|
Okuma yazmada yeni yöntem
Okuma yazma oranımız, onca kampanyaya rağmen hâlâ yüzde 80'lerde. Aktif okur yazarların oranı ise tam bir felaket. Yüzde 15 civarında. Daha da vahimi, giderek azalıyor olması. Kitap ve gazete satışları, bunun en açık göstergesi. 30 yıl öncesinin tirajları bugünden daha iyiydi...
Zor da olsa okuma yazma bilen bir toplum oluşturmaya çalışsak da, maalesef okur yazar bir toplum yaratamadık. Peki bunun kabahatlisi kim? Eğitim sistemi mi, televizyon ve bilgisayarlar mı, okumaktan çok konuşmaya dayalı genetik kültürümüz mü, yoksa çok daha farklı nedenler mi?
Bu konuda derin bir üzüntü içerisinde olan Milli Eğitim Bakanlığı, sonunda işin sırrını çözmüş. Meğerse tüm kabahat, okuma yazma öğrenme sistemindeymiş!..
Önümüzdeki öğretim yılında yeni müfredat programıyla, hem daha kısa sürüde okuma yazma öğrenecek, hem de elimizden kitabı ve kalemi düşürmeyecekmişiz.
Yeni sistem, çocuklarımıza sadece okuma yazma öğretmekle kalmayıp, Türkçeyi daha etkili ve güzel kullanma, iletişim kurma, problem çözme, karar verme ve yaratıcı yeteneklerimizin gelişmesi konusunda da yardımcı olacakmış.
Sizleri bilmem ama ben okuma yazma öğrenmeye harflerle başlamıştım. Aylarca çizgi çiziktirdikten sonra önce büyük harfleri, ardından da küçük harfleri öğrenmiştik. Daha sonra hece, kelime ve cümleler gelmişti. Bunun adına o zamanlar tüme gidim yöntemi deniliyordu. Yani önce tek tek parçalar öğreniliyor, ardından da bütün tamamlanıyordu.
Sonraki yıllarda bize öğretilenin tam tersi yapıldı. Bu kez tümden gidiş yöntemi uygulandı. Öğrenci önce cümleyi, ardından kelimeyi ve heceleri, en sonunda da harfleri öğrenmeye başladı.
Şimdi ise öğrenci önce sesleri öğrenecekmiş. Yani B'yi be, C'yi ce diye değil. Peki nasıl? İşte o uzun bir hikâye.
Fikret Öğretmen (Bal), üşenmemiş ve bu konuda geniş bir araştırma yapmış. Yeni sistemde S harfine artık se denmeyecekmiş. Bu ses, yılanın çıkardığı sesle ya da hava kaçıran lastikten çıkan hava biçiminde tanıtılacakmış.
Z harfi de bundan böyle ze şeklinde değil arının çıkardığı sese benzetilerek öğretilecekmiş.
Peki bu yöntem, evde karışıklık yaratmayacak mı? Tıpkı matematikte olduğu gibi. Harflerle, kümelerle matematiği modernize edeceğiz diye nesiller arasında kopukluk yaratılmadı mı? Üniversite mezunu anne babaların ilköğretim 3'üncü, 4'üncü sınıfta öğrenim gören çocukların karşısında aciz kalmaları bu yüzden olmadı mı?
Her neyse, biz yine konumuza dönelim. Yeni sistemle, yani ses temelli cümle yöntemi ile çocuklarımız sadece okuma yazma öğrenmekle kalmayıp, doğru telaffuz, akıcı konuşma ve her türlü sesi birbirinden ayırt etme yeteneği de kazanacaklarmış.
Benim merak ettiğim, hayatında hiç yılan sesi ya da patlak lastik sesi duymayan bir çocuğa, bu sesi nasıl anlatacağımız. Eee o da öğretmenlerin ve anne babaların yaratıcılığına kalıyor...
Umarız yeni yöntem başarılı olur. Ama sanki daha altyapı tümüyle hazır değil. Geçen öğretim yılında 9 kentte pilot olarak uygulanan yeni sistemden çatlak sesler gelmeye devam ediyor. Diğer okullardaki çocuklar okuma yazma öğrendi, bizimki hâlâ harflerle uğraşıyor diye okul değiştiren veliler de, hâlâ hafızalarda. Dahası ortada Talim Terbiye'nin onayından geçmiş ders kitapları da henüz yok.
Eğitimde yeni girişimler elbette çok önemli. Ama öğretmeni ve velileri bu konuda yeterince bilgilendirmeden atılacak her adım, sancıları da beraberinde getirecektir.
Özetin özeti: Eğer uygulama ertelenmezse, gelecek yıl eğitimde cümbüşe hazır olun. Matematik gibi okuma yazma öğretirken de sınıfta kalırsak şaşırmayın!..
aguclu@milliyet.com.tr
|
|