Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 06 Temmuz 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Kariyerim    Business    Arabam    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ata nerede?


Bir grup ünlü mimara, İstanbul Kültür Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Şakir Eczacıbaşı İstanbul'u gezdirmektedir.
Boğaz'da, Haliç'te birbirinden güzel saraylar, okullar, kasırlar, camiler... Harikulade mimari yapıtlar...
Gece Boğaz'da rakı masası etrafında günün izlenimleri konuşulur.
Hepsi de hayranlıklarını dile getirirler.
Özellikle de Sinan'a...
Mimarlardan biri, Şakir Eczacıbaşı'na "Şakir, elbette Sinan tarihin en büyük mimarlarından biri, yapıtları karşısında nefesim tutuldu" der ve şöyle devam eder:
"Ama... Müşterisi kim, bir de ona bak. Benim de müşterim Muhteşem (Kanuni) Süleyman olsun isterdim."
Sonra... Konu, mimarların müşterileri eksenli bir tartışmaya kayar.
"Şakir, iyi hoş da, bu yapıtların hepsi Osmanlı dönemine ait. Peki Cumhuriyet nerede?" diye sorarlar.
Gerçekten... İstanbul'da, Cumhuriyet dönemine ait -en azından o konuşmaların geçtiği yıllar- Türkiye'nin gurur duyacağı uluslararası bir mimari yapıt yükselmedi.
Cumhuriyet'in mimari açıdan, sultanlar kadar iyi müşteriler olduğu -ne yazık ki- söylenemez.
.........................
Bu bağlamda İstanbul Belediyesi'nin 22. Dünya Mimarlar Kongresi için düzenleyip dağıttığı İstanbul Kent Rehberi'nde yer alan "İstanbul'un tarihi statüsünün ve prestijinin bozulduğu" iddiası hiç değilse mimari açıdan gerçekdışı sayılmaz.
Yüce Atatürk ve sonrasında başkent olarak Ankara'nın benimsenmesi ve vurgulanması için, İstanbul'a yeterince özen gösterilmemiş olabilir.
.........................
Ama... Ayasofya'nın "müzeler" bölümünde değil, "camiler ve külliyeler" sayfalarında yer alması hayli yanlış.
Türkiye'de çok uzun yıllar bu konu siyaset malzemesi yapıldı.
"İslami siyaset"le oy toplamak çabasında olan siyasi partiler ve bu yoldan tiraj yapmak isteyen sağ gazeteler, zaman zaman ve özellikle seçimlerin yaklaştığı dönemlerde "Ayasofya'yı ibadete açmak" kampanyalarını ateşlediler.
Bu alevli konuyu gündeme taşımanın, siyasette prim ve gazetelerde de satış getirisi yüksekti.
Ancak uluslararası duyarlılık nedeniyle hükümetler daha ileri gitmediler.
Ayasofya, müze olarak kaldı.
Şimdilerde... Üst kat da onarıldı. 3 dinden etnik müzik yapılan unutulmaz konserlere ve sergilere açık.
AB yolundaki Türkiye, böyle satır aralarından sığ İslami siyaset mesajlarıyla patinaj yapmamalı.
Eğer bu kitapçıkta iddia edildiği gibi İstanbul'a uluslararası ağırlık yeniden kazandırılmak isteniyorsa, bunun yol haritasında Ayasofya'yı camiye dönüştürmek yoktur.
........................
Avrupa, "hasta adam" Osmanlı'nın, hilafete, padişahlığa, şeriata dayalı devletini kendi birliği içinde görmeyi aklından geçirmezdi.
AB yolculuğunda Atatürk'ün modern ve laik Türkiye'si "marka"dır.
Belediyenin İstanbul Kent Rehberi'nde Atatürk adının sadece "müzeler" bölümünde, o da, "Atatürk Müzesi" hakkında bilgi verirken birkaç satır içinde geçiştirilmesi hem ayıp ve saygısızlıktır, hem de stratejik yanlıştır.
Atatürk, o çağdaşlık simgesi güzel ve vakur görüntüsüyle kent rehberinin başında yer almalıydı.
Atatürk fotoğrafı, bu ülkeyi en iyi temsil edecek bir ikona gibi de düşünülmelidir.
Başka kim, Türkiye'nin simgesi olabilir?
İşgal yıllarında düşmana karşı Karakol Birliği'nin, Mim Grubu'nun, Müdafaa-i Milliye örgütünün kuruluşuna, İstanbul halkının işgal altında olmayan bölgelere göç edişine bile bu kitapçıkta işaret ediliyor da, İstanbul'dan, Bandırma Vapuru'na binerek Samsun'a çıkan ve Milli Mücadele'yi başlatan, işgal kuvvetlerini def eden, genç Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Atatürk'ün, bu onurlu misyonundan hiç bahsedilmiyor. Ne demeli... Tekkelerin ve takkelilerin kuyruk acısı mı?
...........................
Not: TAYAD'lılardan bazıları, dünkü yazım nedeniyle üzülmüşler. Elbette kim olursa olsun, savunmasız bir kişinin beyninden vurulmasını onaylayamam. Mahkûm ve tutuklu ailelerinin duygularını da anlıyorum. Ancak belirttiğim şey, hiç kimsenin, bir başkasının ya da başkalarının kutsal yaşama hakkına kasteden cinayetleri savunmaması gerektiğidir.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Özelleştirme, sendika, grev
ÖZELLEŞTİRME konusundaki gecikmelerimizin nel...
Çetin ALTAN
Erkek millet olmaktan, evrensel millet olmaya...
50yıldan bu yana yaz sağanakları bastırdığınd...
Melih AŞIK
Başbakan sözcüsü
Yeni Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, kısa süre...
Fikret BİLA
Çiçek: Güvence kendileridir
Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda yapılan değiş...
Hasan CEMAL
Devrim!
Madonna, beyazlar içinde, umut ve adaletin si...
Güneri CIVAOĞLU
Ata nerede?
Bir grup ünlü mimara, İstanbul Kültür Sanat V...
Abbas GÜÇLÜ
Mimarlık Kongresi ve hüzünlü bir hikâye
Dünyaca ünlü binlerce mimara ev sahipliği yap...
Hurşit GÜNEŞ
Nasıl bir özelleştirme yapılmalı?
Türk Telekom'un satışı konusunda hükümetten f...
Nail GÜRELİ
Zonguldak'ta "can emaneti"
Kömür, öteki adıyla karaelmas Zonguldak'ın he...
Sami KOHEN
Avrasya 'dansı'na davet...
AVRASYA terimi, kapsadığı coğrafya açısından ...
Hasan PULUR
Koç gibi bakanımız olsun...
İŞPORTACILAR Mahmutpaşa'da, ya da kalabalık m...
Meral TAMER
Gökkafes ve dünyanın en kötü 10 binası
Bunu bekliyordum.
Ece TEMELKURAN
Suç kimin?
Hali vakti epey yerinde genç bir kadın. Hali ...
Güngör URAS
Devlet 'ciddi' olmaya mecbur
Telekom'u satan devlet. İhale şartnamesini ha...
M. Ali BİRAND
AB ile futbol değil rugby oynayacaksınız
Macaristan yaklaşık beş yıl süren müzakere sü...

© 2005 Milliyet