Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 08 Temmuz 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Suhulet, siyaset!


Düşünüyorum 1950'lileri, 1960'ları, 1970'leri, 1980'leri... Sonra geliyorum bugüne ve yargının, üniversitenin, Baykal'ın CHP'sinin, kimi çevre ve kalemlerin şimdiki üslubuna bakıyorum.
Yoksa değişmedik mi?..
Türkiye'de siyaseti germek istiyorsunuz. Oysa bu ülkenin suhulete ihtiyacı var, gerginliğe değil.
Son yarım yüzyılı düşünün.
1950'lerde de gerilmişti siyaset. Üniversite ayaklanmıştı. Yargı ayaklanmıştı. İnönü'nün CHP'si ayaklanmıştı. Üniversite gençliği ayaklandırılmıştı. Kızılay'da Menderes'in yakasına yapışanlar arasında Baykal da vardı 1960'ın mayıs ayında, 555K'da...
Hangi gerekçelerle?
Memleket elden gidiyordu; demokrasi bitiyordu; irtica geliyordu.
Sonra ne oldu, malum.
Menderes'i, Zorlu'yu, Polatkan'ı darağacına gönderdik. 27 Mayıs'la birlikte atılan kutuplaşma, cepheleşme tohumları, Türkiye'de siyaseti zehirlemeye devam etti ve en çok ihtiyaç duyduğumuz istikrarın içine etti.
Ders almadık 27 Mayıs'tan.
1960'larda bu kez Demirel'e karşı kışkırtılmıştı yargı, üniversite ve gençlik. Halk Partisi yine pek farklı oynamıyordu siyaset oyununu. Ortalık inliyordu, memleket elden gidiyor diye... Demirel'in Nurcuları devleti ele geçiriyor diye... Cici demokrasi diye...
Sonra ne oldu, malum.
1971'de askeri darbe...
İdamlar, işkenceler, yasaklar!
Ders almadık 12 Mart'tan da.
12 Eylül'ü de yaşadık. İdamlarıyla, siyaset yasaklarıyla... 1980'lerde de siyaset üslubumuz değişmedi. Özal da memleketi satıyordu; irticaya kapıyı açıyordu; demokrasiye rahmet okuyordu.
Geldik bugünlere...
Üslup bir ara değişir gibi olmuştu. Umutlanmıştık. Ama şimdilerde yine kötü sinyaller veriyoruz.
Yargı hareketlenmek ister gibi.
Üniversite farklı değil.
YÖK kıpır kıpır.
Baykal'ın CHP'si ön saflarda.
Yine deniyor ki:
İrtica devlet içinde tırmanıyor; muhalefet parlamentoda susturularak demokrasinin kolu kanadı kırılıyor; memleket elden gidiyor.
Öyle mi?..
Memleket 1950'lilerde de, 1960'larda da, 1970'lerde de, 1980'lerde de elden gitmiyordu. Ne irtica, ne komünizm devleti ele geçirebilecek güçteydi, ne de demokrasi bu ülkede bir ihtilali haklı kılacak kadar rafa kaldırılmıştı.
Menderes'lere, Deniz Gezmiş'lere, Demirel'lere, Özal'lara haksızlık yapılmıştı. Uzlaşmalarla, seçimlerle, demokrasinin kendi usulleri içinde çözülebilecek sorunlar her seferinde rejime mal olmuştu. Her darbe bir sonrakini hazırlamış, her darbe demokrasinin kolunu kanadını kırmış, her darbe yüzünden istikrarsızlık bu ülkenin yıllar yılı anasını ağlatmıştı.
Bu mu isteniyor yine?
Hiç kimsenin bunu istediğine ihtimal vermiyorum. Eğer öyleyse, herkesin üslubuna dikkat etmesinde yarar var.
Çünkü iktidarda düşman yok.
Seçimle gelen bir parti var.
Başbakan Erdoğan'ın bu memleketi satmak istediğine inanmıyorum. Türkiye'de demokrasinin kolunu kanadını kırmak istediğini düşünmüyorum. Laikliği yok ederek, bu ülkeye İslami düzen getirmek istediğini de sanmıyorum.
Erdoğan'ın gizli gündemi yok.
Farklı düşünebilirsiniz.
Ama bence öyle.
Yaptıkları orta yerde. Türkiye, kötüye değil, iyiye gidiyor.
Ama eleştirilecek yanları yok mu?
Elbette var.
Olmaması düşünülemez zaten. Adaletle de, eğitimle de, üniversiteyle de, laiklikle de eleştirilecek yanları ve adımları hiç kuşkusuz var.
Buyurun, eleştirin.
Ama dünyanın sonu gelmiş gibi tavır almayın lütfen.
Ayrıca şunu unutmayın:
Bu ülkede yargının da düzeltilmeye fazlasıyla ihtiyacı vardır. Hem adalet anlayışı, hem demokrasi kültürü bakımından yargının çarpıklıkları malum. Türkiye'nin ileriye gidebilmesi için bir hukuk devrimi gerekiyor.
Bunu da hiç unutmayın.
Üniversite çok mu iyi? Bir askeri yönetimin ürünü olan YÖK düzeni bilime, bilimsel özgürlüğe, demokrasi kültürüne ne kadar hizmette bulundu, bulunabiliyor?
Her kurumun eksiği gediği çok...
Bu nedenle herkesin üslubunu iyi tutturması lazım. Çünkü siyasetin suhulete ihtiyacı var, gerginliğe değil. Bağırıp çağırmak yerine, en son söylenecek lafı en başta söylemek yerine, doğru olan uygar insanlar gibi oturup konuşmaktır, diyalog platformları oluşturmaktır.
Tarihten ders ancak böyle çıkarılır.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Anadolu notları
SERHAT şehri Erzurum'dayım... Doğan Grubu'nun...
Çetin ALTAN
Doğrusu, salak bir yanı da var şu insanlığın...
"Yer" küresi üstündeki kıtalarla adalar; her ...
Melih AŞIK
Londra'da dehşet
İkiz Kuleler'in bombalanmasından bu yana 3.5...
Hasan CEMAL
Suhulet, siyaset!
Düşünüyorum 1950'lileri, 1960'ları, 1970'leri...
Güneri CIVAOĞLU
Akrebin intiharı
Başbakan Erdoğan veya Dışişleri Bakanı Gül, b...
Abbas GÜÇLÜ
Türbana vakıf çözümü!
Başbakan Erdoğan, nedense, çok önemli konular...
Hurşit GÜNEŞ
Borç yiğidin kamçısıdır
Sanıyorum 1997 yılıydı. Yakın bir dostum, bir...
Sami KOHEN
Bitmeyen savaş
LONDRA'daki dünkü terörist eylem ABD'deki 11 ...
Faik ÖZTRAK
Artan cari açık ve olay riski
Bu yılın mayıs ayında cari işlemler dengesi 2...
Hasan PULUR
Meğer sırada neler varmış?!!
DOĞRUSU, bunu beklemiyorduk, daha doğrusu bil...
Meral TAMER
İş dünyası, tulumbaya su bekliyor
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun MÜSİAD ...
Ece TEMELKURAN
Yapay şelale hadisesi
Az gelişmiş bir ülke olarak bizim memleketin ...
Güngör URAS
Döviz açığı ve IMF haberleri 'iyi haber' değil
Yılın ilk 5 ayındaki döviz açığımızın 11.1 mi...
M. Ali BİRAND
Nasıl müzakere ettiler? -4-
Yunanistan'ın Başmüzakerecisi Byron Theodorop...

© 2005 Milliyet