
Koç gibi bakanımız olsun...
İŞPORTACILAR Mahmutpaşa'da, ya da kalabalık m...
Meral TAMER
Gökkafes ve dünyanın en kötü 10 binası
Bunu bekliyordum.
Ece TEMELKURAN
Suç kimin?
Hali vakti epey yerinde genç bir kadın. Hali ...
Güngör URAS
Devlet 'ciddi' olmaya mecbur
Telekom'u satan devlet. İhale şartnamesini ha...
M. Ali BİRAND
AB ile futbol değil rugby oynayacaksınız
Macaristan yaklaşık beş yıl süren müzakere sü...

© 2005 Milliyet