Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 12 Temmuz 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Business    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yazar Aslı Erdoğan, yeni kitabı 'Hayatın Sessizliğinde'yi Milliyet'e anlattı
Hayat dehşet verici

Erdoğan, "Yazarken başka birine dönüşüyorum. Yazdığım zamanki benle, bu hayata dayanmam zor olurdu sanırım. Kendi hayatımıza ne kadar dürüst bakarsak, o kadar dehşetle karşılaşıyoruz" diyor

Filiz Aygündüz

Aslı Erdoğan'ın, öyküden şiire pek çok anlatı türünü içeren yeni kitabı "Hayatın Sessizliğinde" çıktı. Erdoğan ile kitabı üzerine konuştuk.

Kimi 2003'te bienal için, kimi Paris'teki bir sergi için yazılmış metinleri, "Hayatın Sessizliğinde" adı altında toplama fikri nasıl oluştu?
Kitabın doğum anı, kitaba da adını veren "Hayatın Sessizliğinde" adlı metni yazdığım andı belki de. 11 sayfalık bir metindi ve onun bir kitaba dönüşüp dönüşmeyeceği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Sonra diğer metinler geldi. Son metin olan "Bütün Saatler ve Hiçbiri"ni yazdığımda, "Hayatın Sessizliği"yle başlayan bir çember çizdiğimi, başladığım yere döndüğümü, doğum, anne, yeniden doğuş temalarıyla yıllardır debelendiğimi fark ettim. Hiç zor olmadı ondan sonra hangi metinleri almam gerektiğine karar vermek... Zaten metinler de birbirini çağırdı.

Kitapta insanın ölümlülüğü gerçeği hiç unutmamaya ve hep hatırlatmaya çalıştığınız ana meseleniz gibi...
Benim ana meselem yazmak aslında. Biz hiç ölmeyecek gibi yazıp, aynı zamanda öleceğimizi bildiğimiz için de yazıyoruz. Bu ikisi hep sırt sırta. Belki hayatı da böyle sırtlıyoruz. Hiç kimse her an ölümlülük bilinciyle yaşayamaz. Derin bir unutuş üzerine kurulu hayat. Ama hayatımızı hayat yapan da bu bilgi. Sonsuz ve upuzun bir zaman yok önümüzde. Hayat dediğimiz ölümle sınırları çizili bir adacık. Yazı da tam bu noktada duruyor.

"3 - 4 sözcüğe sığıyor benim hayatım; keşke, gene de, her şeye rağmen..." diyorsunuz. Siz neyle başa çıkmaya çalışıyorsunuz ya da neye meydan okuyorsunuz?
Sanırım ben de herkes gibi insan olma durumuna meydan okuyorum. Belki de yetinemediğim bu insanlık hali... Belki daha fazlasını istiyorum ki, onu da kitabın bir yerinde itiraf ediyorum: "Belki de hayat bu, bilmediğin bir şeyin peşinden koşmak; adını bilsem çağırırdım onu..."

Sizin deyişinizle "yüzünüzdeki ölümcül ciddiyet", yazınızda da var; nasıl birisiniz siz, hiç sululuk yapmaz mısınız?
Aslında komik biri de olabilirim, son derece ciddiyetsiz, disiplinsiz de... Hangisi gerçek Aslı derseniz inanın bilmiyorum, ama yazarken başka birine dönüşüyorum. Gündelik hayatta taşıdığım Aslı'dan çok başka biri yazıyor bu yazıları. Hatta giderek bu uçurum da büyüyor. Yaşlandıkça ve yazdıkça daha sığ, daha vurdumduymaz, daha kaba, düşüncesiz olabiliyorum gündelik hayatta. Yazdığım zamanki benle, bu hayata dayanmam zor olurdu sanırım.

Kitaptaki bir öyküde kadın, "Soluk almak için bile durmadan anlatıyorum" diyor. Sanki siz de anlatmaktan vazgeçerseniz soluk alamayacaksınız... Çok dehşet verici bir şeyi anlatarak unutmaya çalışır gibi bir haliniz var.
O öyküdeki kadın, karşısındaki adama sürekli hayatının acılarını, travmalarını anlatıyor. Bu, benim birey olarak da yaşadığım bir his. Çoğu zaman, çok da yakın hissetmediğim insanların önünde böyle tamamiyle çözüldüğüm, tüm travmalarımı ortaya serip, hem kendime hem travmalarıma yabancılaştığım anlar oluyor. Sürekli anlatılan bir şey, atlatılır unutulur ama bir yandan da hep gündeme getirilir; içinden çıkamayacağınız bir çembere dönüşür. Öte yandan kendi hayatımıza ne kadar dürüst bakarsak, o kadar dehşetle karşılaşıyoruz. Hayatın kendisini dehşet verici buluyorum.

