Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 12 Temmuz 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ne bu şimdi? Duştayken nefesimizi mi tutalım?

Emine Erdoğan, Mehmet Öz'ün kitabını okuyormuş. Onun sağlık merakı Tayyip Erdoğan'ı banyoda şarkı söylemekten alıkoyar mı?

tubaakyol@milliyet.com.tr


Bir dönem her akşam kekik kaynatılan, ertesi hafta mütemadiyen ısırgan otu içilen bir evde büyüdüm ben. Annem bir yerde okur, sabahları aç karnına maydanoz suyu içmek bilmem neye iyi geliyordur mesela, hadiii, sabah sabah dayar maydanoz suyunu. İğrenç.
Domates şuna iyi geliyormuş, biber buna iyi geliyormuş, havuçta bilmem ne vitamini varmış, bu vitamini bilmem hangi vitaminle beraber almak gerekiyormuş... Kabus!
Evde akşam yemeklerinin doğal tedavi yöntemleri seminerine dönüşmesi sıradan vakalardandı.
8 yaşındaydım galiba, annem o sıralar taze sıkılmış portakal suyunun faydalarını okumuş olmalı, portakal suyu zehirlenmesinden komaya giren tek aile olarak az kalsın tıp literatürüne girecektik.
"Her akşam bir kadeh şarap sağlığa çok yararlı" diye alkolik bile olabilirdik.
Bu yüzden geçenlerde Türkiye'de esen Mehmet Öz'ler falan, bana fındık fıstık çekirdek yani. Her gün bir aspirin alma meselesi, ille de B vitamini yutma hadisesi, soğanın faydaları, sarmısağın mucizeleri... Benim küçük yaşta ezber ettiğim dersler bunlar.

Duş yapmayalım mı?
Annemden de bana geçmiş belli ki, bir türlü kurtulamıyorum. Katiyen uygulamasam bile, hatta inatla uygulamadığım halde, nerede böyle bir haber görsem, yumuluyorum.
Üstelik ben bu olayın gıda aşamasını çoktan geçtim. Her türlü araştırmaya takılıyorum.
Aynı işyerinde çalışan ve çocuğu olmayan çiftlerin ayrılma ihtimali daha yüksekmiş mesela. Bunu yazmışım bir kenara, unutmuyorum.
Ne bileyim işte, tanıdığınız hatta belki de güvendiğiniz birinin tecavüzüne uğrama ihtimali, sokakta bir yabancının tecavüzüne uğrama ihtimalinden kat kat daha fazlaymış.
Mesela şu sıralar da her sabah duşta "Nefesimi tutsam mı acaba?" diye düşünüyorum. Niye? Düzenli ve sık duş almak beyni olumsuz etkileyebiliyormuş. Suda bulunan manganezin solunması sinir sisteminde hasara neden olabiliyormuş.
Ne bu şimdi?
10 yıl her gün 10 dakika duş alarak, bir deney faresinin beynini hasara uğratmak için yeterli manganez miktarının üç katını solumuş oluyormuşuz.
Ve bu manganez de işte, yani her sabah 10 dakika duş; öğrenme güçlüğü, titreme, davranış bozukluklarına yol açabilirmiş.
* * *

Tüm bu araştırmalar elbette bir sürü işe yarıyordur ama en çok da korkularımızı kaşımaya yarıyor. Ölüm korkumuzu... Sağlığımızı yitirme korkumuzu... Erken yaşlanma, tecavüze uğrama, sevgilimizle ayrılma korkumuzu... Bir terör saldırısında ölme korkumuzu...
Çok fazla korkuyoruz.
Bir teoriye göre insanın en temel duygusu korku. Bu teori diyor ki "Şu dünyada hiçbir hissin, buna sevgi de dahil, yokluğu problem olmaz. Hayat bir şekilde devam eder. Ama dünyadan 'korku'yu sil, kaos çıkar. Bu yüzden korkmalısın."
Manganezden korkuyorum. Pislikten de korkuyorum. Galiba pislikten daha çok korkuyorum. Yaşasın duş!


manik depresif köşe
"Bugünün işini dünden yapma!" prensibine sıkı sıkı bağlıyım. Ama bazen bütün işler aynı günde toplaştığında hangi birini yapacağımı şaşırıyorum. Bu kez hepsi yarım yarım oluyor. Mesela şu anda yazı yazacağıma bavulumu toplamalıydım. Zaten uçağa da geç kaldım. Anladınız herhalde, yoldayım, manik bir telaş içerisinde...


