|
 |
|
|
Dipsiz
Ne yapacağına ya da nasıl yapacağına baştan karar verememek ve güçlü duramamak. Günün koşullarına göre ilkelerini çiğneyebilecek geniş mideliliğe sahip olmak. Saman altından su yürütmek. İnsanı bıktırma ve yelkenleri indirme noktasına getirip sorumluluktan kaçmak...
Milli Takım ve onu yöneten yapı tipik bir Türk futbol kulübü gibi. Başından beri içlerine sinmeyen teknik direktörü, kimi zaman onun da katkısıyla türlü çirkinliklerin içine batırıp bıktırdılar. İpin kopmasından başka seçeneğin olmadığı noktaya geldik. Özellikle üç büyüklerin teknik adam gönderme sürecinin kopyası gibi.
Şimdi durum biraz daha karmaşık. İlk dönemlerde saldırılan, başarı geldikçe ise "ilah", "kusursuz varlık", "herşeyi bilen", "alternatifsiz", "eleştirilemeyen", "yüzüne gerçeklerin söylenemediği" kişi olan, yani spor medyasındaki birçok insanın put'u Fatih Terim geri döndü. Dokunulmaz olmasının kendisine büyük tölerans getirdiği ortada. Ama bunun böyle devam etmeyeceğini, Galatasaray ile yaşadığı 2. tecrübeden kendisi de biliyor olmalı.
Ersun Yanal'ın göreve getirilmesini zaman ve yapı olarak doğru bulmamıştık. Yabancı teknik direktör ile beraber bu sorumluluğu paylaşması daha iyi bir modeldi bize göre. Endişelerin kaynağı ise sadece erken olması değildi. Şüphelerimiz futbolu yönetenler, yönetmek isteyenler ve organizasyon sorunları üzerineydi. Yanılmamışız.
Fatih Terim'in, toplumda layık görülen pozisyonu ile hiçbir doğru yönü olmayan böyle bir devir teslimin tarafı olması büyük çelişkidir. Defalarca asla geri dönmeyeceğini söylerken milli takımı kabullenmesi de. Milan'da görevine son verildiğinden beri yapabileceği en doğru şey yurt dışında bir takım çalıştırmaktı. Yapamadı, başlayamadı bile. Fatih Terim kariyerinde geri adım attı. Terim'i futbol adamı kimliğinden başka noktalara taşıyan ve çok güçlü bağlar kurduğu spor camiasının onu sistemin içine bir şekilde tekrar sokma hevesi nihayet sonuç buldu.
Ama burada kimin geldiğinden daha da önemli sorunlarımız var. Şenol Güneş'in gelişinden gönderilişine, Ersun Yanal'ın tüketilişine, bir tek futbolcunun bir ülke futbolunu nasıl bölünme noktasına getirdiğine ve sistemi idare edenlerin vaziyeti kurtarmak için herşeyi göze alabileceğine kadar. Bu ortam, milli takım hocalığı makamını sürekli tek ayak üstünde bırakacak. Sallayacak.
Ersun Yanal'a karşı Galatasaray camiası ve bazı yazarların ciddi bir cephesi vardı. İstedikleri kamuoyunu bir nebze yarattılar. Kulüpçülük meselesine dönüştürüldü. Galatasaray yöneticileri hiç laflarını çekmeyip bunu defalarca beyan ettiler zaten. Altında ise alışkanlık yatıyor. 8-9 oyuncusunu A Milli Takım'a verme dönemlerinin arayışı. Oysa Ersun Yanal, Fenerbahçeli bir milli takım yapmıyordu. Aksine ilk 11 son yıllarda gördüğümüz en heterojen takımlardan biriydi. Şunu sormalılar: Fatih Terim çok daha farklı isimleri mi çağıracak?
Bu tartışmalar belki geçiştirilirdi, ama Hollanda'daki Dünya Gençler Turnuvası'nda tribünlerde Galatasaray taraftarlarının açtığı pankartlar ve yükselen Hakan Şükür sesleri bizim milli takımı nasıl bir batağın içine soktuğumuzu gösteriyor. Mustafa Denizli Fenerbahçe ile anlaştıktan sonra Avrupa Şampiyonası'nda tribünlerden bu yüzden hakaret yemişti. Galatasaray ağırlıklı milli takım döneminde ne karşı kampanyalar düzenlenmişti, ne Fatih Terim'in Galatasaray ile olan yakınlığı ve oyuncu tercihleri tartışılmıştı, ne de protestolar ve küfürler yükselmişti. Eğer Şenol Güneş'i, Ersun Yanal'ı sınırı aşacak şekilde hırpalayıp kariyerlerini ve itibarlarını bitirme noktasına getiriyorsak, bunu yapanların o geçmiş dönemi de iyi-kötü her yönüyle değerlendirip, kendilerini eleştirmeleri lazım.
Boyut değiştirme
Milli takımın, onu evinin bahçesine hapseden bağnazlardan sıyrılacağını umut ediyorduk. Onlara göre pivot santrfor taktiği dışında hiçbir oyun tarzı bizi başarıya ulaştıramazdı. Tüm toplar ona oynanacaktı. Diğer oyuncuların özgürlüğü ve yaratıcılığı kısıtlandı. Alternatif üretmeyi denemek isteyen teknik adamları da ya vazgeçirdik ya da bozgunculukla suçladık.
Hızlı, teknik orta saha ve forvetlerin olduğu Türk Milli Takımı, 2002 dönemindeki oyun bozan hüviyetinden güzel oyun oynayan ve rakibe bunu kabul ettiren hüviyetine geçiş yapmalıydı. Ersun Yanal'ın tüm hatalarına rağmen bunu denediğine inanıyorum. Devam ettirilmeli.
Yunanistan stilinin futbol alemine hakim olmasını engellemek vazifedir. Euro2004'de Hollanda, Portekiz, Çek Cumhuriyeti bu yüzden suçludur, çünkü çözümü aramadılar. Ciddiye almadılar. Oynatmayan olmak sadece kısa vadede prim yapar. Sürekli uygulayıp herkesi tuzağa düşüreceğiniz bir ekol olamaz. Ama pozitif oyunu kovalayanlar, kısa vadede kaybetseler de uzun vadede futbolun namus bekçileri olacaktır.
Türk futbolu, ne tek uzun forvetle oynama ne de tek takım merkezli milli takım modeline mahkum edilemeyecek kadar zengindir. Belki bir dönem için uygundu, ama aşama kaydettikten sonra hâlâ bunun hayalini kurup peşinden koşmak kolaya kaçmaktır. Kısa yoldan zengin olma yolu aramaktır.
ekoksaldi@milliyet.com.tr
|
|
|

|