Oğuz Atay, "Kafka'nın dehşetinde, entropiyi sezmesinin payı vardır" demişti. Entropi için, en kaba tabirle, evrendeki her şeyin düzensizliğe doğru yol alması dersek, Kafka ile aynı dertten mustarip olabilir misiniz?
Sanırım hepimiz aynı dertten mustaribiz. Ama kimimiz bunu şöyle ya da böyle daha iyi tanımlayıp sözcüklere dökebiliyoruz ve bu konuda Kafka ile aşık atabileceğimi iddia edemem tabii... "Kırmızı Pelerinli Kent"te, Özgür'ün bakıp gördüğü, önce dehşete düştüğü, sonra çok sevdiği ve kendi ölümüne de yol açan şey tam da buydu; kaos; dağınıklık; o cangıl. Orada yazıyı, bu kaosu toparlama çabası olarak koydum. Ama tabii o müdahale de gene aynı yere götürdü, ölüme.

Başarılarım, derindeki boşluğu doldurmuyor

Kitapta, bir tek an için hayatının geri kalanını hediye edebilecek bir kadın var. Siz de öyleyseniz eğer; Fransız Lire dergisinin geleceğin 50 yazarından biri olarak sizi de seçtiğini öğrendiğiniz an da böyle bir an mıydı?
Buna sevinmedim dersem yalan olur. A.L. Kennedy'i de çok severim, oradaki 9 kadından biri; yani onunla aynı seçkide olmak bile beni mutlu ederdi. Ama gece olup da kâğıtların başına oturduğumda, bir cümleden ötekine beni bu duygu taşımıyor. Nobel almış olsam da taşımayacak. Böyle kariyer başarıları, belki belli öfkelerle, haksızlıklarla baş etmeme yardımcı oluyor ama daha derindeki boşluğu dolduramıyor.

Zor günler geçirdiniz, ama bu kitapta öfkeli tek satır bile yoktu neredeyse...
Benim belki de asıl çabam oydu; öfkesiz, dünyayla barışık olmasa bile onun kutsallığını gören Aslı olma isteği. Bunun için bekledim de. O dönem bir kitap çıkarsam bu kitap gibi olmazdı.

Şimdi nasılsınız?
Bir yanıyla özgürleştim. Eskiden insanların benimle ilgili ne düşündüğü, ne dediği beni çok yaralardı. Artık acıtmıyor değil ama iğne olmak gibi; acıtır ve geçer. O dönemde ayrıca çok sevdiğim birini kaybettim; onun trajedisinin yanında her şey ufak ve çirkin kaldı. Ayrıca son dönemlerde sağlığımı da bir kez daha kaybettim. Beni adam ediyor bunlar. Ben de herkes gibi küçücük şeylere takılıp son derece yoğun öfkeler duyabilecekken, duymuyorum artık... 3 test daha var. Sonuncusu 8 Mart 2006'da; doğum günüme geliyor; sanırım kurtardım.




GÜNCEL
10 yıl geçti cenazeler bitmedi
Şarap fabrikasına elektrik günahmış!
Genç yaşta ölümü herkesi ağlattı
Hayat dehşet verici
2 bin kişi izleniyor
'Çatışmayın, bombalayın'
Cücesiz Pamuk Prenses: Tori
'Mekânı cennet ruhu şad olsun'
Kürt grupları Kuzey Irak'a vize istiyor
'117 gün daha dayanamadın mı Alper Çavuşum?'
Doktorluğa ilk adım
Kalp cerrahlarına 'demeç' uyarısı
Alıkonulan Türk gemisi satılıyor
Şüpheli poşet uzmanı bekledi
Duruşmaya alınmadılar
Eşkıya yol kesip asker kaçırdı
'El Kaide neyse PKK da odur'
PKK'nın C-4'leri imha edildi
Bugün Steps Ahead


© 2005 Milliyet