Sakız çiğnemek ciddi iş

Sakız küçüktür ama mide bulandırır. Özellikle de ayakkabınızın altına ya da yere bıraktığınız çantanın tabanına yapışmışsa.
Dahası o küçücük sakız, ekonomik bir karadelik!
Britanya'da yılda yaklaşık 150 milyon pound (350 milyon YTL'den fazla) harcanıyormuş yere atılan bu sakızları temizlemek için. Rakama bakar mısınız? Bu yüzden belediyeler "sakız bütçesi" istiyorlarmış hükümetten mütemadiyen.
"Kaybolmayan sakız" mı istiyorduk biz?
Kaybolan sakız istiyor İngiliz yetkililer. Ya da en azından "yapışmayan sakız"...
Bu yüzden bir Sakız Hareket Grubu kurmuşlar. Yere sakız atılmaması için afişler, pankartlar vesaire hazırlıyor bu grup. Sokaklara sakız torbası konuyor, sakızlarınızı onun içine atın diye. Belediyeler tarafından özel olarak eğitilmiş görevliler de yere sakız atarken yakaladıklarına 50 pound (pek yakında 75 pound'a çıkması bekleniyor) ceza yazabiliyorlar.
Artık, en azından İngiltere'de gerçekten de "sakız çiğnemek zor iş!"
Tadı kaçmayan, küçülmeyen, kaybolmayan sakız istiyoruz biz. Belediyeler de yapışmayan sakız istiyor. Bilim adamı olsanız hangisini yaparsınız?
Yapışmayan sakız yapıldı.
Bristol Üniversitesi'nde kimya profesörü olan Terry Cosgrove normal sakızda yer alan madde yerine kullanılacak bir polimer yaratmış.
"Tadı aynı, görüntüsü aynı ama artık hiçbir yere yapışamayacak" diyor.
İnsanlık için küçük, çevre için büyük bir adım!


Geri sayıyoruz: 3, 2, 1, 1, 0!

Bir Rus astrolog NASA'ya dava açtı. Gidip kuyrukluyıldıza toslayan Deep Impact'in astrolojik takvimi değiştirdiğini söylüyor. Bu da onun astrolojik çalışmalarını ve falcılık bilgilerini etkilemiş. "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" demiş astrolog Marina Bai.
Uzun zamandır hiçbir şey eskisi gibi değildi zaten.
Mesela 1972 ve 1983 yıllarına fazladan bir saniye eklendiğinde de astrolojideki her şey değişmiş olmalı. Ve bu yıl yine 1 saniye eklenecek.
2005'in son saniyesini iki kere yaşayacakmışız. Yani 2006'ya girerken son beş saniyeyi şöyle sayacağız: 5, 4, 3, 2, 1, 1, 0!
Hoş geldin 2006.
Saniye şaşmaması ile iddialı saat firmaları, kim karar veriyorsa bu fazladan bir saniyeye, işte ona dava açmalı.





PAZAR
"Leyla Zana'yı yazmak istedim, cevap vermedi... Daha iyi oldu"
Playboy modacıdan Playboy'a yeni imaj
İzmirliler bu yaz plaj yerine stada davetli
"Türk hamamındaki sosyal ruhu yakalamaya çalışıyorum"
Taşmektep'te ders zilinin çalmasına az kaldı
80'inci yaşını kutlayan gazete
Hayat çizgin uzun olsun
Yeni Rakı'nın yeni şişesi
Asya manzarasına Asya yemekleri eşlik ediyor
Saros Körfezi'nin incisi: Erikli
"Tercih etmemiz gerektiğinde futbolu değil golfü seçtik"
"Göğsünde ağır bir kelebek"
Deniz kenarında balık keyfi
1960'larda Ankara ve Salim Şengil
Kadınların iktidar kuşatması
Vücut gıdaya tepki verirse
Ne bu şimdi? Duştayken nefesimizi mi tutalım?
Yaz başlangıcında dört kitap
Geleceğin şarapları





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Mine G. Kırıkkanat
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet