Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 08 Temmuz 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hazır mimarlar buradayken:
Yapay şelale hadisesi


Az gelişmiş bir ülke olarak bizim memleketin estetiği bir ihtiyaç olarak görmemesi bir dereceye kadar anlaşılır. Adam aç sonuçta, neyin estetiği?! Ama "aşmış" bir derece var ki oradan sonrasını anlamak mümkün değil. Kilim desenli apartmanlar, Ankara'nın göbeğinde çaydanlık heykelleri, Malatya'da kayısı heykeli, tenekeden minareler, neonlu ışıklarla yapılmış palmiye ağaçları...
Bunlar nereden baksan açlıkla, gelir dengesizliğiyle, şunla bunla açıklanamaz. Yoksulluğun bile bir estetiği vardır. Bu, o bile değil, başka bir şey.
Beyaz alçıyla boyanan Vita yağı tenekelerine sardunyalar dikip, gecekondularında müthiş güzel, alçakgönüllü ikindi bahçeleri yaratan incelikli kadınların oluşturduğu "yoksulluğun estetiğinin" bile çok gerisinde bu saçma sapan beceriksizler.
Çünkü, korkarım bu işin içinde maalesef yoksulluk değil, para var. Şehirleri, ne köylü ne kentli, en kötü anlamıyla taşralı bir estetik ablukasına alanların elinde, korkarım mebzul miktarda para mevcut.

Azla yetinen şehir
Şimdi efendim, Ankara'yı sevmeyen çoktur. Ben seven azınlık arasındayım. Azla yetinen bir şehirdir Ankara. Modernizmin, "Biz bir ülke kuracağız arkadaş" iddiasının açık hava müzesi gibidir. İyi-kötü bu memleketin ideolojik maceralarının izlerini taşır. Sokak adlarını alt alta yazsan şiir olur, öyle tatlıdır. Kendi içinde de bir komedisi vardır Ankara'nın, herkes sürekli kravat taktığını sansa da.
Misal, saraylar şehridir aslında. Dondurma sarayı, ayakkabı sarayı, falan sarayı, filan sarayı. Muhtemelen İstanbul'un saray bolluğuna bir selam çakmak ister o komik dükkânlar.
Neyse, mesele bu değil. Mesele şu, memleketimizi alçak basıncı etkisi altına alan "taşralaştırma" operasyonunun da başkenti oldu Ankara nicedir.
Melih Gökçek, neredeyse kişisel bir hınç ve hırsla Ankara'yı kâh demlik heykelleriyle, kâh durmadan yaptığı kavşaklı yollları ve üst geçitleriyle başka bir şehre dönüştürmeye çalışıyor. Fakat bu engellenemez çalışmaları arasında benim en ilgimi çeken şey yapay şelale hadisesi! Arkadaş, yapay şelale diye bir şey olur mu? Olursa da niye olsun yani? Olmasın. Maltepe'nin orta yerine kahverengi alçıpandan şelale görünümlü bir kazulet dikilmesin! Fakat Gökçek yemedi içmedi onu oraya dikti. Birkaç yıl önce Ankara'da o şelaleyi gördüğümde saldırganların bayrağının şehrin böğrüne çoktan dikildiğini düşünmüştüm. Fakat sonra...

AKP'nin şelaleleri
Fakat sonra azizim, memleketi gezdikçe AKP'nin belediye başkanlığını kazandığı bütün şehirlerin aynı dertten mustarip olduğunu, yapay şelale hadisesinin memleketimizi ele geçirdiğini anlamaya başladım. Bu yapay şelale sorunsalı sadece Ankaralıların maruz kaldığı bir bela değil yani, bütün AKP'li belediyeler Edirne'den Ardahan'a kadar, ant içmişler gibi yapay şelale olayına girmişler.
Bu arada muhabir olsam bu yapay şelale meselesini araştırırdım. Bu şelaleleri hangi şirket yapıyor? Belediyeler bunları kime yaptırıyor? Bakın yazıyorum buraya: Bu işin içinde bir iş olabilir. Buradan, manşetlik haber çıkabilir. O kadar söylüyorum! Çıkmayadabilir ama çıkadabilir. Neyse...
"Bir dert yapay şelale mi kaldı?" diyebilirsiniz. Ama şehirlerin, giderek memleketin vandal bir estetikle kuşatılmasının sonuçları çok kanlı olabilir. İnsan baktığı şeye benzer zamanla. Çocuklarımız bu şehirlerde büyüyerek yavanlaşır, biz yavanlaşırız. Umutsuz betonlar ve alçıpan şelalerle kuşatıldıkça nefessiz kalır, giderek kafasızlaşırız. Kafasızlaştıkça daha çok ele geçirilip en sonunda hiç kalmayız. Yani azizim, yapay şelaler insanın canına okuyabilir!

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Anadolu notları
SERHAT şehri Erzurum'dayım... Doğan Grubu'nun...
Çetin ALTAN
Doğrusu, salak bir yanı da var şu insanlığın...
"Yer" küresi üstündeki kıtalarla adalar; her ...
Melih AŞIK
Londra'da dehşet
İkiz Kuleler'in bombalanmasından bu yana 3.5...
Hasan CEMAL
Suhulet, siyaset!
Düşünüyorum 1950'lileri, 1960'ları, 1970'leri...
Güneri CIVAOĞLU
Akrebin intiharı
Başbakan Erdoğan veya Dışişleri Bakanı Gül, b...
Abbas GÜÇLÜ
Türbana vakıf çözümü!
Başbakan Erdoğan, nedense, çok önemli konular...
Hurşit GÜNEŞ
Borç yiğidin kamçısıdır
Sanıyorum 1997 yılıydı. Yakın bir dostum, bir...
Sami KOHEN
Bitmeyen savaş
LONDRA'daki dünkü terörist eylem ABD'deki 11 ...
Faik ÖZTRAK
Artan cari açık ve olay riski
Bu yılın mayıs ayında cari işlemler dengesi 2...
Hasan PULUR
Meğer sırada neler varmış?!!
DOĞRUSU, bunu beklemiyorduk, daha doğrusu bil...
Meral TAMER
İş dünyası, tulumbaya su bekliyor
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun MÜSİAD ...
Ece TEMELKURAN
Yapay şelale hadisesi
Az gelişmiş bir ülke olarak bizim memleketin ...
Güngör URAS
Döviz açığı ve IMF haberleri 'iyi haber' değil
Yılın ilk 5 ayındaki döviz açığımızın 11.1 mi...
M. Ali BİRAND
Nasıl müzakere ettiler? -4-
Yunanistan'ın Başmüzakerecisi Byron Theodorop...

© 2005 Milliyet